Âşığım!
O bir kadındı ve ben de bir erkek, bir âşıktım ve aşkın aşk, erkeğin de erkek olmasının öncesindeki karanlık ve gürültülü cangıl günlerinden beri aşkın tüm sapkınlığı bana aitti.
İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
GİRİŞ: MEMPHIS'TE YÜRÜRKEN "Adam," dedim usulca. "Haydi Graceland'e gidelim." "Ne?" Ona yıllar önce verdiğim sözü anımsattım. "Blue Moon" günlerini, ona verdiğim sözü hatırlayamadı bile, ama bu sersemletici rutini bozma fikrinin onda bir şeyleri tutuşturduğunu görebiliyordum. Bana doğru dönüp ciddi olup olmadığımı sordu. "Ciddiyim," dedim, "ama bir şartla. İki bin beş yüz kilometrelik yolculuğu ben karşılayacağım. Memphis'e, New Orleans'a gideceğiz - Güney'in her yerine, nereye istersen oraya. Ama gittiğimizde sırf telefonuna bakıp duracaksan olmaz. Geceler hariç telefonunu kapalı tutacağına söz vereceksin. Gerçekliğe dönmemiz gerekiyor. Bizim için önem taşıyan bir şeyle tekrar bağ kurmamız gerekiyor." Söz verdi ve birkaç hafta sonra Londra Heathrow Havalimanı'ndan Delta blues diyarına doğru havalandık. Graceland'in kapılarına vardığınızda size etrafı göstermekle görevli biri olmuyor ortalıkta. Elinize bir iPad veriliyor, ufak kulaklıklar takıyorsunuz ve ne yapacağınızı iPad söylüyor - sola dön, sağa dön, düz git. İçine girdiğiniz her odada iPad unutulmuş bir oyuncunun sesiyle size o oda hakkında bilgi verirken, ekranda da odanın fotoğrafı beliriyor. Biz de Graceland'i kendi başımıza, iPad'e bakarak gezdik. Etrafımız Kanadalılarla, Korelilerle, Birleşmiş Milletler'in her birinden insanlarla çevriliydi; bomboş suratlarla ellerindeki ek-ranlara bakıyor, etraflarındaki hiçbir şeyi görmüyorlardı. Kimse önündeki ekrandan kafasını kaldırmıyordu pek. Yürürken insanları seyrediyordum ve gerginliğim gitgide artıyordu. Ara sıra birisi ka-fasını iPad'inden kaldırınca hafiften umutlanıyor, onunla göz teması kurmaya çalışıyordum, omuz silkip "Şuna baksana, bizden başka kimse etrafına bakmıyor, onca yoldan gelip de gözünün önünde duran şeylere bakmıyor," demek istiyordum - ama
Sayfa 13 - Metis/Ağustos 2025/10.basım/İstanbul
Hayata Dair
Reklam
Yaşamaksa asıl mesele, yaşayacağım - yamyam gibi olsa bile. Bugüne dek değerli kıçımı kurtarmaya çalıştım, kıçımı örten birkaç et parçasını korumaya. Artık paydos. Dayanına gücümün sınırlarına ulaştım. Sırtım duvara dayanmış, daha fazla gerileyemem. Tarih açısından ölüyüm. Ötede bir şey varsa eğer, geriye doğru sıçramalıyım. Tanrı'yı buldum ama beceriksiz çıktı. Sadece ruhani olarak ölüyüm. Cismen hayattayıın. Ahlaken özgürüm. Biraz önce veda ettiğim dünya bir hayvanat bahçesi aslında. Gün yeni bir dünyaya ağarıyor, sıska ruhların keskin pençeleriyle gezindiği bir cangıl dünyasına. Bir sırtlansam şayet, sıska ve aç bir sırtlanıın ben: Semirme zamanı.
Sayfa 96·Kitabı okudu
Gösteriş ve gösteri
“Diyeceğim, XIV. Louis'nin göz kamaştırıcı odalarında at koşturan perukalı, dantelalı kişiler, adım atma ve saç biçimlerini değiştirerek, hala şurada burada, çangıl-çungul dolaşmaktadırlar.”
Sayfa 119·Kitabı okudu
Bir sırtlansam şayet, sıska ve aç bir sırtlanım:Semirme zamanı.
Şu anda, yeni günün tan sessizliğinde, suç ve kederle başı dönmüyor muydu ki dünyanın? Tarihin döngüsü insan doğasının temel öğelerinden hangisini değiştirebilmişti? Ama doğasının iyi olarak nitelediği tarafına ihanet etmişti insan, buydu mesele. Ruhani varlığının en uç sınırlarında bir vahşi kadar çıplaktı yine ve Tanrı'yı keşfettiğinde üzerindeki her şeyden sıyrılmış olacaktı. Bir iskelet. Kemiklere ten giydirebilmek için tekrar hayata dönmek gerekir. Söz tene dönüşmelidir; ruh böyle ister. Gözüm nerede bir kırıntıya ilişse üzerine atlayıp mideme indireceğim. Yaşamaksa asıl mesele, yaşayacağım - yamyam gibi olsa bile. Bugüne dek değerli kıçımı kurtarmaya çalıştım, kıçımı örten birkaç et parçasını korumaya. Artık paydos. Dayanma gücümün sınırlarına ulaştım. Sırtım duvara dayanmış, daha fazla gerileyemem. Tarih açısından ölüyüm. Ötede bir şey varsa eğer, geriye doğru sıçramalıyım. Tanrı'yı buldum ama beceriksiz çıktı. Sadece ruhani olarak ölüyüm. Cismen hayattayım. Ahlaken özgürüm. Biraz önce veda ettiğim dünya bir hayvanat bahçesi aslında. Gün yeni bir dünyaya ağarıyor, ıska ruhların keskin pençeleriyle gezindiği bir cangıl dünyasına. Bir sırtlansam şayet, sıska ve aç bir sırtlanım ben: Semirme zamanı.
Alıntı
Çöl, bir orman ya da cangıl gibi bereketli, sağlıklı değildir. Hayat şekilleri bakımından çok yoğun ve gizemlidir. Birçoğumuz çöl hayatı yaşadık: Yüzeyde çok küçük, yerin altındaysa muazzam.
Sayfa 51
Reklam
Reklam