«Kendimizi olduğumuz gibi sevmeliyiz. Zayıflığımızdan şikâyet edip durumumuza üzülmemeliyiz. Üzüntü daima zararlıdır ve hep deliliktir. Doğru; cahiliz, kırılganız ve zayıfız; kuşkusuz ölüme yazgılıyız, bu kaçınılmaz bir gerçek ancak aynı zamanda sadece yaşıyoruz, dünyaya hayran oluyoruz, varoluşun tadını çıkarıyoruz, düşüncelerimizin kayıp gidişini ve değişen duygularımızı suyun akışı ve bulutların geçişi gibi izliyoruz. İşte, yaşamak dediğimiz şey kendimizi tanrı ya da kurban olarak görmeden, hoplaya zıplaya günden güne, saatten saate farklı var olmaktır. Sadece insan olmak, insan olmaktan mutluluk duymak ve böyle kalmaya çabalamak.»
Osmanlı, Söğüt'te kurulduğundan itibaren farklı ve daha hayırhah bir alternatif dünya görüşünün müjdecisi gibidir. Türkiye, bugünkü hâkim Batı dünya görüşüne alternatif bir dünya görüşünün başını çekebilecek konumdadır. Alternatif bir dünya görüşü derke, 1206 doğumlu Ahi şeyhi Edebali'nin talebesi ve damadı Osman Gazi'ye nasihatini hatırlayın. O nasihatin vazettiği dünya görüşünü değerlendirin. Haçlı seferlerini azmettiren Papaların söylemleri ile kıyaslayın. Osmanlı'da kölelerin inşa ettiği ne bir saray, ne bir yol, ne bir maden, ne de bir plantasyon olmadığını hatırlayın. Kölelerin canları pahasına teraküm ettirilmiş sermayenin inşa ettiği medeniyeti ulularken, Roma'da 100 bin kölenin kemikleri üzerine kurulu Colosseum'u yere göğe koyamazken, dünyada kendi payına düşene razı olanı, kul hakkını bugün bile gündemde tutanı hor görmek nasıl bir kıymet bilmezliktir takdir edersiniz. Biz cahildik, dünyayı bilmedik. Hâlâ da cahiliz. Ama en büyük günah cahillik değil, kötülüktür.