"Ama, bambaşka bir atmosfer vardı o evde: Huzurlu, temiz, aydınlık. Yaptığı çay da farklı değildi. Ne var ki Yedigey'e burada içtiği çay süzülmüş bal gibi tatlı gelirdi."
Sayfa 42·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Merhaba! "Hamur Bizim İşimiz" tarif kitabı ile geldim, içinde bir sürü güzel tarif var, seçmekte biraz zorlandım. Her eve lazım bir kitap, püf noktaları var, bence ilgilenenler bayılacak. Benim çok hoşuma gitti, iyikiler Bugün menümüzde çıtır çıtır simit var. Ben sahur için yaptım, çok güzel oldu, çok beğendim. Simit sevenler bu tarifi mutlaka deneyin. Ben hiç yapmadığım için biraz zorlandım. Eğer siz de ilk yapacaksanız, birinde mutlaka yardım alın derim. Aşırı değil, ama şekli vermek için zorlandım. Onun dışında benim için zor değildi. Başta hamur olmayacak diye düşündüm, suyu az geldi diye, ama öyle olmadı. Sonuna kadar yoğurup ona göre karar vermenizi tavsiye ederim. Tarife geçelim mi? Geçelim hemen! MALZEMELER: • 4 su bardağı un (560 g) • 1.5 su bardağına yakın ılık su • 1 yemek kaşığı Bizim Yağ (35 g) • 1 tatlı kaşığı tuz • 1 tatlı kaşığı instant maya • 1 yemek kaşığı toz şeker Fırın tepsisi için • Yarım yemek kaşığı Bizim Yağ (15 g) Üzeri için: •Yarım çay bardağı su •Yarım çay bardağı pekmez •2 çay bardağı susam
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Muhabbet" deyince kadınların aklına ilk gelen "konuşmak" oluyor. Tabii ki konuşmak muhabbetin bir parçasıdır; fakat abartmamak lazım. Sessizliği paylaşmak da muhabbettir. Birlikte çay içmek, sarılıp televizyon seyretmek, başını omzuna yaslayıp kitap okumak, tatlı bakışmalar...
Sayfa 74
1000Kitap
«Eski, çok eski Suhodol kanı akıyormuş onun damarlarında! O, Suhodol'u çevreleyen kumla karışık killi toprakların buğdayından yapılmış çok tatlı ekmekler yemiş. Suyu çekilmiş çay yatağında dedelerinin kazdığı çukurlardan çok tatlı sular içmiş. Onu ürküten tekdüze, bunaltıcı günler değil, sıradışı şeylermiş. Ölüm bile korkutmuyormuş; ama düşler, gecenin karanlığı, fırtına, gök gürültüsü ve ateş ürkütüyormuş. Kaçınılmaz felaketler olacağı yolunda belli belirsiz bir beklentiyi bir çocuk gibi hep yüreğinde taşıyormuş…»
Sayfa 58
Edebiyat
GÜNLERİMDEN GÜNLÜĞÜME-5
Sevgili Günlük; Bir hafta boyunca yeşile uyandım, dağları seyrettim, ormanların içinden geçtim, arabanın camını açtım, havayı ciğerlerime çektim, sahilde oturup salıncağa bindim. Her gün hakiki dondurma yedim, sahilde denize giren yeğenlerimi seyrettim, Fatma teyzenin yaptığı etli ekmekten yedim, bahçeden kirazlar topladım, onları da yedim. Akşamları köy evinde internetin çektiği tek köşeye telefonu sabitleyip biriktirdiğim filmleri seyrettim, çok güzel iki kitap okudum, Hatice'yi ayağımda salladım, kız kardeşimle gece sohbetleri ettim, hayal kurdum. Simit alıp, köy kahvesinde çay içtim. Şimdi gözlerimde yeşil, kalbimde bir tatlı huzurla döndüm sevgili günlük. Şimdi ve her zaman, vakit Allaha şükretmek vaktidir.
Sayfa 132·Kitabı okudu
Bir Yazar Bir Kitap
* Size öyle bir hikaye anlatacağım ki, anlatacaklarım bittiğinde, öğrendiklerinizin bir kısmını unutmak isteyeceksiniz. Heyhat, hepimiz unutmayı becerecek kadar şanslı değiliz. Bazen hayatınızda tüm taşların yerli yerine oturduğunu, ömrünüzün kalanını birbirine geçmiş Lego parçaları arasında sessiz sedasız tamamlayacağınızı düşünürsünüz. Bu, evvela güven ve huzur duymanızı sağlar, sonra da sıkıntı. Ben sıkıntı safhasındaydım. Her şey olması gerektiği gibiydi, peki ama yeterince güzel miydi? Doğru ile güzel arasındaki mesafe, kendi halinde bir insanın başını derde sokmaya kâfi miydi? Güzel ama yanlış bir ihtimal, tadını yitirmiş doğrudan evladır çoğu zaman. Bir yanlışı, sırf güzel olduğu için sevebilir insan. Bir şeyi güzel bulmaksa, galiba onun kalpte yarattığı kıpırtıyla ilgili. Hadi o kıpırtının adını heyecan koyalım. Yıllar sonra ilk defa heyecanlandım. Yıllar sonra ilk defa, gece uyumadan evvel ve sabah uyandığımda aynı kişiyi düşündüğü¬mü fark edip telaşa kapıldım. Yıllar sonra ilk defa, gece gündüz demeden içimden onunla konuştum, ona sözler hazırladım. San¬ki dünyadaki her şeyden emekliye ayrıldım da kendimi tümüy¬le o ikinci varlığa adadım. Hadi o adayışın adını da aşk koyalım. Bilim insanları, aşkın bir çeşit hastalık olduğunu söylüyor; obsesif kompülsif bozukluk. Yıllar sonra, bile isteye ve bizzat illetin kendisinden şifa umarak, yatak döşek hastalandım. Açıkçası, yatak kısmı başlangıçta eğlenceliydi, fakat çok geçmeden aşkın ne feci bir bela olduğunu nedametle hatırladım. Onu ilk gördüğümde, üzerinde lacivert bir ceket vardı; la¬civert rengi hiç sevmem. Dudaklarından aşağı sarkmış bıyık¬ları arasından harıl harıl bir şeyler anlatmaktaydı; bıyıkla¬rı ve anlatacak mühim şeyleri varmış gibi şevkle konuşanları da sevmem. Yakışıklı biri sayılmazdı, ama
HEP KİTAP