... İlke olarak yeterli anlayışa sahip bir kişinin, araç etkinliklerini, amaç etkinliklerine dönüştürebilmek, sonsuzluğun bakış açısından kutsal ve sembolik olanı kendi çinde yaşamasını ve kendi aracığı ile ‘burada ve şimdi’ yi deneyimlemesini sağlamak mümkün olabilmektedir. Bu tür bir yaşantının deneyimlenmesini engelleyen şey nedir öyleyse? Genel olarak bizi indirgeyen, sağlıksızlaştıran ya da bizi gerileten tüm güçler olarak adlandırabileceğimiz her şey… Yani acı, hastalık, korku, ‘unutmak’, kendini ayrı tutmak, somuta indirgemek gibi şeyler. Bu durumda ‘ilahi’ deneyimleri yaşamamak, düşük ve daha alt bir bilinç düzeyinde tamamen işlevsel olamadığımız, en iyi durumumuzda ve bütünüyle insan olamadığımız, yeterli biçimde bütünlük bilincini yaşamadığımız bir düzeyde olmak demektir. Sağlıklı, iyi ve yeterli bir biçimde ‘insan’ olma kavramını yerine getirdiğimiz zaman, aşkın bilinç deneyimleri de ilke olarak, bizler için olağan bir duruma gelecektir. Belki de bana başta karşıtlık gibi görünmüş olan bu duruma, olması gereken bir gerçek olarak bakabildiğimizde, o kadar da şaşırtıcı görünmüyor. Daha önce hiç fark etmemiş, olduğum bir şeyin farkına vardım: Ortodoks inancını, yaşamın birçok alanını gerçek kutsallıktan arındırmış bir din olarak da ele alabiliriz. Bu ise, aşkın olanla, inançsız olanın karşıt uçlara sürüklenmesine ve bu nedenle de kavramsal, deneysel, uzamsal ve dünyasal olarak bir ayrıştırma yapılmasına neden olmuştur. Böylesi bir ayrıştırma ise, doruk deneyimlerin aslı ile açık bir biçimde çatışmaktadır. Ayrıca, Satori deneyimleri, Nirvana ve diğer geleneksel doğu doruk ve mistik deneyimlerin uyarlamaları ile de çatışan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu doğu felsefesi, kutsal ve kutsal olmayan ile dindar ve laik olanın birbirlerinden hiç de ayrı