1970’li yıllarda kırmızı bereleri, beyaz tişörtleri, yapılı vücutları ile New York metrolarında küçük gruplar halinde heryerde nazır gençlerin, cürüme karşı gönüllü olarak kurduğu halkı koruma çeteleri olan “Koruyucu Melekler” beni çok etkilemişti. Ne var ki hem sağ, hem de solun tepkisini çektiler. Polis ve devletten yana olanlar ile insan haklarını koruyan liberal gruplar, ilk kez aynı konuda hemfikir olmuş, polis Melekler’i kendi görev alanlarına bir saldırı olarak gördüğünden, liberaller ise kendiliğinden oluşan savunma komitelerinin hukuk anlayışımızı çökerteceğinden olaya karşı çıkmışlardı. Hepsine göre esas mesele devlet ve hukuk sisteminin ayakta kalması olduğu için, her yıl metro ve sokaklar da binlerce kişinin öldürülmesi, yüzbinlercesinin soyulması temel ilkelerden vazgeçmemize neden olmamalıydı. Oysa hiç silah taşımadıklan halde Koruyucu Melekler’in varlığı bile metroda asayiş ve güveni sağlamada başarılı olmuştu. Bu çeteler sonraları Amerika’nın başka şehirlerine, hattâ İngiltere’ye bile yayıldı. İşte, reklam sabotajına karşı, şirketlere yaptığım önerinin temelinde Koruyucu Melekler’in bu girişimi yatıyordu. Eğer iki kıtada binlerce genç kendilerine bir tür kimlik veren kırmızı bereleri ve beyaz tişörtleriyle gönüllü olarak hayatlarını tehlikeye atarak tanımadıklan insanlan savunmaya kalkışıyorsa belki biz de onları örgütleyebilir; dünya me- gapollerinde sefaletten kınlan, geleceksiz, yüzbinlerce, milyonlarca genci şirketlerimizin çokuluslu taburlarına katılmaları için çok düşük bir ücret karşılığı seferber edebilirdik. Ettik de. Uygulanan pilot projede sokağa terkedilmiş bu kızlı erkekli gençler göreve yollanmadan önce kısa bir eğitimden geçirildi ve hepsi özel kıyafetlerle giydilirdi -Reebok, McDonald’s, Nestle, Mercedes, Camel, IBM, Mitsubishi, Sony,