Gereksiz cinsellikle doldurulmuş, anarşi ile hiçbir ilgisi olmayan, kitapla ilgili olumlu tek şeyin çevirisi olduğu, baya kötü bir kitap. Türkçesini okuduğum nadir kitaplardan, bu yüzden çevirmene ne kadar iş düştüğünü anlayabiliyorum.
Kitabın size sözünü verdiği kaotik dünyaya hiç inanmayın.
İnsanlık tarihini akıcı bir dille açıklamış, güzel bir kitaptır. Kişisel görüşüm sonlarına doğru sıkıcı olduğudur, ama bu benim teknolojiden hoşlanmıyor oluşumdan kaynaklanmaktadır.
Bence Chuck Palahniuk'un en iyi eseridir. Kitabı okurken "Yahu neler oluyor yav şu an?" diye merakla isyan etmek, muhtemelen başınıza sıklıkla gelecek olan bir durumdur. Bir gece evinde masumca oturan bir adamın hayatı, ciddi anlamda peygamber olmasıyla nasıl sonlanmıştır, bunu konu alır.
Dinler hakkında bilgi sahibi olmadan okuduğunuzda kendinizi eksik hissedeceğiniz, ama zaten "Bakın Lilith budur şudur." deme görevini kendine biçmemiş, okuduğum en iyi kitaplardan biri Kabil'dir. Yazarın dili kitap boyunca o kadar güzel akar ki, okurken sizi yormaz.
Konu olarak benim tahminimden çok farklı biçimde ilerler. Bir yolculuğun gerçek anlamda zamanda seyahate dönüşmesi ve Kabil'in üç büyük dinin karakterlerini ziyaret etmesi oldukça ilginçtir. Çevresinde sürekli insanlar olmasına rağmen Kabil'in ne kadar yalnız olduğu kitap boyunca hissedilir.
Ha bence Habil'de baya kötü bir bireydir. Ölmesi gerekiyordu demiyorum, ama biraz p**tluk yapmıştır.
Stephen King'in okuduğum ilk öykülerini içeren bu kitap, bence harikadır. Yazarı tanımak için gayet iyi bir başlangıç da üstelik. Belki de korku-gerilim türüne olan sevgim bu kitaptan kaynaklanıyor, bilmiyorum.
Kitap öykülerden oluşuyor. Hangisinin daha iyi olduğu çok kişisel bir tercih, ama bence Under the Weather'dır.