Puan vermedi·159 syf.··
2025 147. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2025 19:35
Jules Verne'nin aynı isimli romanından esinlenerek çekilen bir film olarak beklentilerimi kısmen karşıladı diyebilirim. Ailecek izlenebilecek bilimkurgu, macera filmi diyebiliriz.Özellikle 12-18 yaşları arasındaki bireylerin muhayyile yeteneğine muhakkak katkı sunacaktır. Filmin konusu ve ilgi çekiciliği güzel, temposu gayet güzel ilerliyor.Ama bu büyülü dünya biraz daha betimlenip daha güzel bir cangıl ve doğal yaşam ortamıyla daha güzel sunulabilirdi.Yani bir yerde pat diye dinazor bir yerde pat diye deniz canlısı çıkıyor.Gelişme atmosferinde bir şeyler daha katılıp işlenebilirdi.Tabii ki kitabın verdiği hayal gücünü vermeyecektir.Ama unutulmaz yapmak için belli şeyleri üst seviyede tutmak gerekir.Filmdeki oyunculuklarda da etki ortalama kalmış.Yani tehlikeli maceralarda bile bir heyecan, korku, telaş duygularınü es geçmişler. Yani volkanın dibindeyken ateşe gömülecekken bile stressiz bir ortam sunabiliyor, bunu negatif buldum.Ortalama bir film olmuş diyebilirim. Atmosfer, senaryo ve oyunculuklar daha iyi olabilirdi.Ama boş zamanları macera filmiyle değerlendirmek isteyenlere de öneririm.
Bilim-Kurgu
Dünyanın Merkezine YolculukJules Verne · Okuryazar Yayınevi · 201712,3bin okunma
Puan vermedi·111 syf.··
2025 100. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 05 Ekim 2025 15:26
Doğanın uygar insan ile ilişkisi diğer hayvanların doğa ile ilişkisindeki gibi karşılıklı besleme ve dengelemeden ziyade dengesini bozup tüketme ikilemiyle biçimlenmiştir. İnsan, tarih öncesinde ve tarihin belli başlı dönemlerinde belli başlı uğraklarda (doğanın terbiye edici zoruyla) doğayla diğer hayvanlarınkinde olduğu gibi "doğal" ilişkilere girmiştir, ileride de girecektir. Uygar insan söz konusu olduğunda ise mesele, cangılın insanı ne kadar yutup cangıllaştırdığına karşın insanın cangılı ne kadar yutup insanlaştırdığının savaşıymış gibi görünüyor. Modern bilimsel devrim ve benzeri görülmemiş endüstriyel sıçrama, bir noktaya kadar insana doğayı yenmişlik, ona biçim verebilecek kudrete erişmişlik ve cangılı fethedip insanlaştırmışlık fikrini/hezeyanını vermiştir. Ancak doğanın bu hikayede bu tür normatif açıklamalarla bir ilgisi yoktur. Onun tek yaptığı doğa olmaktır. Ondan suyunu sömüretek aldığınızda yaptığı tek şey kendi akışı içinde kendi suyunu yeniden temin etmektir. Onun suyunu kirlettiğinizde aynı ilkeyle suyu temizlemer. Fosil yakıtını aldığınızda milyonlarca yıl içinde yarattığını milyonlarca yıl içinde yeniden yaratır. Havasını kirlettiğinizde milyonlarca yıl boyunca belli bir ölçü içinde sürdürdüğü (tarafınızdan tahrip edilmiş) düzenine kendi adımlarının hızıyla döner. Tüm bu sömürü ilişkisi boyunca doğa, doğalığını yapar. Sizin talepteki aciliyetinizi gözetmeksizin alldığınızı tekrar yerine koyar, onarır ve bunu yaparken nötrdür. Doğanın kendini onardığı hızdan daha hızlı bir şekilde onu tükettiğinde insana düşen ise sürekli daha az yakıt, temiz su, hava ve kaynaktır. "Cangıl"la arasında bir husumet varmış gibi ona yaklaşan insan bu nedenle "hezeyan" içindedir. Uygarlığın doğaya cephe almış doğası, kendi insani özünün, kendi varoluşsal çekirdeğinin
Edebiyat
KıraçGraciliano Ramos · Can Yayınları · 198511 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Medeniyet mi, doğal/arkaik toplum mu ?
9/10
·302 syf.··
2025 19. kitabı
Yazarın bu otobiyografik eseri, günümüzün birçok sorununa karşılaştırmalı ve deneyimsel bir cevap niteliği taşıyor. Yazar, farkında olarak ya da olmayarak, yaşadığı deneyimler aracılığıyla uygarlığın söylendiği gibi bir ilerleme ya da toplumsal refah anlamına gelmediğini gösteriyor. “Cangıl”da geçirdiği dönemden bunu açıkça görebiliyoruz. Bir kadın olarak uygarlıkla tanıştığında, ilk kötülüğü erkekten ve erkeği temsil eden kurumlardan gördüğünü çarpıcı bir biçimde ifade ediyor. Çocukluğundaki cangıl yaşamı, ahlaki değerleri, dayanışmacı yapısı ve toplumsal nitelikleriyle dikkat çekici. Var olan istisnai sorunların dışında; ekonomik, yönetimsel vb. günümüz sorunlarına alternatif bir yaşam biçimi sunuyor. Ancak cangıldaki bu doğal yaşam, küresel dünya düzeni ve onun dayattığı yaşam biçimi tarafından zamanla iğdiş ediliyor. Çıplak ya da doğal coğrafi “elbiseleriyle” yaşayan cangıl çocuklarına, yazarın misyoner ailesi tarafından Hristiyan eğitim elbiselerinin giydirilmesi; bu doğal yaşamın yavaş yavaş dönüşümünü metaforik biçimde gözler önüne seriyor. Değişen yalnızca elbiseler değil; aynı zamanda ahlaki ve toplumsal değerlerdir. Yerine ikame edilen ataerkil zihniyet, güç ve iktidar merkezli yönetim anlayışı, toplum olma bilincini yitirmiş bir toplumsallığı doğuruyor.
1000Kitap
Vahşi Beyaz KızSabine Kuegler · Literatür Yayınları · 200620 okunma
10/10
·302 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2025 15:39
Hikayemiz Paris'te başlayıp Afrika'ya kadar sürüyor leyleklerin peşinde . Yer yer Türkiye 'den de geçiyor yolculuk. Louise, kuşbilimci Max Böhm ile leylek göç yollarını inceliyor. Max yaşlanmıştir bu yüzden Louise'den yardım ister. Göçe giden bazı leyleklerin geri gelmemeleri şaşırtıcıdır. Bunun üzerine leyleklerin göç yollarını ziyaret etmek ve araştırmalarını derinleştirmek için bir seyahat planı yaparlar. Yolculuktan birkaç gün önce Louise, Max Böhm’ü ziyaret eder, ancak bir cesetle karşılaşır. Max Böhm ölmüştür ve cesedi bir leylek yuvasında bulunur. ***Cesedi bulan sizdiniz, değil mi? ------Evet ***Nasıldı? ------Ölü. Olayın kalp krizi mi yoksa cinayet mi olduğu araştırımaya başlanır. Olay, Dedektif Dumaz’a verilir. İlk otopsi sonucunda ilginç bilgiler ortaya çıkar. Kurbana kalp nakli yapıldığı ancak kalp nakli olduğuna dair herhangi bir hastane kaydına ulasilamamıştır. Ayrıca kalp vücutla çok uyumludur ve o bölgede böyle bir operasyon mümkün değildir. Yoksa olayın içinde organ mafyası mi vardır? Louise bu olaydan huylanmaya başlar ve Max 'in evine gidip ip ucu aramaya başlar . Değişik zamanlarda çekilmiş fotoğraflar , röntgen filmleri bulur ama bunlara bir anlam veremez merak içinde bu işin peşine düşer. Leyleklerin ve bu ölümün sırrını çözmeye karar verir. *-İnsanın hiç unutamadığı gerçekler var Louis. Mezar taşının mermerine kazınmış gibi, kalplerimize kazınan gerçekler.** Louise yollara düşer kendini Bulgaristan'dan, Akdeniz sahillerinden , İsrail ve Filistin 'den geçerek Afrika'nın balta girmemiş cangıl ormanlarinda bulur. Sözde kuşların güzergâhıni takip etmektedir fakat ardında cinayetler işlenmeye başlar hedef hem kendisi hemde anlam veremediği günahsız on beş, on altı yaşlarındaki çocuklardır. Bu zorlu akıl almaz yolculuk
Leyleklerin UçuşuJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 202412,4bin okunma
Puan vermedi
faruk duman'ın 1999'da yazdığı ikinci öykü kitabı av dönüşleri yazarın kesinlikle kalburüstü bir yazar olduğunu-kimbilir kaçıncı kez- kanıtlayan bir eser olmuş. sait faik hikâye armağanı da alan kitap altı ana hikâye içerisine serpiştirilmiş, bağımsız sayılabilecek, iç içe geçmiş, birbirini de tamamlayan kısa anlatılardan, izlenimlerden, çağrışımlardan oluşan gerçekten muazzam bir hikâye kitabı. ne anlatıyor değil, anlattığı şeyi nasıl anlatıyor diye düşünüyor ve önemsiyorsanız, istediğiniz buysa, faruk duman ta o zamanlar, 25 yaşındayken bir yazarın yazabileceği en güzel, en kıvrak, edebi cümleler ve bunların hepsinden ortaya çıkan gerçek bir edebiyat tadıyla, lezzetiyle yazıyor. faruk duman'ın eserlerinde karşımıza çıkan orman, dil ormanı, o cangıl; bütün o baş döndürücü hayvanlar, bütün o karmaşa, bütün o zihin ve dil kamaşması yine burada; orman, özellikle orman henüz eserin tamamına yayılmadan, daha bir kenarda ve şimdilik daha edilgen bir hâl içerisinde; ama hayvanlar neredeyse bütün hikâyelerde karşımıza çıkıyor, faruk duman olaylara değil insanların zihinlerine, zihinlerindeki akışa, sıçramalara, tepkilere, serbest düşünüş akışına odaklanıyor ve hikâyelerini zihinlerin, hatırlamaların ritmine göre anlatıyor. yazarlığının en başında da, bir kez daha, neredeyse her hikâyede bir hayvanla kesişiyor yolumuz: pancar vagonları'nda demir yollarında iç içe geçmiş insan hikâyelerinde dolaşıyoruz, yengecin günlüğü'nde geçmişi hatırlayan genç sevgiliyle kuma beraber gömülüyoruz yengeç gibi, hatırlıyoruz; atlar sabırsızı'nda bir koşuya kapılmış gidiyoruz; av dönüşleri hikâyesinde , ama avcıyız biz ve asla merhametli değiliz, çünkü daha başlangıçta bir dala tünemiş kalmış yabani bir hayvanı vurmak için diğer avcılarla koşuşturuyor ve mermilerimiz ıskaladığı için
Av DönüşleriFaruk Duman · Yapı Kredi Yayınları · 2022107 okunma
7/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2025 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2025 17:41
Kayıp Kentin Radyosu, bir radyo programının adı. Kendisi de bir kayıp yakını olan Norma’nın sunduğu program, bir programdan çok daha fazlası aslında çünkü iç savaş sırasında annesini, babasını, oğlunu, kızını, sevgilisini, arkadaşını, kardeşini, eşini kaybetmiş yüzlerce insanın küçücük de olsa bir umutla aradığı bir program. Sadece birinin kendisini dinlemesine ihtiyacı olanlardan tutun da kaybettiği yakını “belki dinliyordur” umudu olana, bir kez görüp aşık olduğu adını bile bilmediği kızı arayandan tutun da birinin kaybettiği yakınıymış gibi davranan sahtekarlara kadar pek çok insan arıyor programı. Kitabın adı her ne kadar radyo programının adı ile aynı olsa da romanın ana odağı bu değil, roman daha çok iç savaşın bir ülkenin insanlarının hayatını nasıl mahvettiğini kişiler üzerinden anlatıyor, dağılan aileleri, yerli dildeki adları silinip yerine bir rakam verilen köyleri, askerlerle gerilla arasında savrulan ve korkan insanları, yerinden yurdun edilmiş kentin kenar mahallelerine yerleşmiş ne yapacağını bilmeyen cangıl insanını, babasız kalmış çocukları, oğulsuz kalmış anneleri, kocasız kalmış kadınları ve daha pek çok acıyı anlatıyor. Hikâye nefis, çeviri tertemiz olmasına rağmen kurguda bir şeylerin oturmadığını hissettim. Detay sevdiğimden, karakterlerin psikolojisini ayrıntısıyla öğrenmek istediğim için bu güzel öykünün daha derin olmasını, Rey’i, Victor’u, Zahir’i, Adele’i ve en çok da Norma’yı daha da yakından tanımak isterdim. Savaşın kıyıcılığını her ne kadar insanın canını yaksa da güzel bir kitap.
Kayıp Kentin RadyosuDaniel Alarcon · Ayrıntı Yayınları · 2013120 okunma