Gözlerimi açtığımda düşlerimin büyük kısmını; bazen hiçbirini, hatırlamıyorum. Eksikliğini ve acısını çektiğim tek şeyse, bu. Düşlerimin, hayallerimin bile ne olduklarını bilmemek... Oysa, düşlerdir insana gerçeği anlama, gerçeği çarpıtma, ya da gerçeği aşma imkânı sunan.
Benim söylemek istediğim, (Yevgeniy Pavloviç’in de dediği gibi) düşüncelerin ve kavramların çarpıtılması sık rastlanılan bir şeydir, bu yüzden ne yazık ki özel olmaktan çok geneldir. O kadar ki, bu çarpıtma çok yaygın olmasaydı, belki de bunun gibi... akıl almaz cinayetler işlenmezdi
Bütün bu değerlendirmelerden çıkan sonuç şudur: Olma sanatını öğrenmedeki en önemli adım, yüksek bilinç kapasi temizi ve zihin söz konusu olduğunda eleştirel ve sorgulayıcı düşünme yetimizi güçlendirmektir. Bu esasen zeka, eğitim veya yaş meselesi değil, karakter meselesidir; özellikle de in sanın önceden başardığı, her nevi puttan ve akıldışı otorite den şahsen bağımsız kalması meselesidir. Büyük çaplı bu bağımsızlık nasıl kazanılacak? Burada bir tek şunu söyleyebiliriz: İnsan bir kez itaatkar olmamanın (burada kashm içsel itaatsizlik, yoksa illa düpedüz küstah ve dogmatik bir itaatsizlik değil) hayati öneminin bilincine varınca, itaatin küçük işaretlerine karşı çok duyarlı hale gelir, itaati haklı çıkaran ussallaştırmayı sorgular, cesaret gösterir ve hayati önemiyle birlikte sorunu bir kez kavradığında, so runlara kendi başına birçok çözüm bulabileceğini keşfeder. Başka şeylerde de geçerlidir bu. Kişi ancak sorunun yakıcı olduğunu, ona çözüm bulunmanın bir hayat memat meselesi olduğunu anladığında çözümü bulabilir. Eğer yakıcı bir ilgiy le soruna yaklaşmazsa aklı ve eleştirel melekesi düşük sevi yede çalışır; o zaman kişi gözlemleme yeteneğinden yoksun görünür. Diğer faydalı bir tutum da derin şüpheyle yaklaşmaktır. Duyduğumuz çoğu şey ya düpedüz yanlış ya da yarı doğru yarı çarpıtılmış şeyler olduğu ve gazetelerde okuduklarımız çoğunlukla gerçekmiş gibi lanse edilen çarpıtılmış yorumlar olduğu için, bu durumda en iyi plan işe radikal bir şüpheci likle başlamak ve kulağımıza gelen çoğu şeyin muhtemelen ya yalan ya da çarpıtma olduğunu varsaymaktır. Eğer bu size fazlasıyla can sıkıcı ve kinik geliyorsa kastettiğim şeyin tasta mam bu olmadığını, sadece bu varsayımın aksi varsayımdan, yani "aksi kanıtlanana kadar insanların doğru söylediği"