yalnız kalmak, kendini tamamıyla akışına bırakarak, hiçbir çıkar yol aramadan bu azap verici gerginliğin etkisiyle sürüklenmek istiyordu. kalbine, ruhuna saldıran soruları çözümlemek istemiyor bunlardan tiksiniyordu.
Bu ahenk neydi? Küçüklüğünden beri onu çeken fakat bir türlü içine karışmadığı bu şenlik neydi?Her sabah ışıklarını açarak aynı güneş doğuyor; her sabah aynı gökkuşağı şelalenin üzerinden yükseliyor, her akşam uzakta ufkun ucunda şu karlı dağın tepesi aynı kızıl renge bürünüyordu. Güneşin ışığı altında etrafında dolaşan küçük sineğin bile kainatın bu ahengin de yeri var ve bunu biliyor üstelikte mutlu. Her küçük ot parçası büyüyor ve mutlu. Her varlığın bir yolu var. O da onu biliyor ve o yolda gelip giderken mutlu! Yalnız o bir şey bilmiyor ve bir şey anlamıyor. O her şeye yabancı, dünyadan elini eteğini çekmiş.
Yeter şu Avrupa’ya ağzımız açık, hayran hayran bakışımız… Bütün bunlar, bütün yabancı memleketleriniz, bütün şu meşhur Avrupanız fanteziden ibaret. Avrupa’dakiler de bizler de sadece fanteziyiz.