cantabile

cantabile
@cantabile
''Ekibi etkilediğimi hissedebiliyordum. O anda basiretli, yılmaz, zamanlaması mükemmel mülakat becerimle bu inatçı çıplak kadın vakasını çözdüğüm için gururlanmalıydım. Psikiyatrist olarak oynadığım rol sırasında söylemiş olduğum bir şeyin, bu sanrılı, sessiz kadını normal bir insan gibi konuşturmuş olmasından gurur duymalıydım. Elbette okula gitmiş, kitaplar okumuş, sınavlardan başarıyla geçmiştim ama şimdi gerçek dünyada doktoru oynuyordum ve bir hastayı gerçekten iyileştirmiştim. Ne yazık ki söylediklerimden hangisinin işe yaradığını bilmiyordum.''
Reklam
''Nakış gözlüklerinin üzerinden bana baktı. 'Jean Louise', iyi insanlardır elbette, bu konuda hiçbir kuşku yok kafamda. Ama onlar bizim gibi insanlar değil.' 'Onlar on para etmez insanlardır, demek istiyor, Scout,' dedi Jem. 'On para etmez ne demektir?' 'Şey, değersiz. Vakitlerini boşa harcamayı falan severler.' 'E, ben de seviyorum.' ''
''Başıyla Dill'i gösterdi: 'Olup bitenlere şu oğlanın henüz aklı tam ermiyor, biraz daha büyüsün midesi de bulanmaz, ağlamaz da. Belki de her şeyi... doğru bulmasa bile ağlamaz, biraz daha büyüsün yeter ki.' 'Neye ağlamam, Bay Raymon?' Dill'in erkekliği kabarmaya başlıyordu. 'Bazı insanların hayatlarını bazı insanların hiç düşünmeden cehenneme çevirmesine ağlamazsın. Beyaz insanların, bir an olsun siyahların da insan olduklarını düşünmeden onların hayatlarını cehenneme çevirmelerine ağlamazsın.''
''Yedi senedir bu sokaktan gayri, İstanbul şehrinde bir yere gitmedim. Ürküyorum. Sanki döveceklermiş, linç edeceklermiş, paramı çalacaklarmış -ne bileyim bir şeyler işte- gibime geliyor da şaşırıyorum. Başka yerlerde bana bir gariplik geliyor. Her insandan korkuyorum. Kimdir bu sokakları dolduran adamlar? Bu koca şehir, ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu. Sevişemeyecek olduktan sonra neden insanlar böyle birbirinin içine giren şehirler yapmışlar? Aklım ermiyor. Birbirini küçük görmeye, boğazlamaya, kandırmaya mı? Nasıl birbirinden bu kadar ayrı, birbirini bu kadar tanımayan insanlar bir şehirde yaşıyor?''
''İşte gençliğin en güzel duyguları ve büyük dramları böyle bitiyor. Neredeyse her sabah, benim Tours'dan Clochegourde'a gittiğim gibi, dünyayı fethederek, yüreğimiz aşka hasretle dolarak yola çıkarız; ardından birikimlerimiz çetin sınavlardan geçtiğinde, insanlarla ve olaylarla karşılaştığımızda, hiç farkına varılmadan her şey küçülür ve kül yığınlarının arasında bir parça altın buluruz. İşte hayat budur! Hayat olduğu haliyle budur: büyük iddialar, küçük gerçeklikler.''
Reklam