Kırıklık ve kırgınlık dilsiz ederdi insanı. Çare bitince söz de biterdi.
Sayfa 13·Kitabı okuyor
Kolektif var-kalma(conatus) Çabası
Devletlerin kendi egemenliklerini korumalarını sağlayacak yegane çare, sözleşmeyi şu ya da bu grubun yandaşlığıyla topluma dayatmak değil, sözleşmeyle birbirine bağlı birey, grup ya da toplulukların sözleşmeyi sürekli eleştirerek dönüştürme çabasına olanaklı tüm kanalları açık tutarak destek vermektir.. ..Devlet böyle yaparak bir anlamda kendi var-kalımının dayanağı olan sözleşmenin, birbiriyle rekabet, hatta çatışma içinde olan farklı söylem gruplarının güçleri yettiğince yapacakları etkilerle dönüşmesini, iyileşmesini ya da gelişmesini sağlayacaktır.. ..Devlet, politik var-kalım çabalarının herhangi bir grubun şiddet yardımıyla bir diğer grubu çabalayamaz kılmasının önüne geçmek için çalışmalıdır. Devletin meşru şiddet kullanım hakkı ancak bu çeşit bir politikayı iğdiş edici şiddete karşı geçerlidir.. ..Herhangi bir varlık için eyleme gücünü artırarak var-kalma ısrarı göstermesi, kendiliğinden iyi, sevinçli ve doğru olandır; kolektif bir arada kalışımızı daha sevinçli kılmanın bundan başka bir aşkın referansı da yoktur..
Sayfa 150·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hızır A.S
“O zorda kalanlara yardım eder. Şaşıranlara yol gösterir. Ümitsizlere ümit, çaresizlere çare olur... Yaptığı şeyler bazen çok büyüktür. Bazense çok küçük. Bazen küçük bir dokunuş insanın bütün hayatını değiştirebilir ya işte o cinsten.” demişti yaşlı adam. “Amma velakin bunun da bir şartı vardır. Yani onun yardımına mazhar olmanın...”
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Alıntı
Sen yârini bîhaber mi sandın? Yoksa seni terk eder mi sandın?
Özgürlük, eşitlik ve adalet” vaadiyle gerçekleştirilen 1908 Devrimi çare bekleyen kırsal Anadolu’da umut yaratmıştı. Ancak, hiçbir şeyin değişmediği görüldüğünde, geriye sadece, öfke ve düş kırıklığı kaldı. Köylüler anayasal rejimin adil bir vergi toplama yöntemi getireceğini, köyde yasa ve düzeni sağlayacağını, askeri hizmet yükünü azaltacağını ve keyfi devlet uygulamalarına son vereceğini sanmışlardı. Ancak, feodal beylerin, ağaların ve eşrafın iktidarı, devletinkiyle birlikte arttığı için durum daha da kötüleşti.
Alıntı
Hastalıklar bu kadar yayılmışken, artmışken yakalandığımız kronik bir rahatsızlıkta soluğu hastane koridorlarında alırken genellikle soğuk bir ifade ile aldığımız cevap: "Bunun tedavisi bu ilaç, ömür boyu kullanacaksın, bu hastalığı tamamen iyileştiren bilinen bir ilaç yok." Gerçekten yok mu? En baştaki hadise dönelim. Allah ve Resûl'ü her zaman doğ ruyu söylemiştir. O hâlde bu kadar tedavisi olmayan hastalık şeker hastalığı, hipertansiyon, hiperkolesterolemi, romatizma ve daha sayısız illetin neden ilacı yok? Var da biz mi bilmiyoruz? Var da birileri bunu saklıyor mu? Gelişmiş teknoloji neden bun-lara çare üretemiyor? Üretiyor da bizden mi saklıyor? Doğru cevap: Teknoloji ve teknolojiyi istedikleri gibi çıkarları için kullanan yeryüzünde ilahlık taslayan ekâbirler elbette birçok hastalığın doğru tedavisini biliyorlar. Hatta kendileri de genelde bunlara başvuruyorlar. Dünyada parayı elinde tutan patronların hayatları incelendiğinde hiçbirisinin başı ağrıdığında parol aldı-ğını, tansiyon ilacı kullandığını görülmez. Elbette de "Şifa" kav-ramının ilâhi boyutundan habersiz oldukları için tam anlamıy-la "biliyorlar" desek doğru söylemiş olmayız, ancak en azından doğrunun kendi ürettikleri olmadığını bildiklerinden eminiz.
Sayfa 302
Alıntı