Can A.

Can A.
@cannslkci
Lawyer
Hukuk
Ankara
11 Ocak
116 okur puanı
Haziran 2026 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Küçük Prens /İnceleme/
Puan vermedi·112 syf.·
2026 2. kitabı
Antoine de Saint-Exupéry’nin çocuksu bir anlatı kabuğu ardına gizlediği Küçük Prens, rasyonalizmin ve modernitenin kıskacında ruhu kuruyan insanoğluna fırlatılmış en zarif varoluşçu manifestodur. Çölün o uçsuz bucaksız, medeniyetten yalıtılmış çoraklığında gerçekleşen o meşhur karşılaşma, aslında insanın kendi içsel hiçliğiyle ve unuttuğu özüyle yüzleştiği klostrofobik bir rüya sahnesidir. Küçük Prens’in uğradığı her bir asteroit, unvanların sahteliğine, mülkiyet çılgınlığına, anlamsız bürokrasiye ve sayıların mekanik dünyasına tapınan yetişkinlik cüretinin trajikomik birer panoptikonudur. Bu kozmik seyahati kendi felsefi penceremden süzdüğümde, eseri kaybolmuş bir masumiyetin nostaljisi olarak değil, yabancılaşmış modern çağda "sahici bir bağ kurma" eyleminin felsefi epistemolojisi olarak okuyorum. Çünkü bana göre yazarın tilki ve gül metaforları üzerinden kurduğu o "ehlileştirme" felsefesi, günümüzün kullan-at ilişkilerine ve narsisistik yalnızlığına indirilmiş en sert darbedir; bir gülü eşsiz kılan şey, ona akıtılan zaman, emek ve onun varlığına duyulan ahlaki sorumluluktur. "Gerçeğin mayası gözle görülmez" düsturuyla zirveye çıkan bu zamansız metni kapatıp gökyüzüne baktığınızda; evrenin o soğuk mekaniğinin kırıldığını, asıl vatanımızın mekânlar değil, kalbimizle ilmek ilmek dokuduğumuz o anlam evrenleri olduğunu sarsıcı bir uyanışla idrak ediyorsunuz.
Edebiyat
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015279,9bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sinekli Bakkal /İnceleme/
Puan vermedi·475 syf.·
2026 131. kitabı
Halide Edip Adıvar’ın Doğu ile Batı arasındaki o devasa medeniyet çatışmasını bir mahallenin dar sokaklarına, ahşap evlerine ve insan hikayelerine sığdırdığı anıtsal eseri Sinekli Bakkal, II. Abdülhamid döneminin o baskıcı atmosferinde saray aristokrasisi, tekkelerin mistik felsefesi ve halkın saf kültürü üzerinden muazzam bir Türkiye panoraması çizen köklü bir kültürel röntgendir. Romanın kalbinde atan Rabia, geleneksel Doğu müziğini ve kadının dirençli gücünü şahsında birleştirirken, onun İtalyan müzisyen Peregrini ile olan ilişkisi sıradan bir aşk hikayesi olmanın çok ötesine geçerek iki farklı dünyanın estetik ve felsefi bir sentezine dönüşür. Kendi edebi penceremden bu çok katmanlı mahalleye sızdığımda ise, bu eseri sadece tarihsel bir dönem romanı değil, bugün bile içinden çıkamadığımız o kimlik arayışımızın en dürüst aynası olarak okuyorum; çünkü bana göre Halide Edip, Doğu’yu körü körüne yüceltip Batı’yı şeytanlaştıran ya da tam tersi geçmişini tamamen reddeden o sığ aydın kompleksini bu romanda yerle bir etmiştir. Yazarın mahalle ölçeğinde kurduğu o mikro kozmos, aslında kendi köklerinden kopmadan dünyayı kucaklayabilmenin, yani "kendin kalarak" zenginleşmenin mümkün olduğunu gösteren muazzam bir felsefi reçetedir; nitekim kitabın kapaklarını kapattığınızda, kulağınızda bir ramazan ilahisinin huzuru ile bir Batı klasiğinin tınıları birbirine karışırken asıl medeniyetin ihtişamlı saraylarda değil, insanı insan kılan o kadim hoşgörüde ve kültürel sentezde saklı olduğunu çok derinden kavrıyorsunuz.
Edebiyat
Sinekli BakkalHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 202222,8bin okunma
Beyaz Diş /İnceleme/
Puan vermedi·258 syf.·
2026 76. kitabı
Jack London’ın adeta bir doğa filozofu titizliğiyle kaleme aldığı Beyaz Diş, pençe ve diş kanunlarının hüküm sürdüğü Kuzey’in dondurucu coğrafyasında, bir kurdun vahşi doğadan medeniyetin sınırlarına uzanan o sancılı esaret ve özgürlük serüvenidir. Eser, can alıcı bir hayatta kalma güdüsünün izini sürerken, aslında insan denilen canlının ne kadar gaddarlaşabileceğini ya da ne denli şefkatli bir kurtarıcıya dönüşebileceğini bir hayvanın algı dünyasından bizlere izletir; onun uğradığı her haksızlık, bizim "uygarlık" dediğimiz o kibirli dünyanın maskesini düşüren sarsıcı birer darbeye dönüşür. Bu epik dönüşümü kendi edebi penceremden okuduğumda ise, Beyaz Diş’in hikayesini sadece bir hayvanın evrimleşmesi değil, hayatın bizi hırpalayıp kabuk bağlatmaya zorladığı o en yaralı anlarımızda bile içimizdeki saf cevherin doğru bir dokunuşla nasıl parlayabileceğini gösteren zamansız bir varoluş aynası olarak görüyorum. Çünkü bana göre London, Beyaz Diş’in şahsında aslında kırılmış, güvenini yitirmiş ve dünyaya karşı dişlerini bilemiş modern insanı anlatır; hayatta kalmak için hırçınlaşan ruhlarımızın ilacı kör bir itaat değil, kökleri en derine uzanan şefkattir. Kitabın kapaklarını kapattığınızda, o amansız doğanın ortasında bile nefretin kaleleri yıkılırken geriye kalan şeyin, evrendeki en ilkel ama en egemen gücün, yani koşulsuz sadakat ve sevginin o sarsılmaz zaferi olduğunu çok derinden kavrıyorsunuz.
Edebiyat
Beyaz DişJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202095,6bin okunma
Hamlet /İnceleme/
Puan vermedi·180 syf.·
2026 174. kitabı
William Shakespeare’in insanlık trajedisini tahtından indiren anıtsal eseri Hamlet, kusursuz bir saray entrikası ambalajına sarılmış, aslında insan bilincinin sınırlarını zorlayan karanlık bir varoluş laboratuvarıdır. Kirli ittifakların, sahte gülüşlerin ve her köşesinden güvensizlik sızan tekinsiz bir krallığın ortasında kalan Prens Hamlet; delilik ile dahilik, eyleme geçmek ile felç edici bir düşünce sarmalında kaybolmak arasındaki o bıçak sırtında yürür. Shakespeare’in dehası, kahramanını kör bir öfkeyle donatmak yerine, onu kendi zihninin parmaklıkları ardına hapsederek modern insanın o zamansız "Olmak ya da olmamak" arafını doğurmasıdır. Sahnedeki her diyalog ve o meşhur kafatası imgesi, tüm dünyevi ihtirasların ve unvanların ölümün mutlak sessizliği karşısında nasıl un ufak olduğunu yüzümüze çok sert bir şiirsellikle çarpar. Kendi edebi penceremden bu zihinsel labirente sızdığımda ise, Hamlet’in o bitmek bilmeyen duraksamalarını bir irade eksikliği değil, aksine insanın en asil ve dürüst direnişi olarak okuyorum. Çünkü düşünmeden harekete geçmek ilkel bir reflekstir; oysa Hamlet, atacağı her adımın kozmik ve ahlaki yükünü tartacak kadar uyanık, yani "farkında olan insanın" o kaçınılmaz lanetini taşıyan bir figürdür. Bana göre Shakespeare, Hamlet’in şahsında modern dünyanın tüm o ikiyüzlü maskeli balolarına, sahte uzlaşılarına ve gürültüsüne karşı duran ruhumuza felsefi bir ayna tutmuştur. Hayatın bizi ittiği o kirli çarkların arasında durup her şeyi en çıplak, en çiğ haliyle sorgulamak, ağır bir yalnızlığı beraberinde getirse de insana asıl haysiyetini veren yegâne eylemdir; nitekim perde kapandığında salona çöken o sarsıcı sessizlik, aslında kendi içimizdeki karanlıkla yüzleştiğimiz o sonsuz yankının ta kendisidir.
Edebiyat
HamletWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202358,5bin okunma
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu /İnceleme/
Puan vermedi·112 syf.·
2026 14. kitabı
Geleneksel edebiyatın süslü betimlemelerini ve yapay kurgularını tamamen reddeden Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ile adeta bir insan ruhunun röntgenini çekerek Türk edebiyatında eşine az rastlanır, hipnotize edici bir psikolojik dehliz inşa eder. Roman, okuyucuyu daha ilk satırlarda her adımda parmak uçlarından kalbe doğru yayılan o tekinsiz, çiğ ve insanı dünyadan tecrit eden hastane koridorlarının ekşi ilaç kokusuyla, beyaz duvarların soğuk kasvetiyle ve ameliyathane kapılarında büyüyen o ağır sessizlikle sarsıcı bir şekilde baş başa bırakır. Hikayenin merkezindeki 15 yaşındaki adsız genç, sadece bacağını adım adım çürüten amansız bir kemik hastalığıyla savaşmaz; o aynı zamanda kenar mahalle yoksulluğunun, şatafatlı bir konağın gölgesinde kalmanın getirdiği sınıfsal ezikliğin ve narin bir genç kıza duyduğu o marazi, imkansız aşkın yarattığı devasa içsel fırtınalarla çarpışır. Peyami Safa’nın dehası tam da burada, fiziksel bir acı ile ruhsal bir ızdırabı birbirinin içine öyle kusursuz eritmesinde saklıdır ki, okurken karakterin bacağındaki o zonklayan, sızlayan ağrıyı kendi vicdanınızda ve kemiklerinizde hissetmeye başlarsınız; hastanenin o kasvetli koridorları, bir süre sonra kahramanın kendi iç dünyasının klostrofobik bir yansımasına dönüşür. Acıyı asla ucuz bir ajitasyon ya da gözyaşı malzemesi olarak kullanmayan yazar, aksine onu insan ruhunu ya tamamen erdemli kılan ya da içten içe çürüten felsefi bir laboratuvar, bir varoluş sınavı olarak masaya yatırır. Doğu-Batı çatışmasını, zenginlik ile fakirlik arasındaki o aşılmaz uçurumu bir hastane odasının penceresinden dışarıya bakarak analiz eden bu kült metin; kurgusal hiçbir şaşırtmacaya ya da yapay edebi oyuna sırtını dayamadan, gücünü sadece o çıplak, dürüst ve sarsıcı gerçekliğinden alır. Son sayfayı
Edebiyat
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2022121bin okunma