• Atıf Hocanın müdafaası o kadar keskin ve siyasîdir ki, artık onu mahkûm edebilmek için:

    - Halis dindar olmak kabahati yüzünden asılacaksın? Demekten başka çare yoktur.
  • İllete hem en çare bulmalı, evet, yoksa böylesine sevdiğimiz
    bu sımsıcak aydınlık çok sürmeyebilir

    John Berryman (1914-1972)
  • Bu çağ garanti çağıdır. Kullandığın telefon, giydiğin gömlek, giydiğin ayakkabı, sürdüğün araba, ekin ektiğin tarla-bahçe, oturduğun ev, senetler, kredi kartları, beyaz eşyalar, güvenlik kameraları, yüksek duvarlarla çevrili evler/siteler. Adım attığın her yer garantide olan yerler. Yediğin içtiğin her şey garantide olan şeyler. İnsan böyle bir durumdayken nasıl düşünebilir? Neyi yazabilir? Belirsizlik olmadan hayatın heyecanı nedir, maceraların yolculuğu ne anlam ifade edebilir? Van Gogh, Çığlık tablosunu karnı tok, sırtı pek bir halde çizmedi. Çığlık tablosunun altında açlık var dostum, suskunluk, gözyaşı, çaresizlik var. Çığlık tablosu yaşamış olduğu hayatın çizmiş olduğu süredeki çığlığıdır. Geri kalan hayatı tablolara sığmadı, sığmaz. Çığlık tablosunu tekrar çizmek için bir hayatı yani bir insanı feda edeceksin. Ya o feda ettiğin insan tablo çizmezse? Düşünen insanların kaderi, bütün insanlar uçarken sürünerek onların uçuşuna bakmak, bakakalmak. Düşündüğü için sürünüyor, süründüğü için hasret kalıyor, hasret kaldığı için yazıyor. Sen uçarken yazabileceğini mi sanıyorsun? Kuru ekmeği aç bir fare gibi kemirmeden yazabileceğini mi sanıyorsun? Yanılıyorsun dostum. Şairin marifeti erişmek değil, hayal etmektir. Aç kediler gibi miyavlamadan anlayamazsın hayatı. Yaşamak istiyorsun ama korkuyorsun dostum. Aç kalıp dilenciler gibi köşe bucak sürünmekten korkuyorsun. Yaşamak, yaşamın anlamını hissetmen için ıstırapla yoğrulmuş bir hayatı yaşaman lazım. Hayatı köşesinden kemirmek, dişsiz kemirmek yani düşmemek için damaklarınla sıkı sıkı tutmaya çalışmak. Yaşamak lazım dostum. Yağmurun rahmetten çok yağan çekiçler gibi görmek, soğuğu iliklerine kadar hissetmek, aydınlığın yalnızca güneşle geldiğini görebilmek lazım. Yazmak ve yaşamak istiyorsun. Beş dakika sokakta çıplak ayakla gezemeyecek kadar korkak ve anlamsız bir utangaçlık içindesin.

    Bütün servetini dağıt, bütün sevdiklerinden vazgeç, bütün ümitlerinden sıyrıl, planlarını dağıt, olduğun yerden çıkıp yabancı bir memlekete kaç, pasaportla değil bir kaçakçı botuna atlayarak. Yaşamak budur! Hissetmek budur! Özgürlük budur! Ama sen kahvaltıda ‘’bu defa peyniri tam yağlı alayım, yağsız peynir gitmiyor’’ diyorsun. Ve peynir üzerine bir yazı yazıyorsun yahut markete giderken yolda karşılaştığın bir şahsın ruh halini yazmaya çalışıyorsun. Korkak ve birikimsizsin. Cebimde beş kuruş yoktu, evde değil kahvaltılık buzdolabı bile yoktu. Açlıktan midem gurulduyor, dün öğleden beri hiçbir şey yememişim, tütün içiyorum. Aç iken tütün çok ağır geliyor, su içip kendime gelmeye çalışıyorum. Sonra başım dönüyor tekrar yatağa dönüyorum. Sineğin vızıltısını dinliyorum. Bakkala gidip bir şeyleri borçla almak istiyorum ama gururuma yediremiyorum. Bu halde de duramıyorum. Bakkala gidiyorum. Bakkalcının önünde pilav, pilav üstü iki parmak kalınlığında et, yanında salatalık ve yoğurt duruyor. Kokusuna bile dayanacak halim yok. Yemeğe baktım sonra raflarda bir şeyler seçmek istiyorum. Bir ekmek ve su alıyorum. Adam sigarasını tüttürüyor. Öğrenci olduğumu biliyor, sürekli o bakkala gidiyorum. Yemek yedin mi diyor. Kısık bir sesle hayır diyorum. Hepsini tepsiyle beraber bana veriyor. Götür ye, borcunu da sonra ödersin diyor. Yaşamak budur sevgilim. Yaşamayı anlamak budur dostum. İsyan etmek buradan gelir. Bir süre sonra ben neden açım? Bunlar neden tok? Sorular soruyorsun ve isyan ediyorsun dostum. İsyan ettikçe öteleniyorsun, ötelendikçe yalnızlaşıyorsun, yıpranıyorsun, çıldırıyorsun ama daha da insanlaşıyorsun. Ve dünyayı değiştirmek istiyorsun. Kavgan başlıyor. Hiçbir şeye hiçbir şekilde değişmeyeceğin kavgan başlıyor. Vicdan kavgasıdır bu, hürriyet, özgürlük, hayat kavgası. Nazım Hikmet şair değil benim gözümde o bir kavga adamı. Yılmaz bir kavga adamı. Açlık ve çirkinlik. Yaşamak ve yazmak ve isyan etmek için bunlar yeterli dostum. Nietzsche’nin dediği gibi ‘’yaşasın ılımlı fakirlik’’…

    İhtiyarlamış zihinler, ihtiyarlaşmış duygular, yıpranmış bedenler. Böyle bir milleti yahut insanı kim ayağa kaldırabilir? Çürümüşe çare yok. Doğayı seviyorum bu yüzden. Doğada gezmeyen çıplak ayakların üzerindeki kafa çürümüştür, patlamıştır. Tefekkürden uzaktır. Tefekkürsüz aydın olmaz hatta insan olmaz. Doğa tanrımdır, tanrım merhametli ve haşin bir tanrı. Doğa seni aç bırakmaz, doğa sana kucak açar, et verir, meyve verir. Bir betonla kaplı evden çıkıp başka bir betonla kaplı yerde çalışmak. Zihinleri betonlaştırmaz da ne yapar? Garantide olmak şuursuzca tükenmektir. Van Gogh’un tablosunu milyonlara satıyorlar. İhanettir bu apaçık bir haysiyetsizlik ve ihanet. Zengin züppelerinin evlerini süsleyen açlıktan ölen bir adamın portresi. Gogh’un tablosu parayla satılmamalı dostum, paha biçilmez bir esere para biçmek ihanetin yüzkarası değilse nedir? Picasso’nun çizmiş olduğu tabloların bedeli öldürülen milyonlarca insan. Bu tablonun da mı fiyatı olmalı? Bir Picasso, bir daha çıkacak mı? Doğa Tanrı korusun. Burjuvacıların evleri daha da yeşillenmesin.

    Düşünmek, yazmak, çizmek daima ıstıraplı daima kavgalı. Şimdi ıstırap çeken sanatçı yahut düşünce adamı var mı? Yok. Kendi türlerinin sonunu getirdiler. Sanatçılık yahut düşünce adamı olmakta amaç karı davası, para davası. Kadın ve para neye bulaşırsa orası kirlenir. Evet, davası kadın olan tükenmiştir, çürümüştür, böcek gibi gebermiştir. Davası para olan ölmüş bir cesettir, mumyadır, heykeldir. Şu anki aydınlar?

    Yoklukta bir varlık doğuyor, kimsenin önleyemediği, kıramadığı, yıpratamadığı bir varlık. Yaşasın ılımlı fakirlik, yaşasın çirkinlik ve bitmeyen kavgamız.
  • - Tuza gitmekten başka çare kalmadı! Bu iş bize çok tuzluya oturacak ya, hiç yolu yok kardeşçik. Bu gidişle açlıktan kuyruğu titreteceğiz yoksa.
  • Çavdar Tarlasında Çocuklar; ergenlik dönemini zor bir şekilde atlatan Holden'ın 4.okulundan da atıldıktan sonra başıboş yaşadığı 3-4 günü kendi dilinden anlatıyor. Kitabı oldukça büyük eleştiriden sonra okumaya başladım o nedenle çok büyük beklentim yoktu ancak çok beğendim.

    Öncelikle belirtmem gerekir ki kitap gerçekten bir ergen bakış açısı ile yazılmış. Holden karakterinin gerçek olmadığına, yazar tarafından uyarlandığına inanmak çok zor. Çünkü bir başkasının dünyasını bu kadar anlamak ve doğru tespit etmek her yazarın başarabileceği bir şey değil. O nedenle de yazar benden tam puan aldı.

    Karaktere gelince; 4 kere okuldan atılan bu yüzden sürekli okul ve ortam değiştirmek zorunda kalan Holden'ı çok sevdim. Dayatılmış zorunlu eğitim sisteminden zevk almayan bunu da gayet açık belli eden aslında çok başarılı görünen öğrencilerden çok daha akıllı olduğunu düşündüğüm bir karakter. Bence en güzel yanı da oldukça vicdanlı oluşu özellikle kızlarla ilgili düşünceleri, ölen kardeşi Allie ve kız kardeşi Phoebe ile ilgili olan diyaloglar çok hoşuma gitti. Kitabın genel diyologları ve konuşma üsupları da oldukça iyi, tam bir ergen dili ve çok da başarılı.

    Derslerinde başarılı olamayan bu yüzden de tembel gözü ile toplumdan soyutlanan çocukları anlamak için bence ideal bir kitap. Ben Holden ile tanıştığım için çok memnum oldum. Onun sayesinde okulda başarılı olmanın dünyada mutlu olmak ve iyi işler yapmak için tek çare olmadığını, dayatılmış eğitim sisteminin bir gencin hayallerini, belkide farkedilmemiş yeteneklerini nasıl yok edebileceğini bir kere daha görmüş oldum. Kitap bunu mu anlatmak istemiş bilemiyorum ama ben bunu anlamak istedim :) O nedenle de iyi ki okudum. Herkese de tavsiye ediyorum ...

    Ayrıca kitabı okuduktan sonra kitap ile ilgili öğrendiğim değişik bilgileri de aşağıda paylaştım;

    - Teoman, "Gönülçelen" şarkısını yazarken bu kitaptan esinlenmiş ve kendisi bu kitabı çok severmiş. (Kitap Türkiye'de ilk olarak Gönülçelen adı ile yayınlanmış.)

    - Jerome David Salinger'in tek romanı olma niteliğini taşımaktaymış.

    - Kitap ahlak dışı ve açık saçık bulunduğundan Amerika'nın bazı eyaletlerinde yasaklı bir kitap olmakla birlikte, Amerika'da lise düzeyinde en çok okutulan kitap olma özelliğini de taşımaktaymış.

    - Kennedy'nin katilinin üzerinden çıkan kitapmış.

    - "Komplo teorisi" filminde Mel Gibson'ın saplantılı olarak sürekli satın aldığı ama hiç okumadığı kitapmış.
  • Düşüncelerimi yutacak, yutacaktım, ta ki boğulana ve sonunda onları kusmaktan başka çare bulamayana kadar...
  • Etrafımız o kadar çirkefle dolu ki, temiz kalmak için bir tek çare kendi dünyamıza çekilmek ve muhitle, hiç olmazsa manen, alakamızı kesmektir.