yine güzel bir kitabı geride bıraktık. atom savaşından korunmak için güvenli bölgeye götürülen çocukları taşıyan uçağın bir adaya düşmesi sonucu hikaye başlar.
çocukların kurtulması için acilen örgütlenip bir şeyler yapmaları gerekiyor tabi. bu sırada farklı özelliklere sahip çeşitli çocuklar var adada. gözümüze ilk satırlarda Ralph ilişiyor, Ralph güzel, güçlü ve akıllı bir çocuk; Jack kural tanımaz, kindar, içinde kötülük barındıran bir küçük Hitler tabiri caizse. diğer kahramanımız ise diğerlerine göre varoş, daha alt kesimden, fiziksel olarak daha çirkin görünen fakat adada aklını en iyi kullanan Domuzcuk’tur.
olaylar birbirini izler, ortak amaç uğruna birliktelik başlar, daha sonra bireysel hırs yüzünden bölünme olur ve gruplaşma olur, bir başı Jack diğer başı Ralph çeker ama Ralph demokrasiden yanayken Jack diktatörlüğü zorbalığı benimser. işler çığrından çıkar ve adada ölümler olur.
açıkçası kitapta çoğu kavramın sorgulanışını gördüm. İyilik, kötülük, zorbalık, adalet, demokrasi, faşizm, benlik, kurumsal normlar, aidiyet duygusu, güçsüzlük, güruh içinde olmak vs.vs.vs...
zaten Sineklerin Tanrısı” kavramı insanların içindeki kötülüğü simgeler. ve bu ÇOCUKLARIN içindeki kötülüklerin tek sebebi, yaşadıkları coğrafyayı rol-model alıp içselleştirmeleri yüzündendir.