Hayattan bağımsızlaşarak özgürleşmek midir asıl olan? Çevremizde olup bitenler hakkında hiçbir fikrinin olmaması insanı özgürleştirir miydi? Kişilere bağlı olmamak, sadece kendinle kalmak istesen seni rahat bırakırlar mıydı? Selçuk Baran bana kalırsa Mehmet Taşçı karakteriyle bunu sorgulamış. Etrafında olan bitene ilgisiz kalan bir adam kendi iç dünyasına çekilmiş, tarihe tarihi karakterlere gömülmüş. İnsanlardan kaçsa dâhi insanlar onu çok da rahat bırakmaya niyetli değil. Başladığı günlük sayesinde en önemsiz günlük yaşantısını bile deftere geçirdiğinde önem kazanır olmuş. Kaçtığı aşkı, kaçtığı hayatı. Reddetmiş hayatın ona diretttiği yaşam düzeni çarkını. İçine kapanan bir yaşantıyı okuyoruz . Kitaplardan ve bir çatı katından ibaret bir yaşamı. Aslında sadece bir çatı katı değil ve bu basit bir içe kapanış da değil. İnsan kaçsada düşüncelerden ve çevresinde ki insanlardan kurtulamıyor, insanların yargılamaları ya da kendi iç sesinin yargılamaları onu rahat bırakmıyor.
Selçuk Baran'ı geç tanımış olmamdan dolayı üzüntü duydum. Belki daha önce tanısaydım kayıp gitmekte olan hayatıma başka bir yön verebilirdim. Umarım siz sevgili okurlar onu daha erken keşfedersiniz. Türk Edebiyatında oldukça önemli bir yazar olarak anılması ve çok çok okunması gereken bir yazar. Değerinin biran önce bilinmesi dileğiyle.
Bir Solgun AdamSelçuk Baran · Yapı Kredi Yayınları · 20101,157 okunma
Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/CaC2x0xtJpA
Evet, maalesef 10 üzerinden 4 puan. Kitabın dilinden dolayı da değil üstelik. Peki, ben kimim de Cemil Meriç'i eleştiriyorum?
Ben sadece bir okurum. Bir kitabı ya da yazarı eleştirebilmek için illa ki fakülte okumaya ya da kitap yazmaya gerek duymayan birisiyim yani. Normalde kurgu eserleri okurken yazarın hayatını kitabın bir ölçüde dışında tutup yorumu da öyle yazmayı seven bir okurum. Fakat bu tamamen bir düşünce kitabı olduğu için mecburen Cemil Meriç’in düşünceleriyle birlikte bu kitabı yorumlamak zorundayım. Hatta zorundayım, çünkü sessiz kalamazdım...
Bu Ülke, gayet verimli ve ufuk açıcı düşüncelerle birlikte başlasa da kitabın sonlarına doğru gidildikçe maalesef Cemil Meriç'in düşüncelerinin freninin boşaldığı ve birden çelişki uçurumunun içine düştüğü bir kitap. Başlarda yapılan sağ-sol ayrımı, ana dili iyi bilmeye yapılan vurgu, kitaplar ve edebiyat hakkında söylenenler, Meriç'in genel kültürünün şahaneliği, dergicilik sektörü hakkındaki düşüncelerini okumak gayet keyifli... Hatta 89. sayfada dili Odysseia destanındaki Penelop'un örgüsüne benzetip hiç yerinde durmadan değiştiğini ve tamamlanmayacağını belirtmesi muhteşem bir benzetme mesela. Peki ya sonra?
Sonrası "dıj güçler", "üst akıl", "bunlar zillet ittifakı", "laiklik elden gidiyeah diyen dayı". Evet, yanlış duymadınız. Goodreads'de bu kitap için yapılan incelemelerden bir tanesinde aynen şöyle bir kısım geçiyor: "Cemil Meriç'in kitaptaki fikirlerinin kahvehanedeki dayının fikirlerinden tek farkı, süslü sözleri ve laf arasına sokuşturduğu önemli isimler. Gerisi aynı lakırdı." O kadar katılıyorum ki buna... Şu an "Bu Ülke"nin yaşadığı bütün iç sorunları "dıj güçler" ve "üst