Puan vermedi·152 syf.··
2026 8. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 12:50
“… çünkü her şey zıttıyla anlamlıdır.” Sürekli ekrana baktığımız, bir şeyleri kaçırma korkusu ile yaşadığımız ve ne yaparsak yapalım içimizdeki tatminsizlik hissini bastıramadığımız bir çağdayız. İşte Kalk Bi Dopamin Demle, bu dijital kaosun ortasında ruhumuza ilaç gibi gelen bir eser. Kitap, modern dünyanın durmadan bize aşıladığı “hemen tüket” çılgınlığına tatlı ve samimi bir başkaldırı sunuyor. Sürekli odaklanamamaktan, can sıkıntısından ve tükenmişlik hissinden şikayetçiysek, bunun arkasında beynimizin uğradığı dopamin bombardımanı olduğunu çok net anlatıyor. Yazar bize hayatı tamamen bırakmayı değil; o sabırsız koşuşturmayı biraz yavaşlatmayı, durup soluklanarak, hayatı çay gibi kendi ritminde demlendirmeyi öneriyor. Okurken yakın bir arkadaşınızla dertleşiyormuşsunuz hissi veren bu kitabı bitirdiğinizde, içinizde telefon bildirimlerinizi kapatıp derin bir nefes alma isteği uyanıyor. Dijital dünyadan yorulan ve kendi sakin ritmini özleyen herkesin hayatı boyunca en az bir kere okuması gereken bir eser. “Sürekli bir şeyler tüketerek içindeki o büyük boşluğu dolduramazsın. Bazen en büyük şifa, durmak vr hiçbir şey yapmamaktır.” Peki dürüst olalım; en son ne zaman telefona hiç bakmadan, sadece anın tadını çıkardınız?
Kalk Bi Dopamin DemleSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 20246,6bin okunma
9/10
·400 syf.··
2026 29. kitabı
•“Bazı hikâyeler vardır, sizi bir karakterin hayatına değil; bir mahallenin kalbine misafir eder... Gelincik Bulvarı benim için tam olarak böyle bir kitaptı. •Belgin, babasının ölümünden sonra hayatı boyunca ailesi sandığı insanların aslında onun gerçek ailesi olmadığını öğreniyor. Yıllarca ait olduğunu düşündüğü hayatın bir anda ellerinin arasından kayıp gitmesi… Düşündükçe bile insanın içine oturan bir şey. Gerçek ailesini tanımak için yolu Gelincik Bulvarı’na düştüğünde ise sadece yeni insanlarla değil, kendi eksik kalmış parçalarıyla da karşılaşıyor. •Ve işte tam burada hikâye beni içine çekti. Çünkü bu kitap sadece bir aşk hikâyesi anlatmıyor. Ait hissetmenin ne demek olduğunu, insanın bazen kan bağı olmayan insanlara bile nasıl “yuva” diyebildiğini anlatıyor. O mahalledeki herkes öyle gerçek, öyle samimiydi ki bir noktadan sonra karakterler kurgu olmaktan çıktı benim için. Ferdi gerçekten abim gibi oldu, Nilüfer mahalleden arkadaşım gibi hissettirdi… Hepsine ayrı ayrı bağlandım. •Asaf ve Belgin’in hikâyesi ise tam bir “ruh birbirini tanır” hissiydi. Asaf’ın Belgin’i ilk gördüğü andan itibaren hissettiği o aidiyet, o sahiplenmeden gelen sevgi… O kadar yumuşak ve içtendi ki okurken sürekli yüzümde bir gülümseme vardı. •Ama kitabın kalbime en çok dokunan karakteri kesinlikle Emin oldu… Ah Emin… Yıllarca içinde taşıdığı o sessiz sevgi, uzaktan sevmenin verdiği o kırgınlık… Bir insanı böylesine temiz sevmek ne ağır şeymiş. Onun sahnelerinde gerçekten boğazım düğümlendi. •Belgin’e bazı anlarda çok kızdım da… İçinde tuttuğu şeyleri neden anlatmadığını, neden kendini bu kadar geri çektiğini düşündüm. Ama sonra onu da anladım biraz. Çünkü bazı gerçekler insanın içine yerleşiyor ve konuşmak bile yeniden yara açıyor. •Kitap genel olarak inanılmaz keyifli ilerliyor ama
Gelincik BulvarıPayelll · Parola Yayınları · 202665 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
EVE GELİRKEN EKMEK AL ŞERMİN YAŞAR
10/10
·196 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 13:32
EVE GELİRKEN EKMEK AL ŞERMİN YAŞAR Ekmek, Kitap ve Akıl Sağlığını Koruma Rehberi! Yakın zamanda beni keyiflendiren bir kitap. Şermin Yaşar romanı okumak, pazar sabahı tam kahvaltı ortasında aile üyelerinden birinin ki ablanız olabilir, masaya bomba bir dedikodu bırakması gibi bir şey. Sayfalara "Şöyle iki satır bir şey okuyup kafa dağıtayım" diye giriyorsunuz; bir bakıyorsunuz ki mahalledeki tüm karakterlerin iç sesleri salonunuzda halay çekiyor. Yazarın o tanıdık, hınzır ve "Biz aslında çok normal bir aileyiz ama çaktırmıyoruz" tonu, insanı bir oturuşta yarım somun ekmeği bitirtir gibi kitaba bağlıyor. Hem bir taraftan iştahla kitaba yüklenirken bir taraftan da etrafı kesiyorsun aman bitmesin diye! Okurken hem "Yahu aynı bizim buralar!" diyorsunuz hem de kahkahayı basmamak için toplu taşımada telefonu gizleyenler gibi şekilden şekle giriyorsunuz. Eser bir çok hikayeden oluşuyor. Kitaptaki karakterlerin her biri, sanki mahalle bakkalından ödünç alınmış gibi ama her birinin içine bir miktar absürtlük tozu serpilmiş gibi. Şermin Yaşar, sıradan hayatların altındaki o tatlı deliliği öyle bir cımbızlıyor ki, trajediyle komediyi aynı tabağa koyup önümüze enfes bir meze olarak sunuyor. Aynı Varşovadaki Rumi restorantta Mehmet ustanın mezeleri gibi. Kitap bittiğinde, içinizde hem lunaparka gitmiş çocuk neşesi kalıyor hem de "Acaba benim hayatımı kim dikizleyip bu kadar doğru yazdı?" paranoyası başlıyor. Uzun lafın kısası; bu roman ruhun detoksu, edebiyat dünyasının ise neşeli bir "Gülümseyin, çekiyorum!" anı gibi. Eğer hayatın koşturmacasından, ciddi plaza dillerinden ve "Hangi ara bu kadar büyüdük?" dertlerinden sıkıldıysanız, bu kitap tam bir sığınak. Şimdi bu incelemenin üzerine, sıcacık bir ekmek alıp eve dönme ve kitabın kritiğini çay eşliğinde derinleştirme
Gelirken Ekmek AlŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 20259,8bin okunma
7/10
·48 syf.··
2026 18. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 15:46
Çok uzun zamandır dergi okumamıştım bu dergiyi okumak bana baya iyi geldi. İçindeki hikayeleri Çok beğendim yazım tarzları şiirseldi. Derginin içindeki çizimler de çok tatlı. Asıl anlatmak istediğim bu dergiyi alış hikayem. Ankara da sahaların olduğu bir çarşı var. Ordaki en küçük dükkana girdim ve çok tatlı bir teyzeyle tanıştım. İki gündür gelen ilk müşteri olduğumu söyledi . Biraz sohbet ettik eskiden öğretmen olduğunu falan anlattı bana. Elim boş çıkmak istemedim ama çok kitap çeşidi de yoktu. O sırada bu dergi gözüme ilişti ve hemen aldım. O tatlı teyze de bana çikolata hediye etti hatta çay ikram etmek de istedi. Küçükken MFÖ'yü çok severdim o yüzden okurken hayli keyif aldım. Bir noktadan dergi okumaya başlamak istiyorsanız kafka okur doğru dergi olabilir.
KafkaOkur - Sayı 110 (Mayıs 2026)KafkaOkur Dergisi · KafkaOkur Dergisi Yayınları · 202655 okunma
Puan vermedi·108 syf.··
2026 43. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 16:57
Melisa Kesmez' in okuduğum ilk kitabı. Kitap beş küçük öyküden oluşuyor. Her biri de birbirinden güzeldi. İlk öykü 'Kalanlar' en etkilendiğim ikinci öykü. Okuduktan sonra kitaba devam edemedim, önce bir sindirmem gerekti. İnsanlarla zor bağ kuruyor ama sonrasında o bağı çok sahipleniyor ve koparmakta zorlanıyorsanız siz de sindirmekte zorlanabilirsiniz. İkinci öykü "Son bir çay' bitemeyen bir ilişki üzere yazılmış tatlı bir öyküydü. Üçüncü öykü 'Annemin Çadırı' depremle birlikte dağılan bir aile üzerine yazılmış bir öykü. Öyküdeki bazı anlar çok tanıdıktı. Dördüncü öykü 'Görüşürüz' boşanmış bir ailenin baba-kız hikayesi. Pişmanlıklar, boşluklar, bazen bir rüyayla hiç beklemediğiniz bir anda gün yüzüne çıkabilir. Son öykü ' Kız Kardeşim Handan' en etkilendiğim öykü bu oldu. Bir anne ve ölümü söz konusu olunca, ardında kalan kız çocukları varsa benim için etkilenmemek kaçınılmaz. Herkes acısını farklı yaşıyor. Kimi o acıda boğuluyor kimi savaşmaya çalışıp tükeniyor. Hikâyelerin hepsinde insanın kendinden, çevresinden izler bulacağı, evet bu hissi biliyorum diyeceği anlar var. Bizi anlatmış Melisa Kesmez, günlük hayatta yaşadığımız, komşumuzun, akrabamızın yaşadığı, mutlaka içinde olduğumuz ya da tanığı olduğumuz anlar ve duygular. Bunları öyle güzel anlatmış ki, yumuşak yumuşak, yormadan. Dili çok alıcı, betimlemeleri çok hoşuma gitti. Başka kitaplarını da okuyacağım mutlaka.
Nohut OdaMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 201910,5bin okunma
8/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 13:08
"Küçük mutluluklar denilen şeyleri doğru dürüst değerlendirmesini bilirseniz, bunların aslında büyük, hem de çok büyük mutluluklar olduğunu anlarsınız." (Sayfa: 9) Kitap, yazarın hayata karşı duyduğu çocuksu merakın ve dinozorca dik duruşunun gezi notlarına yansımış hali. Klasik gezi rehberlerindeki, "şuraya gidin, bunu yiyin" klişelerinden uzak; onun yerine gittiği yerlerin ruhunu, insanını ve tarihini kendi süzgecinden geçirerek anlatıyor. Kitabın sıcak bölümleri de var. Örneğin, Türkiye'nin efsanevi aydınlarıyla çıktığı Bodrum ve Mavi Yolculuk anıları gibi. Bu bölümler, Türkiye’nin bir dönemki entelektüel iklimini ve dostluklarını anlamak açısından da harika birer tarihi belge. Urgan'ın bu kitabı yazarken en büyük gücü samimiliği. Kendisini hiçbir zaman üstten bakan bir aydın olarak konumlandırmamış. Yaşlılığın getirdiği fiziksel zorluklarla, parasızlıkla, yolculukların yoruculuğuyla dalga geçebilen müthiş bir mizah duygusu var. Kitabı okurken karşınızda oturmuş, size çay ikram ederken anılarını anlatan tatlı ama bir o kadar da sert fikirli bir bilge varmış gibi hissediyorsunuz. İyi okumalar.
Bir Dinozorun GezileriMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 20253,927 okunma