Sinema konusunda çok bilgili olan siz Cahiers du cinéma'cılar, biraz da sizin düzeyinize çıkmak için, dün akşam Annie Hall'u gördüm. O anda pek hoşuma gitti, işte en uygun sözcük bu, çok ''hoş''tu, sonra geçti. Ertesi sabah hiçbir şey kalmamıştı. Daha birkaç gün öncesine kadar hiçbir tanışıklığım olmayan Woody Allen sanırım çok düşünülüp taşınılmış bir sanattan yana; aynı şekilde, çok bölgesel, inceden inceye hesaplanmış, Chaplin'inkinden çok daha dar -alabildiğine dar- bir mizah anlayışı var Woody Allen'ın. Woody Allen neredeyse, orada kalıyor. Çevresinde hiçbir şey kımıldamıyor, nesneler tüm farklılıklarıyla durup duruyorlar, onunla birlikte harekete geçmiyorlar, hiçbir şeyi değiştirmiyor Woody Allen. Onun çevresinde New York da aynı. New York'u boydan boya kat ediyor. New York hep aynı. Şehir Işıkları'nda Chaplin mekânın bütünde yaşar. Her yanda yankılanır Chaplin. New York'ta ya da başka bir yerde, her nerede olursa olsun, Chaplin geçince, her şeyde onun yankısı kalır. Her şey Chaplin'dir. Tüm kent, kentler, sokaklar. Chaplin tek bir numarada, tek bir oyundadır; sanki tek bir kez, tek bir sessizlik, tek bir aşk, dermiş gibi. Bu oyun da yine tek bir yerde geçer ama, uçsuz bucaksız bir yerde. Burası bütünüyle Chaplin'in yeridir. Chaplin oynarken, kendine ait olan hiçbir şeyi saklı tutmaz, yedekte bırakmaz. Sahip olduğu her şeyi o anda oyununa katar.