cantabile

cantabile
@cantabile
''Tüm annelik duygularının en mutlu günü Mrs. Bennet'in pek meziyetli iki kızından kurtulduğu gün oldu. Ardından ne keyifli bir gururla Mrs. Bingley'i ziyaret edip Mrs. Darcy'den bahsettiği tahmin edilebilir. Keşke, ailesinin hatrı için, çocuklarını gelin etme tutkusunda elde ettiği başarının onu hayatının geri kalan kısmında makul, sevimli, aklı başında bir kadın yaptığını söyleyebilseydim; yine de belki, arada bir sinirli ve daima aptal olmaya devam etmesi sıradışı bir ailevi mutluluğu beğenmeyebilecek olan kocası için hayırlı olmuştur.''
Reklam
''Elizabeth Mr. Bingley'in tatlı bir arkadaş olduğunu, çok kolay idare edilmesinin onu çok değerli yaptığını söylemek istedi, ama kendini tuttu. Darcy'nin henüz alay edilmeyi öğrenmesi gerektiğini, ama başlamak için biraz erken olduğunu hatırladı. Darcy, Bingley'in tabii sadece kendisinin yanında sönük kalacak mutluluğunu hayal ederek konuşmayı eve gelinceye kadar sürdürdü. Holde ayrıldılar.''
''Mr. Bennet meseleyi farklı şekilde ele aldı. 'Demek Lizzy,' dedi bir gün, 'ablan aşkta kaybetti. Onu tebrik ederim. Evlenmek kadar, her kız arada bir aşkta kaybetmeyi de sever. Düşünecek bir şey olur, ona arkadaşları arasında bir tür farklılık verir. Senin sıran ne zaman geliyor bakalım? Jane'in uzun süre gerisinde kalmaya dayanamazsın. Zamanın geldi. Meryton'da ülkedeki tüm kadınları hayal kırıklığına uğratacak kadar çok subay var. Seninki de Wickham olsun. Hoş adam, seni bir güzel terk eder.''
''Ne var ki kaderin tüm beklentilerimi yerine getirmesi ve benim de bunun ötesinde hiç bir şey talep etmeyişim bir alışkanlık haline geldiğinden bu hal giderek yaşamımda bir heyecan eksikliğine ve cansızlaşmaya yol açtı. O dönemde bazı yarı farkındalık alanlarında bilincine tam varmadan içimde özlemini çektiğim şey arzulardan ziyade, arzulama arzusuydu; daha güçlü, daha bağımsız, daha tutkulu, daha doyumsuz istek duyma, daha yoğun yaşama, belki de acı çekme ihtiyacıydı. Fazlasıyla aklı başında bir yöntemle varoluşumdan bütün çelişkileri uzaklaştırmıştım ve bu çelişki yokluğu canlılığımı söndürüyordu. İsteklerimin giderek daha da azaldığını ve zayıfladığını, duygularıma bir tür donukluğun yerleştiğini görüyordum; belki de en iyisi şöyle ifade edecek olursam, bir tür ruhsal iktidarsızlık ve yaşamda tutkuyla yer alabilme yetersizliği hissettiğimi söyleyebilirim.''
''Ertesi gün her şey yine normal halini aldı. Vişegradlılar mutsuzluğu hatırlamasını sevmezler, hiçbir şeye de önceden üzülmek adetleri değildir. Gerçek hayatta zaman zaman böyle durgunluk çağları vardır. Onu hiçbir zaman erişilmeyen güvenilir bir hayatın özlemiyle karartmanın anlamı yoktur.''
Reklam