Puan vermedi·165 syf.·
2025 3. kitabı
Mehmet Orhan Okay 13 Ocak 2017'de kaybettiğimiz ve Topkapı Çamlık Mezarlığında ebedi istirahatgahında olan bir kıymetimizdir. Yazılarını, eserlerini severek okumuşumdur. Vefatından 2 yıl önce yayınladığı Anadolu'dan Hatıralarla Nurettin Topçu'nun Mektupları'nda yer alan bir ifade özellikle dikkati çekti ve üzerine bir hayli düşündüm. Orhan Okay rüyasını Nurettin Topçu'ya tabir ettiriyor ve rüyasında Karamazov Kardeşlerden bir sahne var, Topçu bu rüyadan son derece etkilenerek şöyle yazıyor cevap mektubunda: "Dimitri Karamazof’un rüyasını görselerdi. O zaman uyanırlardı. Ama bu herkese nasip değil ki. İmanın, Allah’ın lütfu olduğunu bilirsin. Âlemşümul merhamet duygusunda din ile milliyetin nasıl kucaklaştığını da yakından tanıyorsun. Görüyorsun ki âlemde hakikat birdir. Dinsiz milliyetçi bir hoyrat, milletten uzaklaşan dinci bir sahtekârdır. Turancılar gibi bizim İslamcıların da sefaleti bundandır. Hiçbirisi Allah’ı bilmiyor." diyor. Açıkçası önceden ben de böyle düşünürdüm fakat şimdilerde bu kanımdan bir hayli uzaklaştım. Turancılık ve İslamcılık bir zamanlar birbirine çok yakındı, pozitivist milliyetçiliğin gelişimi aradaki farkı keskinleştirdi ve hattı kalınlaştırdı. Milletler için soysuz bir dindarlık ve dinsiz bir soyculuk tasavvurunun kabul göremeyeceğini peşinen kabul ederim zira bunlar sadece zümreler için böyledir. Kişilere gelince en uçarı örnekleri bulmak kabil. Din de milliyet de bireyselliği sınırlayan iki ölçüttür. Bir şahsın bu ikisine aynı anda sahip olmadığı yahut aynı anda ikisine de sahipken farklı bir hayat tarzı sürmesi çok muhtemeldir. Kişiler bu bakımdan daha geniş bir perspektif arz ediyor. Nurettin Topçu'ya tüm Turancıları dinsiz gibi görmesini ve onlara hoyrat yakıştırması yapmasını yadırgamıştım fakat sonra düşündüm ki Topçu da en
Anadolu'dan Hatıralarla Nurettin Topçu'nun MektuplarıM. Orhan Okay · Cümle Yayınları · 201528 okunma
Puan vermedi
tıp antik çağ – hipokrat, “hastalıklar tanrıların değil bedenin ürünüdür” dedi; modern tıbbın temelini attı. – antik mısır'da beyin ameliyatları yapıldı. trepanasyon adı verilen yöntemle kafatası delinirdi. – antik yunan'da kadın doktorlar vardı ama sadece kadın hastalarla ilgilenebilirlerdi. – romalılar idrarı diş beyazlatmak için kullanırdı; içinde amonyak olduğu için işe yarardı. – yunanlılar hastalıkları “dört vücut sıvısının dengesizliği” ile açıklarlardı: kan, balgam, safra, kara safra. – antik yunan'da histeri bir “kadın hastalığı” sayılırdı. rahmin vücutta dolaştığına inanılırdı. – mısırlılar ilk protez ayakları ve diş köprülerini geliştirdi. estetik değil, işlev içindi. – antik çin'de akupunktur binlerce yıl önce uygulanıyordu. enerji kanallarını dengelemek için iğne kullanılırdı. – hipokrat, havanın ve suyun sağlığa etkisini fark etmişti. bulaşıcı hastalıklarda çevresel etkenleri suçladı. – romalılar sıcak su, soğuk su ve buhar banyolarını tedavi aracı olarak kullandı. termal kültür yaygındı. orta çağ – tıp çoğunlukla dine bağlıydı. hastalıklar “günahın cezası” sayılırdı, tedavi yerine dua önerilirdi. – kan aldırmak yaygındı. ne olursa olsun “fazla kan” zararlı sanılırdı, hatta sağlıklı insanlara da yapılırdı. – veba için önerilen tedaviler arasında güvercinle sürtmek, kanlı bezleri koklamak bile vardı. – cerrahlar genellikle berberdi. saç kesip diş çeker, kırıkları sarar, hatta amputasyon yaparlardı. – anestezi yoktu. alkol içirilir, bağlanır, bazen sadece dua okunurdu. – bazı hastalıkların şeytan tarafından gönderildiğine inanıldığı için, hastaya sopayla vurulurdu. – “kanatlı hacı” denen sahte doktorlar, köy köy dolaşarak yılan yağı gibi sözde ilaçlar satarlardı. – çürük dişleri çekmek yerine kurşunla kaplamak ya da iplikle sallamak yaygındı. ağrıya
Orta Çağ’dan KesitlerPınar Ülgen · Yeditepe Akademi · 20215 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·282 syf.··
2024 29. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2024 00:01
Babailer İsyanı, devletin ana demografik gücünü oluşturan ama kendi devletleri tarafından horlanan, yeterli mera bulamayan ve hayatlarını sürdürmekte zorlanan, kendi devletlerinin sınırları içinde istenmeyen vatandaş gibi hisseden ve bunu hazmedemeyen konar - göçer Türkmenlerin kıyamıdır. Zevk eğlence düşkünü 2. Gıyasettin Keyhüsrev yönetiminin yol açtığı çok kötü toplumsal ve ekonomik şartlar altında bunalan Türkmenler bunlardan kurtulmak, hayat şartlarını düzeltmek ve arzuladıkları şartlara kavuşmak için Selçuklu yönetimini de ele geçirmekten başka yol olmadığını düşünmüşler. İsyan Baba İlyas Horasani ve onun halifesi Baba İshak önderliğinde bir Mehdilik hareketi olsa da mezhebe dayalı bir din çatışması degildir. Selçuklu Türkiye'deki "kısmen İranlılaşmış" merkezî iktidar ve şehirli kesimle zor ekonomik şartlar altında yasayan konar - göçer Türkmenler arasındaki bir sosyal çatışmadır. Ayrıca isyana fakir Hristiyan köylüler ve yağma, çapul yapmak isteyen gruplar da dahil olmuştur. Baba İlyas adlı bu Türkmen şeyhi aslında tipik bir şaman özelliği gösteriyor. Öğretisi, konar - göçer zümrelerin şifahi kültüre dayalı (Bu şifahi kültür içinde İslam öncesi eski tabiat kültleri, şamanist uygulamalar ve özellikle Budizm, Zerdüştlük, Maniheizm gibi gibi dinlerin kalıntıları iç içe geçmiş), mitolojik ağırlıklı heterodoks bir İslam anlayışına dayanıyor. İsyandan sonra Anadolu'nun muhtelif bölgelerine dağılan Baba İlyas'ın halife ve müritleri özellikle Osmanlı Beyliği'nde belli bir nüfuz kazanmış fetih hareketlerine katılmışlardır. İşte bunlar Abdalan-ı Rum olarak bilinen dervişlerdir. Kimler yok ki: Hacı Bektaş-ı Veli, Sarı Saltuk, Şeyh Edebali, Tapduk Baba (Emre), Abdal Musa, Geyikli Baba, Kumral Abdal, Şeyh Balı, Şeyh Aynuddevle, Emirci Sultan, Barak Baba.
Babailer İsyanıAhmet Yaşar Ocak · Dergah Yayınları · 2011168 okunma
Define Peşinde Aşka Tesadüf Etmek
Puan vermedi·144 syf.··
2022 47. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Kasım 2022 17:59
Define, Mehmet Rauf’un macera türünde yazdığı roman ikilemesinin ilk kitabıdır. Roman, Erzurum Hastanesi Başhekimi Şakir Feyzi’nin günlüğüne yazdığı ve kendi başından geçen bir macerayı konu edinir. Şakir Feyzi’nin Erzurum’daki doktorluk hayatı, yaşlı hastası Hacı Hanım’ın ona bir sırrını açması neticesinde değişir. Hacı Hanım gençliğinde II. Abdülhamid’in paşalarından biri olan Abdüssamed Paşa’nın konağında kahya kadınlık yapmıştır. Bu sırada Paşa’nın canından çok sevdiği kızı Hâdiye’ye Raci Bey adında bir paragöz musallat olmuş ve onu kendisine aşık ederek kaçırmıştır. Raci Bey, böylelikle Paşa’dan para koparmayı planlamış fakat Paşa, kızını ne kadar çok sevse de Raci Bey’e para yedirmemiştir. II. Meşrutiyet’in ilanıyla devrilen hükümette görev alan Abdüssamet Paşa, sonunun geleceğini, konağının basılıp tüm mallarının yağmalanacağını düşünür. Bu nedenle kendisine bir şey olduktan sonra kızı parasız kalmasın diye varını yoğunu bir yere saklar ve bu hazinenin nerede olduğunu kahya kadına söyler. Kahya kadından tek isteği kızı Hâdiye’ye ulaşıp bu hazineyi ona vermesidir. Kahya kadın (Hacı Hanım) bir ömür Hâdiye’nin izini sürse de ona ulaşamaz. Kendi ömrünün sonunun geldiğini düşündüğünden bu sırrı doktor Şakir Feyzi’ye açar. Şakir Feyzi, ipuçlarını güç bela çözerek İstanbul’a giderek Hâdiye Hanım’ı bulur. Bu sırada Hâdiye Hanım’ın kızı Suzan’ı görür: “O anda kapıdan genç bir hanım girdi. Fakat bu tam mânâsıyla güneşin doğuşuydu. Annesinin yüz hatlarının daha dostça, daha asil bir ifadeyle âdeta parlayarak yansıdığı bu genç hanımın yüzü, annesi gibi bir güzellik abidesiydi. Bu kız, narin görünen ufak tefek vücut hatlarının umulmadık zenginliğiyle ve şiir gibi ahenkli, mânâlı bakışıyla, tebessümüyle parlıyordu.” (Rauf, 2022: 26) Alıntıdan anlaşılacağı üzere Şakir Feyzi
DefineMehmet Rauf · İthaki Yayınları · 20223,341 okunma
Iskender Palanın hayata bakışına hayranım
Puan vermedi·296 syf.··
2022 32. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2022 21:14
Dünyaya ait her bir ilgi, insanın eteğine farkına varılamayacak kadar ince ve gizli bir çengel atar. Evlatlar, arzular, mal mülk kaygısı,varlığa hükmetme iftirası, benlikler, yönetme ve emretme hakimiyeti... Bir uçtan diğer ucu koca bir dünya işte...O küçük küçük çengeller gitgide bizim yürüyüşümüzü, ilerlememizi, farkında olsak da olmasak da geciktirmeye başlar. Yolda yürürken eteklerimize takılan dikenlerdir onlar. Bir müddet sonra bir de bakmışız, dikenler bizi donatmış, adımlarımızı yavaşlatmış, bizden bir parçaya dönüşmüş, hatta bizi istila etmiş. Unutmamak lazımdır ki dünya bir topluma teveccüh etti mi başkalarının iyiliklerini, güzelliklerini eğreti olarak onlara verir; bir toplumdan da yüz çevirdi mi kendilerindeki iyilikleri, güzellikleri onlardan giderir. Dünyayı saran zaman,gitgide bedenleri yıpratır, dilekleri tazeler, ölümü yakınlaştırır,umulan uzaklaştırır. Zamanın cilvesidir ki her kim dünyaya dost olup onu elde etmeye çalışırsa zahmete düşer, kimde sırtını döner, onu gözden çıkarırsa huzura erer. Bizim dünyaya olan meylimiz işte şu sürrealist alayındaki hallerimiz gibidir. Yola çıkarken tedarikler, hazırlıklar ve bilcümle eşya ile hâla dünyaya ait idik, yolda onları yitire yitire onlarsız da olabileceğimizi öğrendik. Kabe'ye vardığımızda aslında aslında iki parça ihram bezinin dünya için kafi öldüğünü göreceğiz.Bakın işte, bunca savaş, çapul, cinayet, hırsızlık... Dünyalık uğruna ve dünya için...Oysa biz bu kervandan sonra bir kervana daha katılacağız.Istesek de istemesek de...O kervanda insanın devesinde taşıdığına değil kalbinde taşıdığına bakacaklar...Dünyadakiler yazık ki uykuda yol alan kervan ehline benziyorlar. Onlar uyusalar da kervan gitmeye devam eder. Bunun için Allah'ın bir meleği vardır, her gün bağırır; 'Doğun,ölüm için! Toplayın yok
Hayat ve İnsan
Kervanİskender Pala · Kapı Yayınları · 20214,543 okunma
10/10
·379 syf.··
Beğendi
·
2021 191. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2021 20:28
Kara Hasan ölse daha iyiydi. Yerin dibine batmıştı. Kimseden ses çıkmıyordu. Hacı’nın susacağı yoktu; “Çık ulan dağa pusu kur. Varsın seni de öldürsünler. Bir gün hepimiz ölmeyecek miyiz? Sığır çobanlığı yaparken ölmek, vatan için şerefle ölmekten yeğ midir ki hâlâ durursun?” Kanına boğulmuşçasına sustu, kaldı. Alnında boncuk boncuk terler birikmişti. Alelacele kalkıp gitmekte buldu çareyi. O gece tek başına yola çıktığında kulaklarında Divlimli Hacı’nın sözleri uğulduyor, midesi bulanıyor, göğsü sıkışıyordu. Bu halden kurtulmanın tek çaresi vardı. *** Aybars, atının üzerindeyken bir eliyle dizginleri tutup diğer eliyle tüfeğini havaya kaldırdı. Gök gürlemesine benzer bir sesle haykırdı: “Tarih, başıbozuk çetelerin yağma ve çapul ortamında birbiriyle dövüşürken, vatan esir edilince eşkıyalıktan Kuvayımilliye ’ye dönüştüğüne ve vatan imdadına nasıl koştuğuna şahit olduğu gibi güzel memleketimin her köşesinin işgalden kurtulduğuna da şahit olacaktır. Ant olsun! Eğer başaramazsak bize yazık olsun!”
Asi'nin ÇocuklarıEmine Özgenç · Akçağ Yayınları · 202116 okunma