Cantay

Cantay
@cantay
Sürekli can çekişen ama ölmeyen, ölmemesi için efendilerin de kölelerin de ellerinden geleni yaptıkları bu sistem; hem öldürür (doğayı ve insanı, etiği ve estetiği) hem de yaşatır: açık yara gibi, irin gibi, kan kaybıyla, bilinç yitimiyle, kısmî felç halinde, lağımda ve pisliğin ortasında, üst baş kan içinde, elde bayrak, ağızda küfür, gözlerde linç isteği… Sistem, el ele, el birliğiyle, genişler, esnektir: Yitirdiği şeyin kendi hayatı olduğunun farkında olmayan bön ve budala yığın, seve seve yer aldığı sistem içinde itişip kakıştıkça, basamak sayısı sürekli artan merdivenin en altlarında herkes birbirini ezip tırmanmaya çabaladıkça, sistem yaylanır, esner, herkesi kapsamayı bilir. Üretim, tüketim, seyir, eğlence, boş zaman, görüntü, gürültü, iktidar hırsı… dışında kalma ihtimali taşıyanı; ya “birey olma”, “farklılık”, “marjinallik”, “özel hayat”, “muhaliflik” gibi söylemlerle emer, denetim ve Pazar içi kılar, ya da “toplum düşmanı” olarak damgalar, anarşist, terörist, bölücü, deli, meczup, aşırı, romantik… diye adlandırıp tanımlayarak, dışlar, kapatır, fiziksel olarak imha eder. Herkesleşenler, herkesleşmenin huzuru ve güveni içinde mutludur artık. “Her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir” diyen Balzac’tan, “mülkiyet hırsızlıktır” diyen Proudhon’a,; eşitsizliğin kaynağını, etrafını çevirdiği toprakları kendinin kabul ederek, eline aldığı sopayla burayı koruyan ilk insanda gören Rousseau’dan, “banka soymak değil, banka kurmak suçtur” diyen Bakunin’e… toplum tarihi, paranın ve sopanın iktidarının -iktisadın ve politikanın- yegâne temeli olarak suçun tarihidir. Başta devlet olmak üzere, hiyerarşik bir sistem halinde örgütlenmiş tüm kurum ve kitleler, suçun varlığı etrafında buluşurlar. Servet edinmeyi, serveti koruma ve artırmayı kural edinmiş toplum, gücünü,
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İyi Günlerinizde Kötülere Hazırlanın.Kış hazırlığını yazdan yapmak hem daha akıllıca hem de daha kolaydır. Varlık anında iyilik etmek kolay, arkadaşlar pek çoktur. Bu nedenle, sahip olduklarınızı kötü günleriniz için saklayın; çünkü düşkünlük insana pahalıya mal olur ve düşenin dostu olmaz. Size minnet duyan arkadaşlardan ve insanlardan bir kısmını elinizde tutun, bir gün gelecek, bedelleri yükselecektir. Aptal insanlar asla arkadaş sahibi olamaz; şanslı günlerinde onlar arkadaşlarını, talihsiz günlerinde ise arkadaşları onları tanımaz.
İlişkiler
Hey şeyin iç Yüzünü Görün Nesneler ve olaylar genellikle göründüklerinden farklıdır. Cehalet asla bir şeyin kabuğunun altına bakmaz, derinlerine inmez; ancak siz ona bu kabuğun içini gösterdiğiniz zaman gözünü açabilir. Yalan her zaman daha önce ortaya çıkıp, ahmakları da beraberinde onarılamaz hatalara sürükler. Doğruluk ise her zaman sona kalıp, zamanın kollarında aksayarak ilerler. Bu yüzden akıllı insanlar doğa ananın onlara iki tane bahşettiği kulaklardan birini “hakikat"i dinlemeye ayırırlar. Hilekârlık yüzeysel olduğu için, yüzeysel insanlar ona kolaylıkla kapılırlar. Sağduyu ise onun ulaşamayacağı yerlerde gizlenir ve sadece bilgelerle akıllılar ondan faydalanabilirler.
İlişkiler
Geri çekilmeyi Bilin. İnsanın hayattaki büyük derslerinden biri kendini frenlemeyi bilmesi, daha da önemlisi ise kendini bazı işlerden ve insanlardan yoksun bırakmayı öğrenmesidir. Değerli zamanımızı yiyip bitiren önemsiz uğraşlar vardır. Sizi ilgilendirmeyen, üstünüze vazife olmayan işlerle meşgul olmak, boş oturmaktan daha yanlıştır. Özenli bir insan başkalarının işlerine müdahale etmemeli, diğerlerinin de kendi işine karışmalarını engellemelidir. İnsan önce kendi işiyle ilgilenmek zorundadır, herkese yararlı olmaya mecbur değildir. Arkadaşlar için de aynı kural geçerlidir. Arkadaşınızın verdiklerini kötüye kullanmamalı veya verebileceklerinden fazlasını istememelisiniz. Özellikle kişisel ilişkilerde, her şeyin fazlası zarardır. Bilgece ve ölçülü bir yaklaşım, herkesin iyi niyetini ve itibarını en iyi biçimde korur, böylece dostluğun nimetleri de zamanla yıpranmaz. Böylece hem en iyiyi seçebilecek deha ve özgürlüğe sahip olur, hem de beğeninin yazılı olmayan kurallarına asla ters düşmezsiniz.
Sayfa 23 - maya kitap·Kitabı okuyor
İlişkiler
Stefan Zweig'in anlatımıyla Michel de Montaigne biyografisi
Montaigne’in yapıtının bütünü içinde yalnızca tek bir formüle ve tek bir katı sava rastladım: “Dünyanın en önemli şeyi, insanın kendi kendisi olmayı bilmesidir.” İnsanı soylu kılan, makam, kanın ayrıcalığı, yeteneği değil, kişiliğini korumayı ve kendine özgü biçimde yaşamayı başarma ölçüsüdür. Bu nedenle Montaigne’e göre sanatların en yüce olanı, kendini ayakta tutabilme sanatıdır: “Özgür sanatlar arasında işe, bizi özgür kılan sanatla başlayalım,” bu sanatı kimse, Montaigne’den daha iyi uygulamamıştır. İlk bakışta bu, önemsiz bir istem gibi gözükmektedir; çünkü insanın “kendi olarak kalması”, yaşamı “kendi doğal yapısı doğrultusunda” sürdürme eğiliminden daha doğal bir şey yok gibidir. Gerçekte, daha yakından bakıldığındaysa sormak gerekir: Bundan daha güç bir şey var mıdır? Özgür olabilmesi için insanın borçlu ve birtakım bağlantılar içinde olmaması gerekir; oysa hepimizin devletle, toplumla, aileyle aramızda bağlar bulunmaktadır: Düşünceler, konuştuğumuz dilin egemenliği altındadır; mutlak anlamda özgür insan düşüncesi, bir hayalden başka bir şey değildir. Boşlukta yaşamak olanaksızdır. Hepimiz bilincine vararak ya da varmaksızın, aldığımız eğitim sonucu ahlakın, dinin, dünya görüşlerinin kölelerine dönüşürüz; soluduğumuz, zamanın havasıdır. Kendini bütün bunlardan koparabilmek olanaksızdır. Bunu, kendi yaşamında devlete, aileye, topluma karşı görevlerini yerine getirmiş, dine en azından görünüşte sadık kalmış, davranış kurallarının dışına çıkmamış olan Montaigne de bilir. Onun kendisi açısından aradığı tek şey, sınırı bulabilmektir. Montaigne’e göre kendimizi ödünç verebiliriz; yapmamamız gerekense, kendimizi adamamızdır. “Ruhumuzun özgürlüğünü kendimiz için ayırmamız ve aksini yapmayı açıkça doğru gördüğümüz ender durumların dışında, ödünç vermememiz gerekir.”
Siyaset