Hasan-ı Basri (rah) şöyle der: "Birtakım insanlar, Muaviye b. Ebû Süfyân'ın yanında konuşuyordu. Ahnef b. Kays ise susuyordu. Muâviye ona sordu:
"Ey Ebû Bahr! Sen niye konuşmuyorsun?' Ahnef b. Kays şu cevabı verdi:
Eğer yalan söylersem Allah'tan (c.c), doğruyu söy lersem senden korkuyorum."
“Kendi düşüncelerine dolan” ve “narsist” gibi ifadeler, bu tür insanların her zaman kendilerini düşünmekten memnun olduklarını düşündüebilir ama aslında bundan başka seçenekleri yoktur. Bir insan olarak kendi değerleri ile ilgili şüpheleri vardır. Fazlasıyla kendilerine odaklanırlar çünkü gelişimleri çocukluk dönemindeki kaygılardan olumsuz etkilenmiştir. Bu açıdan bakıldığında onların bencilliği, kendini izlemeye doymayan birininkinden ziyade kronik acı çeken birinin kendine odaklanması gibi bir şeydir.
…
Kendilerini derinlemesine dinlemedikleri için duygusal olarak olgunlaşmamış insanlar bir sorun olduğunda kendi rollerini düşünmezler. Kendi davranışlarini değerlendirmeler ya da nedenler üzerine düşünmezler. Eğer bir soruna neden olmuşlarsa, niyetim seni incitmek değildi deyip işin içinden çıkarlar. Bu durumda, yapmadıkları bir şeyden dolayı onları suçlayamazsınız değil mi? Böylelikle, benmerkezci yapılarından dolayı sorunun sizin üzerinizdeki etkisine değil kendi niyetlerine odaklanırlar.
Bir de, benden içtenlik beklemeyin Milena. Kimse bunu benden, benim kendimden beklediğimden fazla bekleyemez, ama bir sürü şey ellerimin arasından kayıp gidiyor, evet öyle, belki de her şey ellerimin arasından kayıp gidiyor. Fakat bu avda cesaretlendirilmek bana cesaret vermiyor, aksine, adım atamaz hale geliyorum, birdenbire her şey yalana dönüşüyor ve avlar, avcıyı boğuyor. İşte böylesine tehlikeli bir yoldayım Milena. Sizse bir ağacın dibinde sabit duruyorsunuz, genç ve güzelsiniz; gözlerinizin ışığı dünyanın acısını yansıtıyor. 'Skatule skatule hejbejte se'* oynuyoruz; ben gölgede sürünerek bir ağaçtan diğerine gidiyorum, yolun ortasındayım, siz bana sesleniyorsunuz, beni tehlikeler konusunda uyarıyorsunuz, beni cesaretlendirmek istiyorsunuz, ürkek adımlarım yüzünden telaşlanıyorsunuz, bana [Bana!] oyunun ciddiyetini hatırlatıyorsunuz; yapamıyorum, düşüyorum, yerdeyim işte. Aynı anda hem içimden gelen korkunç sesleri hem de sizi dinleyemem, ama ilkini dinleyip duyduklarımı size açabilirim; size, hem de dünyada başka hiç kimseye açamayacağım şekilde...
*Köşe kapmacaya benzeyen eski bir çocuk oyunu. (Ç.N.)