Dünyadaki kötülük neredeyse her zaman cehaletten kaynaklanır ve eğer aydınlatılmamışsa, iyi niyet de kötülük kadar zarar verebilir. İnsanlar kötü olmak yerine daha çok iyidir ve gerçekte sorun bu değildir. Ancak insanlar bir şeyin farkında değillerdir, şu erdem ya da kusur denilen şeyin ;en umut kırıcı kusur, her şeyi bildiğini sanan ve böylece kendine öldürme hakkı tanıyan cehalettir. Katilin ruhu kördür ve insan her tür sağduyudan yoksunsa güzel aşk ve gerçek iyilik diye bir şey olmaz.
O zaman cesaretlerinin, iradelerinin ve sabırlarının yıkımı öyle ani oluyordu ki kendilerini bu çukurdan asla çıkamayacakmış gibi hissediyorlardı. Bunun sonucu olarak, özgür kalacakları süreyi hiç düşünmemek, geleceğe hiç yönelmemek ve bir bakıma, gözlerini yerden başka yöne çevirmemek zorunda kalıyorlardı. Ancak doğal olarak bu acıyı kandırma ve mücadeleye girmemek için kendini çekme yöntemi, bu sakınımın ödülü beklendiği gibi çıkmıyordu. Ne pahasına olursa olsun, hiç istemedikleri bu yıkımdan kaçtıkça, gelecek birlikteliklerinin görüntüleri içinde vebayı unutabildikleri ve sonuçta oldukça sık yaşanan şu anlardan kendilerini esirgiyorlardı. Bu uçurumların ve bu tepelerin tam ortasına düşmüş, yaşamaktan çok, yönü belli olmayan günlere ve kuru anılara kendilerini bırakmış, acılarının toprağında kök salmayı kabul etmedikçe gücünü toplayamayacak serseri gölgeler gibi akıp gidiyorlardı.
Kimdi bu? Dost mu? İyi bir insan mı? Bu işte payı olan biri mi? Yardım etmek isteyen biri mi? Yalnız mıydı? Herkes orada mıydı? Herhangi biri yardım eder miydi? Unutulmuş itirazlar var mıydı? Olmalıydı. Mantık sarsılmazdı ancak yaşamak isteyen biri direnmezdi. Hiç görmediği yargıç neredeydi? Asla ulaşamadığı yüksek mahkeme neredeydi?