Nereden başlayacağımı bilemediğim nadir kitaplardan. İnanılmaz etkilendim ve neden dünyaya bu kadar mal olduğunu ve asla eskimeyecek bir klasik olduğunu anladım, bir daha unutmamak üzere.
Olayın akışından bahsedip sade şekilde özetleyerek sığ bir açıklama yapmak bu kitap için yakışı kalmaz.
Öncelikle, hayatımın bu döneminden sonrasına entegre edebileceğim erdemler, değerler öğrendim. Hangi süslü açıklama bundan daha mühim olabilir? Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine baktığımızda temelde güvenlik ihtiyacını görürüz. İçi aslanla dolu bir kafesteyken ne kredi kartı borcunu ne yarın oynanacak derbi maçını ne sevgilini ne de anneni düşünürsün. Sadece kendini düşünür ve 1 saniye daha yaşamak için her şeyini feda edersin. Herkes en önce kendini düşünür. Ama bunun sektiği durumlar da var mıdır? Kitapta bunun mümkün olabileceğini gösteren insan üstü, kudretli bir karakter vardı, Jan Valjan. Tabii isminin hikayenin farklı kısımlarında değişmesine karşın içindeki soyluluk, doğruluk, ve maalesef sefillik hiçbir zaman değişmedi. Doğruluktan, adaletten asla şaşmadı. En dipten başlayıp milyon dolarlara sahip olsa bile yüreğindeki sefaleti ve acınası kaderini bir türlü yenemedi… karakterlere çok değinmek istemiyorum zira benim için bunları yaşamak daha anlamlıydı lakin bir karaktere daha değinmek istiyorum, o da Javer. Hayatı boyunca kanun ve otoriteden asla şaşmayan, hayatını en derinden sarsacak bir olayla karşı karşıya kalsa bile nizamdan şaşmayan, duygularını içine gömmüş, ne görürse görsün retinasına sadece adalet düşen bu kaskatı herifin adı geçtiğinde irkiliyor ve meraklı ve gergin bir şekilde olacakları okuyorsunuz. Aslında bu iki olgunun savaşını da görüyoruz diyebiliriz. Fakat kitap dönüp dolaşıp bize aynı şeyi vurguluyor, dünyanın en günahkar insanı da olsa içinde bir