“Kalpler taşlaşmamıştı daha.
Duygu vardı duygudaşlık vardı. İnsanın insan halinden anladığı, komşusu açken kendisi uyuyamayanların yaşadığı bir dünyaydı. Yardım, fedakarlık, iyilik diye bir şeyler vardı. İyiler saf, aptal ve budala diye horlanmamış, kötüler enerjik ve özgürlükçü diye yüceltilmemişti daha.”
“Sanki yürüdükçe anlayabilirmişim gibi, farkına varabilirmişim gibi belirsiz bir beklenti. Aradığım şeyin aslında içimde olduğu ve yürüyüş yoluyla ortaya çıkabileceğine dair belirsiz bir umut…”