10/10
·320 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 21:20
Günümüzde hemen hemen her tarihçi tarihe farklı perspektifle yaklaşıyor ve baktığı o çerçeveden tarihi yorumluyor.Peki hangi tarihçiye inanancağız, nasıl inanacağız? Aklıma hiçbir sözünde yalan, abartı, çarpıtma olmayan bir kitap geldi. Kitabın yazarı aslında bir ahlak kitabı yazmıştı ama içinde paha biçilmez değerde tarihi hakikatler de vardı. Amacı bize tarih anlatmak değil, tarihteki şahsiyetler ve olaylardan ders çıkarmamızı sağlamaktı. Ama heyecan verici olan: “Anlatan, Anlattığı herşeyin şahidiydi” O öyle bir tarihçiydi ki, anlattığı her şeyin bizzat şahidi olmuştu… Ne kadar da muhteşem bir girizgah:)
Kur'ân'ın Anlattığı Tarih - ITalha Uğurluel · Timaş Yayınları · 2025901 okunma
"Celal Şengör'ün Görüşleri Ne Değildir?"
5/10
·304 syf.··
2026 10. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 00:00
TL:DR Yazar, bilim ile dinin bağdaşabilir olduğunu, yeni ateizmin bilimi propaganda aracı olarak kullanması nedeniyle zedelediğini ve halkın bu manipülatif söylemleri sorgulamadan benimseyip bilimi olduğundan farkı kavradığını iddia etmiş. Yeni ateizmin Türkiye'deki ana temsilcisi olarak Celâl Şengör'ü seçmiş ve çoğunlukla onun üzerinden ilerliyor. Bu kitap nedir, ne değildir? • Celal Şengör'ün ve birkaç diğer ateistin şahsi dünya görüşündeki tutarsızlıklar veya boşlukların tespiti. • Bilime sınırlarının ötesinde anlamlar yüklenmesinin doğurabileceği sorunların tartışılması. • Doğa bilimlerinin evrenin anlaşılması için önemli bir araç olması fakat anlamlandırılması için felsefe gibi sosyal bilimlere de ihtiyaç duymasının temellendirilmesi. • Sekülerleşmenin yalnızca bilimsel gelişmelerle açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir süreç olduğunun temellendirilmesi. • Kaynakça zengin • İnsanların putlaştırılması ve söylemlerinin bağnazca kabul edilmesinin ana sebebi olan halkın eleştirel düşünceden yoksunluğuna ve bunun sebeplerine hiç değinilmemiş. • Yazar, din ile bilimin bağdaşabileceğini devamlı olarak otoriteye başvurma safsatasına yaslanarak temellendirmeye çalışmış. Sürekli olarak din ile bilimin birbirini dışlamasının zorunlu olmadığını savunan veya ima eden kişilerin isimleri sayılmakta fakat ne yazarın kendi kattığı bir argüman zinciri var, ne de isimlerini saydığı kişilerin mantıkları ortaya konur. • Kötülük problemi veya kozmolojik argümandaki gedikler çok dar bir perspektifte objektiflikten uzak şekilde ele alınarak geçiştirilmiş. • Yeni ateistleri eleştirdiği veri çarpıtma ve tarihi tek taraflı aktarma hatasını kendisi de birçok kez yapmış. Arap toplumunun veya genel olarak dinlerin bilime/felsefeye katkısı köpürtülerek anlatılsa da MÖ 7. yüzyılda
Din
Bilim Ne Değildir?Alper Bilgili · Timaş Yayınları · 2025461 okunma
Reklam
Puan vermedi·212 syf.··
2026 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2026 01:04
Selamun aleyküm. Reddiyeye konu olan 'Peşaver Geceleri' kitabında —hocamızın belirttiğine göre bu eserde anlatılanların hayal ürünü mü yoksa çarpıtma mı olduğu tartışmalıdır— yazarın, Sünni âlimlerle gerçekleştirdiği birinci ve ikinci oturumlar ele alınmış. ​Birinci kısımda namazların cem edilmesi rivayeti, ikincisinde ise öne sürülen 'Ali Şiası' ile ilgili dört hadisin sened incelemesi (cerh ve ta'dil) yapılmış. Bu kısım, özel olarak ilgilenmeyenler için sıkıcı olabilir. Kitap burada bitmiyor; ancak ikinci cildi henüz yok. Hocamızın bu konulara dair YouTube'da "Peşaver Geceleri'ne Reddiye" başlığıyla hazırladığı bir video serisi mevcutmuş, ilgilenenlere tavsiye ederim.
Din
İstanbul Celseleri 1Ebubekir Sifil · Rıhle Kitap · 201845 okunma
1/10
·160 syf.··
2026 2. kitabı
Engereğin Gözü benim için yalnızca bir hayal kırıklığı değil, aynı zamanda ciddi bir sorgulama sebebi olmuştur. Eser boyunca Osmanlı; sistematik biçimde, şehvet düşkünü, acımasız, ahlaki sınır tanımayan ve kendi içinde sürekli yıkım üreten bir yapı olarak resmedilmektedir. Tarihte tartışmalı uygulamalar ve sert iktidar mücadeleleri olduğu elbette inkâr edilemez; ancak bu unsurların hiçbir tarihsel, siyasal ve sosyolojik bağlam sunulmadan, yalnızca en uç ve çarpıcı halleriyle verilmesi, anlatıyı edebi bir yorum olmaktan çıkarıp seçici ve yönlendirici bir kurguya dönüştürmektedir. Daha da önemlisi, romandaki bu yaklaşımın, yer yer oryantalist kalıplarla örtüşen, “Doğu’yu aşırı, yoz ve denetimsiz güç alanı olarak sunan” bir anlatı diliyle ilerlediği görülmektedir. Bu durum, eserin yalnızca bireysel bir kurgu tercihi değil, aynı zamanda problemli bir temsil biçimi olduğunu düşündürmektedir. Yazarın eseri “tarihsel roman değil, alegori” olarak değerlendirmesi ise bu sorunu ortadan kaldırmamaktadır. Zira gerçek bir tarihsel dönem, gerçek bir devlet yapısı ve tarihsel figürler kullanıldığında, anlatının sorumluluğu da aynı ölçüde artar. Alegori savunusu, bu ölçüde tek taraflı ve bağlamdan koparılmış bir tasviri meşrulaştırmak için yeterli değildir. Bu haliyle eser, benim açımdan bir roman olmaktan ziyade, belirli bir bakış açısını güçlendirmek amacıyla seçilmiş, abartılmış ve genelleştirilmiş unsurların bir araya getirildiği bir metin izlenimi bırakmıştır. Özellikle tarihsel arka planı yeterince bilmeyen okurlar açısından, bu tür bir anlatımın yanıltıcı ve indirgemeci sonuçlar doğurabileceği kanaatindeyim. Sonuç olarak, eleştirel edebiyat ile haksız genelleme ve çarpıtma arasındaki çizgi bu eserde aşılmıştır. Bu nedenle eseri tavsiye etmiyorum.
Engereğin GözüZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202124,8bin okunma
Puan vermedi·94 syf.··
2026 11. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 13:09
Abdülhamid ve Sansür konusu üzerinde çok konuşulan ve sürekli çarpıtma yapılan hususların başında gelmektedir. Ortada bir sansür olduğu bellidir ve bunun da belli başlı sebepleri vardır ve o dönem içerisinde Avrupa ülkelerinin de uygulamaları ortadadır. Ama bunları bir arada ele almayarak sadece eleştirmek hatta kötülemek amacıyla dile getirilenler kafaları iyice kariştırmaktadır. İşte bu eser de kafaları karıştıran çalışmalardan bir tanesidir. Kesinlikle Abdülhamid ve Sansür ile ilgili diğer eserlerle karşılaştırmalı bir şekilde okunmalı ve ona göre değerlendirilmelidir.
Tarih
Abdülhamit Döneminde Sansür - ICevdet Kudret · Cumhuriyet Gazetesi Yayınları · 200016 okunma
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
Kitap, sistematik bir felsefe metni değildir; aforizmalar ve kısa denemelerden oluşur. Temel amacı bir hakikat kurmak değil, insanın hakikat sandığı yapıların altını oymaktır. Kitabın merkezinde “inanma ihtiyacı” yer alır. Cioran’a göre insan, anlamsızlığa dayanamadığı için inanç üretir. Bu inanç; Tanrı’ya yönelik olabilir, tarihsel ilerleme fikrine dayanabilir, devrimci ideolojilere bağlanabilir ya da insanlığın ahlaki gelişimine duyulan güven şeklinde ortaya çıkabilir. Cioran bu inanç biçimlerinin hepsini aynı şüpheyle inceler. Ona göre ideolojiler de dinler kadar dogmatiktir. İnanç, insanın zayıflığını gizleyen bir mekanizmadır. Fanatizm ise bu zayıflığın saldırganlaşmış halidir. Burada Cioran’ın radikalliği şudur: O yalnızca yanlış inançları değil, inanma ihtiyacının kendisini sorgular. Böylece okur, savunabileceği bir pozisyon bulmakta zorlanır. Metin, sürekli zemini kaydırır. Cioran, tarihin motorunun inançlı insanlar olduğunu savunur. Büyük dönüşümler, “hakikate sahip olduğuna inanan” kişiler tarafından gerçekleştirilir. Ancak bu kesinlik duygusu, şiddetin ve yıkımın kaynağıdır. Bu noktada Cioran, özellikle modern ideolojilere sert eleştiriler yöneltir. Ona göre devrimler, insanlığı kurtarmak yerine yeni dogmalar üretir. Tarih, ilerleyen bir bilinç değil; sürekli tekrarlanan bir yanılgıdır. Tarihsel iyimserliğe karşı radikal bir kuşkuculuk geliştirir: İnsanlık daha iyiye gitmez, sadece farklı yanılsamalar üretir. Kitapta umut kavramı özel bir yer tutar. Cioran umudu psikolojik bir ihtiyaç olarak görür; fakat bu ihtiyacın, gerçeği çarpıtma pahasına sürdürüldüğünü savunur. Ona göre umut, bilinçle çelişir. Gerçekliği tüm çıplaklığıyla gören biri, iyimser olamaz. Bu yüzden bilinç arttıkça mutluluk azalır. İnsan, mutlu olmak için bir ölçüde
Çürümenin KitabıEmil Michel Cioran · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
Reklam
Reklam