Safa tepesinde İsaf, Merve tepesinde ise Naile denilen bir put bulunuyordu. Müşrikler bu iki tepe arasında sa'y ettiklerinde, bu putlara sürünüyorlardı.
Müslümanlar, Cahilliye ehline benzemekten korktukları için, bu iki tepe arasında sa'y etmeyi günah saydılar. Bunun üzerine bu ayet indi. Safa ile Merve'nin Allah'ın dininin alametlerinden olduğunu ve bu iki tepe arasında sa'yetmede, müslümanlar üzerine bir günah olmadığını açıkladı. Zira müslümanlar putlar için değil, Allah için sa'y ediyorlardı.
Ne ilginçtir ki İslâm öncesi dönemlerde Arap kadını evlenme özgürlüğüne sahip iken ve kendi eşini dilediği gibi seçerken İslâm'dan sonra bu özgürğünü yitirmiştir. Fakat tarihî gerçek böyle olduğu halde aksini savunanlar çoktur. Oysa ki Muhammed'in Hatice ile olan evliliği bile onları yalanlamaya yeterlidir.
Ilerde "Çok Karılı Evlilik" bölümünde de göreceğimiz gibi Muhammed, daha henüz çobanlık yaptığı sıralarda Hatice adında dul ve iş sahibi zengin bir kadının hizmetine girmiş, daha sonra onun evlenme teklifini kabul etmiş ve on beş yıl sürecek olan bir evlilik yaşamına girmiştir. Bu olayı Arap yazarlar ballandıra ballandıra anlatmakla birbirleriyle yarışırlar ve Hatice'nin Muhammed'e nasıl göz koyduğunu ve Ebû Talib'i (yani Muhammed'in amcasını) araya katarak onu nasıl hizmetine aldığını, ona nasıl evlenme teklifinde bulunduğunu okuyucularına açıklarlar. Fakat bunu yaparlarken İslâm öncesi dönemde Arap kadınının evlenme özgürlüğünden yoksun olduğunu söylemekten ve kendi kendileriyle çelişmeye düşmekten geri kalmazlar. Hatice'nin evlenme teklifi karşısında Muhammed'in şaşırıp kaldığını ve karar veremediğini, vermek için başkalarından akıl istediğini belirten bir yazar şöyle der: "Son derece utangaç bir tabiata sahip olan Muhammed, böylesine itibarlı bir kadınla evlenmek hususunda tereddüde düştü. Ve ancak aile yakınlarıyla yaptığı görüşmelerden sonradır ki teklifi kabul etti".
Bu aynı yazar, Abu Umayya b. al-Mugira kızı Umm-i Seleme'nin Abd-ul Esed oğlu Abdullah'ı kendisine koca olarak seçmiş olduğu örneğini de eklemeyi ihmal etmez,
Hemen hatırlatalım ki "Cahilliye" döneminde Arap kadınının evlenme öz-gürlüğünü kanıtlayan tek örnek Hatice ya da Ummi-i Seleme örneği değildir. Nice benzerlerini sergilemek mümkündür. Bu özgürlük özellikle evlenme akdine rıza gösterme
"Ey Peygamber hanımları! Sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer Allah'tan sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki kalbinde maraz bulunanlar kötü ümide kapılmasınlar. Sözü ciddi ve güzel söyleyin. Evlerinizde vakar ve haşmetinizle oturun. Cahilliye dönemi kadınlarının kırıla döküle ziynetlerini göstererek yürüdükleri gibi süslenip yürümeyin. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah ve Resulüne itaat edin..." (Ahzab, 32/33).
“Kısaca Müslüman topluluğu henüz dört temel islam şartını yerine getirmek suretiyle asgari bir medeniyet seviyesine ulaşır. Bu topluluğun hem islami olup hem de cahilliye durumunda kalması mümkün değildir.”