İsimlerin Peygamberimize Cebrail Tarafından Haber Verilmesi:
Peygamberimizin her üç torununun doğumunda Cebrail gelip onlara koyacağı ismi Peygamberimize bildirmişti. Nitekim, Hz. Hüseyin doğduğu zaman, Cebrail gelip "Yâ Muhammed! Rabbın, sana selâm söylüyor. 'Oğluna, şu Hârun'un oğlunun ismini koy!' diyor." dedi. Peygamberimiz, "Ey Cebrail! Hârun'un oğlunun ismi nedir?" diye sordu. Cebrail, "Şebîr!" dedi. Peygamberimiz, "Benim dilim, Arabca!" dedi. Cebrail, "Öyle ise, bunun Arabca karşılığı olan Hüseyin ismini koy!" dedi¹¹.
Sayfa 15
Hazret-i Hamza Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan niyaz etti ki: "Ben Cebrail'i görmek istiyorum." Kâ'be'de ona gösterdi. Dayanamadı, bîhuş oldu, yere düştü.
Sayfa 157
Alıntı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bil ki, Cibril, vahiy indirilen Resulden başkasına inmez ve bir şeriatı neshetmez. Bu nedenle sen bu noktada bir vesile çerçevesinde bilinçli olarak amel et. Eğer bu makamı elde etmek istersen bu levhten kalbine bir şeyler yansıyacaktır. O sırada Cebrail'i suretini göreceksin, ama Cebrail değildir. Bu, velilere has bir makamdır. Bu sureti gördüğünde ona bak. Eğer bu suretin sana baktığını görürsen, anla ki sen velilerden birisin.
Âdem aleyhisselâmi Cebrail Aleyhisselâm Arafat'a götürdü Halkın bugun yapmakta oldugu Hacc amellerini hepsini ona gösterdi .Âdem aleyhisselâm Hz Havva'yi arıyor.Hz.Havva'da Âdem aleyhisselâmi arıyordu. Nihayet Arafat'ta buluştular orada birbirlerini görüp tanıdılar
Sayfa 43
Din İslam
Sevgili Peygamberimiz, her Ramazan ayında o zamana kadar inen Kur'ân âyetlerini okur ve sahabe de onu dinlerdi. Bu esnada vahiy yazıcıları da yazdıklarını yeniden kontrol ederek bir yazım hatası varsa düzeltirlerdi. Aynı zamanda bir çeşit mukabele (karşılıklı okuma) olan bu okumalarda Cebrâil (a.s.) da hazır bulunurdu. İnen ve yazıya geçirilen vahiy metinleri, bir kez daha Cebrâil'in onayından geçerdi. Bu durum her yıl Ramazan ayında tekrarlanırdı. Bu şekilde Kur'ân, 23 yılda tamamlandı. Herhangi bir kuşkuya yer verilmeyecek șekilde de yazıyla kayıt altına alındı.
Server Yayınları·Kitabı okuyor
Din
Rivayetlerde geçen hadise şöyle anlatılır: Bayram sabahının heyecanıyla gözleri parlayan küçük bir çocuk, Mekke'nin ileri gelenlerinin toplandığı bir meydana yaklaşır. Bayramlık bir kıyafet alma umuduyla, dönemin güçlü adamlarına doğru çekingen adımlarla ilerler. Kalpleri katılaşmış bu kimseler ise çocuğun isteğini karşılamak bir yana, onun saf sevincini alaya dönüştürürler. İhtiyaç içindeki bir yavrunun, kalbini okşamak yerine gururlarını beslemeyi tercih ederler. Hatta daha da ileri gidip küçümseyici bir tavırla, “Git, yeni ortaya çıkan Muhammed'e söyle; nasılsa seni en çok o sevindirir" diyerek hem çocuğu hem Peygamber Efendimizi hedef alan alaycı bir gönderme yaparlar. Küçük çocuk, bu sözleri bir müjde zanneder. Yüreğindeki umutla kosarak Allah Resulü'nün yanına varır. Ancak o sırada Peygamber Efendimizin yanında verebileceği hiçbir şey yoktur. Bunun üzerine çocuğu, çok sevdiği dostu Hz. Ebû Bekir'e yönlendirir ve ona selamını iletmesini ister. Çocuk, verilen selamı ve umudu taşıyarak Hz. Ebû Bekir'in kapısını çalar. Lakin ne yazık ki o anda Hz. Ebû Bekir'in de elinde bir hediye bulunmamaktadır. Fakat asıl hediye, muhtaç bir kalbin yüzüne bakıp onu gerçekten görme becerisidir, görünen o ki bu yetenek, Mekke'nin ileri gelenlerinde bulunmayan bir şeydir. Hz. Ebû Bekir, çocuğun mahcup hâlini görünce bir an bile tereddüt etmez. Etrafında hediye edebileceği bir şey bulunmasa da üzerinde taşıdığı elbiseyi çıkarıp onu, küçük çocuğa sarar. Kendisi kıyafetsiz kalarak bir örtüye sarınır. Bir yoksulun sevincini kendi rahatından üstün tutan bu incelik, o günün Mekke'sinde pek az insanda rastlanan bir zarafettir. Çocuk, az önce alay konusu edilen o minicik bedeniyle, şimdi gerçek bir merhametin sıcaklığını hissederek oradan ayrılır. Rivayete göre bu sahne yaşandığı anda
Sayfa 105·Kitabı okuyor