Paylaşımın en mahrem halidir.
Sevgililiği; güven, saygı ve cinsellik olmak üzere üç temel üzerine oturtuyorum. Bu temellerden biri eksik olduğunda, ilişki güdük kalmaktan öteye gidemiyor.
Toplumun zihnimize işlediği yanılgılarla, bu güdüklüğü kabullenip cinsellik olmadan bir ilişki yürütmeye çalışıyorsun. Ve hep o eksik ayak yüzünden yıkılıveriyorsun. Sevgilin yanı başındayken ona dokunmadan, öpmeden, sarılmadan; uzaktayken ise onunla bir olmadan ilişkiyi oldurmaya çabalıyorsun. Erkek, "sevgilime zarar veririm" korkusuyla erkek olmaktan imtina ediyor; kadın ise toplumsal baskılar veya cahilce öğretilerle, kadınlığını yaşayamadan aşkı ve sevgiyi ilerletmeye çalışıyor. Çarpık fikirlerle temeli atılan bir ilişki, yıkılmak için bir sam yelini bekler.
"Odayı saran huzurun membası,
Ayağı saran köklerin sakası,
Lal gönlümün dilbaz dildarağası,
Elemli girift hayatın şinası
Sana tutukluyum, mecnun dahası..."
Ateşten Odam – Muzaffer “Nevazi” KOÇ
İnsan, sevdiğinin kokusunu hissetmek, paylaşımın en güzeline varmak istemez mi? Muhabbette sevişen zihinler, iş bedenlere gelince neden kendilerine ket vurur? Sevgi ve aşk bu değildir. Bu şekilde ket vuruldukça, aslında karşı tarafın sevgisine ve özlemine de set çekildiğinin farkına varılmaz. Saklandıkça değerli olacağını sanan gafil, doğru kişinin gelecekte değil, hislerinin bütünlüğünde ve yaşadığı anın içinde olduğunun ayırdına varamaz.
Varsın yıkılsın, yeri geldiği zaman. Yıkıntıları temizleyip yeniden inşa etmeyi öğrenmelisin. Eğer yaşadıklarını ve öğrendiklerini hazmederek yol alırsan, güven tekrar tesis edilir, saygı tekrar kazanılır, mahremiyet yine doğru insana açılır. Geleceğe sapasağlam bir yapıyla ilerleyemiyorsan, sen zaten o sevgiye ve aşka hiç layık olamayacaksın. Doğru insan gelmeyecek; çürüyüp gideceksin.