Bindebir

Alfred Adler, aşırı güç edinme ihtiyacının içsel bir aşağılık duygusunu telafi etmeye matuf olduğunu söyler.
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Öldüğümde beni özlemeyeceksin.
Şizofrenlerin ne gibi duyguları vardır bilmiyorum, ama kimseyi özlemediklerinden eminim.
Sayfa 92
Alıntı
Zaman
Zaman, ırk gibi, kendisi mevcut olmadan meydana gelmeyecek kudretleri egemenliği altında bulundurur. Bütün inançları geliştirir ve öldürür, inançlar zaman sayesinde güç kazanırlar ve yine onun etkisiyle güç kaybederler. Zaman kitlelerin fikir ve inançlarını yani bunların filizleneceği zemine hazırlar. Bundan şu sonuç çıkar; bir devirde gerçekleşen fikirler, diğer devirde artık gerçekleşemez. Zaman, bir devirde fikirlerin olmasına neden olan, inanç ve düşüncelerin yığdığı, dibe çöktürdüğü tortulanmalarını sinesinde toplar. Bu fikirler gelişi güzel ve kendi kendine gelişmezler, kökleri uzun bir geçmişe dalar. Çiçeklendikleri zaman da, bunların açılmasını hazırlamış bulunur. Bu fikirlerin nasıl doğduklarını anlamak için daima gerilere doğru bakmak lazımdır. Bu fikirler geçmişin evlatları, geleceğin anaları ve her durumda zamanın eserleridir. Böyle olunca, zaman bizim hakiki hakimimizdir ve her şeyin değiştiğini görmek için zamanı kendi hareketi durumuna bırakmak yeter. Bugün kitlelerin tehdit edici tahriklerinden ve çıkarmaları muhtemel kargaşalıklardan ve tahriplerden korkuyoruz. Zaman, bozulan dengeyi yalnız başına tekrar yerine getirmeyi taahhüt eder.
Sayfa 66
Alıntı
Aşkın bilinç deneyimlerine yönelik örgütsel tehditler
... İlke olarak yeterli anlayışa sahip bir kişinin, araç etkinliklerini, amaç etkinliklerine dönüştürebilmek, sonsuzluğun bakış açısından kutsal ve sembolik olanı kendi çinde yaşamasını ve kendi aracığı ile ‘burada ve şimdi’ yi deneyimlemesini sağlamak mümkün olabilmektedir. Bu tür bir yaşantının deneyimlenmesini engelleyen şey nedir öyleyse? Genel olarak bizi indirgeyen, sağlıksızlaştıran ya da bizi gerileten tüm güçler olarak adlandırabileceğimiz her şey… Yani acı, hastalık, korku, ‘unutmak’, kendini ayrı tutmak, somuta indirgemek gibi şeyler. Bu durumda ‘ilahi’ deneyimleri yaşamamak, düşük ve daha alt bir bilinç düzeyinde tamamen işlevsel olamadığımız, en iyi durumumuzda ve bütünüyle insan olamadığımız, yeterli biçimde bütünlük bilincini yaşamadığımız bir düzeyde olmak demektir. Sağlıklı, iyi ve yeterli bir biçimde ‘insan’ olma kavramını yerine getirdiğimiz zaman, aşkın bilinç deneyimleri de ilke olarak, bizler için olağan bir duruma gelecektir. Belki de bana başta karşıtlık gibi görünmüş olan bu duruma, olması gereken bir gerçek olarak bakabildiğimizde, o kadar da şaşırtıcı görünmüyor. Daha önce hiç fark etmemiş, olduğum bir şeyin farkına vardım: Ortodoks inancını, yaşamın birçok alanını gerçek kutsallıktan arındırmış bir din olarak da ele alabiliriz. Bu ise, aşkın olanla, inançsız olanın karşıt uçlara sürüklenmesine ve bu nedenle de kavramsal, deneysel, uzamsal ve dünyasal olarak bir ayrıştırma yapılmasına neden olmuştur. Böylesi bir ayrıştırma ise, doruk deneyimlerin aslı ile açık bir biçimde çatışmaktadır. Ayrıca, Satori deneyimleri, Nirvana ve diğer geleneksel doğu doruk ve mistik deneyimlerin uyarlamaları ile de çatışan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu doğu felsefesi, kutsal ve kutsal olmayan ile dindar ve laik olanın birbirlerinden hiç de ayrı
Alıntı
Ziya Gökalp'in mısraları düsturumuz olacaktır: Demez taş, kaya Yürürüz yaya Türk'üz gideriz kızılelma'ya.
Alıntı