geceleri saat üç dört sularında ne zaman otursam bir şey kafamın içini kazıyıp duruyor. insanlara ne kadar bel bağladığımız. birisi hayatından gittiği anda çöker kalp. kalp gerçekten çöker, kırılır, hâttâ japonlar bu hastalığa bir isim vermiştir. 'takotsubo kadriyomiyopatisi'
işte birisi bizden gittiğinde bu gizli sendromu yaşarız. şu an ne hissediyorum bilmiyorum, benden sonsuza dek ayrılan bir insan oldu ve bu satırları ona yazıyorum. her zaman nefret beslediğim, görünce yüzümü çevirdiğim, küfürler ettiğim o adam benden gittiği anda değerini anladım. öyle nankörüz ki gözümüzün önündeki hiçbir şeyi göremiyoruz. kendimizden bir nebze de olsa nefret etmeliyiz. hiçbir zaman kendini tamamen sevmek yoktur. bir insan kendini tamamen severse insanlığını kaybeder. öyle ya, hatasız kul olmaz derler, kendinde hiçbir hata görmezsen sen artık bir kul değilsindir. kul olmak benim tanımımda et parçasından oluşan bizleriz. tanrı'ya ait olmak zorunda değiliz fakat her sıkıştığımızda kendimizi ona atarız. işte bahsettiğim bu, bir şeylerden korkup o kaygı sana gelince her şeyin değerini anlarsın. tanrının, insanın, evcil hayvanın hâttâ cansız olan, önemsiz gördüğün o nesnenin önemi.
bu küçük konuşmadan size söyleyeceğim tek şey şu, gözünüzün önündeki güzellikleri görmek için pencerenizden çıkıp dünyaya biraz da çatıdan bakın. işte o zaman biraz delirip, mutlu bir insan olacaksınız.
okuduğunuz için teşekkür ederim.