“Ama bizim için Tityos yeryüzündedir. O kıskançlık akbabalarının parçaladığı, sıkıntılı iç daralmasının tükettiği ya da başka bir tutkunun acılarıyla yüreği sızlayan, aşka gırtlağına kadar gömülmüş insandır. Sisyphos da aramızda yaşamaktadır. Göz diktiği okları ve korkutucu baltaları ele geçirmeye can atan ama her seferinde derin bir üzüntüye yenik düşüp geri çekilen görüntüsü gözlerimizin önündedir. Bir düşten ibaret olan ve asla verili olmayan iktidarı istemek ve onun ardından koşarken habire zorlu angaryalara katlanmak dağın tepesine varır varmaz yere düşüp aşağıya ovaya yuvarlanan bir kayayı büyük bir çaba göstererek dağın tepesine doğru itmek değil midir? Aynı şekilde, nankör ruhumuzun arzularını durmadan beslemek, onu her yıl geldiklerinde bize ürünlerini ve başka başka güzelliklerini getiren ama yine de bizim zevklere duyduğumuz açlığı gideremeyen mevsimler misali asla tatmin edemeyecek zenginliklere boğmak, bence, hiçbir çabanın asla doldurmaya yetmeyeceği dipsiz bir vazonun içine su dökmekle uğraştıkları söylenen, hayatlarının baharındaki şu genç kızların simgelediği şeydir.”
mevsimler birbirini kovalıyor, günler kaybolup haftalara, haftalar da aylara dönüşüyor. hayatı yavaşlatamıyorum ama ona ayak da uyduramıyorum. bir adım ileride olmak için ne kadar çaba harcarsam harcayayım, hayatımın hikayesinde hep geride kalıyorum. öyle olmamama rağmen kendimi yaşlı hissediyorum ve içimde sürekli zamanımın tükendiği hissi var.
Doğamız gereği yeteneğimizin az olduğu şeyler için çaba harcamaktan bütünüyle ve kendimizi zapt ederek sakınacağız; beceremediğimiz şeyi denemekten kaçınacağız. Sadece bu noktaya ulaşan kişi her zaman tam bir dirayetle tamamen kendisi olur ve kendinden ne bekleyebileceğini bildiği için asla hayal kırıklığına uğramaz.