Hadisi şerif
“Peygamber Efendimiz (s.a.v.); "Cebrâil'e (a.s.) sordum:

- Benden sonra bir daha yeryüzüne inecek misin? Cevaben dedi ki:

- Evet on defa daha ineceğim ve her gelişimde bir şeyi kaldıracağım.

İlk inişimde yeryüzünden bereketi kaldıracağım.

İkinci inişimde insanların kalplerinden merhameti kaldıracağım.

Üçüncü inişimde insanların kalplerinden sevgiyi kaldıracağım.

Dördüncü inişimde hayâyı kaldıracağım.

Beşinci inişimde adâleti kaldıracağım.

Altıncı inişimde fakirlerden sabrı kaldıracağım.

Yedinci inişimde zenginlerden cömertliği kaldıracağım.

Sekizinci inişimde Âlimlerden ameli kaldıracağım.

Dokuzuncu inişimde yeryüzünden Kurân-ı Kerim'i kaldıracağım.

Son inişimde imânı alıp gideceğim.”

Süha Murat Kahraman, bir alıntı ekledi.
16 May 00:26 · Kitabı okuyor

"...Kur'an-ı Hakîm, madem Şehr-i Ramazan'da nüzul etmiş; o Kur'anın zaman-ı nüzulünü istihzar ile o semavî hitabı hüsn-ü istikbal etmek için Ramazan-ı Şerifte nefsin hacat-ı süfliyesinden ve malayaniyat hâlattan tecerrüd ve ekl ü şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur'anı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitabat-ı İlahiyeyi güya geldiği ân-ı nüzulünde dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekrem (A.S.M.)dan işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail'den, belki Mütekellim-i Ezelî'den dinliyor gibi bir kudsî halete mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'anın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir..."

Ramazan, İktisat, Şükür Risaleleri, Bediüzzaman Said NursîRamazan, İktisat, Şükür Risaleleri, Bediüzzaman Said Nursî

Yedi güzel adam/ Nuri Pakdil'
"Kudüs anadır. Göklerin övüncüdür Kudüs...
İlk kez Kudüs'e doğru secde ettik. Miraç hediyemiz namaz orda verildi.
Peygamber,
Cebrail'in bile erişemediği sırlara o gün erişti..."

Veysel Yılmaz, bir alıntı ekledi.
14 May 00:26 · Kitabı okuyor

Dedi Cebrail hak etti selamı
Bu resme size gönderdi peyamı

Aliyi davet eylesin getirsin
Ali bu kafirin cevabın versin

Dedi ya Cebrail hani Hayder
Ki Hindistan ilindedir o server

Alevi - Bektaşi Şiirleri Antolojisi, İsmail Özmen (Sayfa 64)Alevi - Bektaşi Şiirleri Antolojisi, İsmail Özmen (Sayfa 64)

İmran ve Hannenin kızı Hz. Meryem. İyiliğe adanmış bir kul. Hz. İsa'nın annesi. İffet ve ismet madeni.

İmran ve Hanne'nin çocukları olmamıştı. İhtiyar zamanlarında Allah'tan dilekte bulundu: 'Eğer bana bir çocuk ihsan edersen, onu Beyt-i Mukaddes'e hizmetçi olarak vereceğim'
Dualarının karşılığı olarak Hz. Meryem dünyaya geldi. Bu bir kızdı. Beyt-i Mukaddes'e yalnız erkekler hizmette bulunurdu. Bunun üzerine Hanne Meryem'i, kız kardeşinin eşi olan Zekeriyya Paygambere emanet etti.

Meryem'in günleri ibadet ve hizmet ile geçerken bir gün cebrail (as) insan kılığında çıkageldi. Ve olacak olanları haber verdi.

Hz. İsa dünyaya teşrif ettiğinde, Hz. Meryem'i iffetsizlikle suçladılar. Hz. isa o an Allah tarafından beşikteyken konuşuverdi. Ve o anda çoğu kimse inandı. Ama ne kadar mucize olursa olsun bazı kalpler karanlıklardan asla kurtulamıyordu. İnananların bir kısmı da sonradan inanmaktan vazgeçiyordu.

Hz İsa Kuran'a göre şöyle söylüyordu:
"Ben gerçekten Allah'ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni bir peygamber yaptı. Beni her nerede olsam mübarek kıldı ve yaşadığım müddetçe bana namazı, zekatı emretti." / Meryem, 30-31
Hz. İsa ne yaparsa yapsın birkaç kişi hariç inanmıyorlardı. Mucize istiyorlar ardından da bu apaçık sihirdir diyorlardı. Babasız çocuk olmaz diyorlardı. Hz. Adem'in babasız olduğunu unutuyorlardı.
Kendi peygamberlerini, Zekeriyya Peygamberi dahi katletmişlerdi. İsa Paygamberi de katletmek istiyorlardı. Ama başarılı olamadılar. Kendi tuzaklarında helak olup yok oldular. "Ve öyle bir harika-i kudretin kadrini yükseltmek isterken Halik-ı Kainat'ın ülûhiyetini, vahdaniyetini, beşeri ahvâlden mümezzeh olduğunu inkâr ediyorlardı.
İşte Kurân-ı Kerim bu mübarek ayetleriyle o sapıklar taifesinin yüzüne müthiş bir şamar vuruyordu.
Hz. İsa, Allah'ın kulu ve resulü idi. Hz, Meryem'in de oğluydu."

Resul, bir alıntı ekledi.
12 May 01:57 · Kitabı okudu · Puan vermedi

.. Hz. Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin evine yerleşen Fahr-i Âlem Efendimize, Medineli Müslümanlar her gün muntazaman yemek getirirlerdi.

Hz. Ebû Eyyûb ve ailesi ise, devamlı akşam yemeklerini hazırlarlardı. Hazırladıkları yemeklerden geri kalanını ise teberrüken yerlerdi.

Yine, bir gece, soğanlı veya sarımsaklı bir yemek yapıp göndermişlerdi.

Resûlullah, yemeği, geri çevirdi!

Ebû Eyyûb (r.a.), yemekte Resûlullah'ın parmaklarının izini görmeyince feryad ederek yanına gitti ve, "Yâ Resûlallah!.. Anam babam sana feda olsun! Sen akşam yemeğini geri çevirdin!" dedi.

Resûlullah, "O sebzede bir koku hissettim, ondan yemedim. Ben, arkadaşım Cebrail'i rahatsız etmek istemem!" buyurdu ve ilâve etti: "İnsanı rahatsız eden şeyden, melekler de rahatsız olurlar."

Bunun üzerine Ebû Eyyûb, "Yâ Resûlallah!.. Yoksa o yemek haram mıdır?" diye sordu.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Hayır!.. Fakat, ben kokusundan dolayı ondan hoşlanmadım." (1) buyurdu.

Ebû Eyyûb Hazretleri de, "Senin hoşlanmadığın şeyden ben de hoşlanmam!" dedi. (2)

(1), İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 144.
(2), Müslim, Sahih, c. 6, s. 126-127.

Peygamberimizin Hayatı, Salih Suruç (Sayfa 386 - Nesil Yayıncılık Matbaacılık. San ve Tic. AŞ.)Peygamberimizin Hayatı, Salih Suruç (Sayfa 386 - Nesil Yayıncılık Matbaacılık. San ve Tic. AŞ.)
mehmet rauf güler, bir alıntı ekledi.
10 May 14:25

Maşita Hatun
Bir hadîs-i şerîfte Mâşıta Hâtun’la ilgili olarak şöyle buyrulmaktadır:
Übey bin Ka’b -radıyallâhu anh-’ın anlattığına göre Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Mîrac gecesinde çok hoş bir koku duydu ve:
“–Ey Cibrîl, bu güzel koku da nedir?” diye sordu.
Cebrâîl -aleyhisselâm- da şöyle buyurdu:
“Bu, Mâşıta Hâtun’un, iki çocuğunun ve kocasının kabirlerinin kokusudur.” (İbn-i Mâce, Fiten, 23/4030)

Cennete Açılan Kapı ”Besmele”
Yüce ALLAH ki O’nun mübarek ismiyle hareket edildiği vakit yerde ve gökte hiçbir şey, gönülden teslim olanlara asla zarar veremez. Allahü Teâlâ’nın ismi ile başlanan her şey bereketlenir, onun ismi anılmadan yapılan her işin bereketi noksan olur. O’nun ismi anılarak yapılan işlerin insan için kolaylaşacağı şu hadis-i kutsiden anlaşılmaktadır:
“Kim benim havl ve kuvvetime dayanarak (benim adımla/besmele çekerek, benden yardım dileyerek) iş yaparsa ona demiri yumuşatırım.”
Besmele ile başlamanın ne derece kıymetli olduğunu ve besmele ile işine başlayan kişiye nasıl hayırlı kapılar açıldığını sizlere şu güzel örnekle anlatalım

– Mâşıta Hâtun –
Firavun ’un kızının hizmetkârıydı.
Bir gün Firavun’un kızının saçlarını taramak için tarağı alırken “Besmele” çekti. Kız da bunu duydu ve hemen koşup babasına haber verdi.
Firavun derhal Mâşıta Hâtun’u yanına çağırtıp hesap sordu. O da Firavun’a içindeki îmân heyecanıyla cesur bir şekilde:
“–Sen de bizim gibi bir fânîsin! Nasıl olur da tanrı olabilirsin?!” dedi.
Firavun çok öfkelendi:
“–Demek sen de Mûsâ’ya îmân ettin, O’na tâbî oldun, öyle mi?!” dedi.
Ardından yavaş yavaş Mâşıta Hâtun’a işkence etmeye başladı. Fakat Mâşıta Hâtun, her şeye rağmen tevhîd akîdesinden dönmüyordu.
Bunun üzerine beş yaşındaki kızını Mâşıta Hâtun’un önüne getirdiler:
“–Eğer Firavun’un tanrılığını kabûl etmezsen, kızının gırtlağını keseceğiz!” diye tehdîd ettiler.
Mâşıta Hâtun, yine îmânından dönmedi. Nihâyet kızını gözlerinin önünde katlettiler ve kanlarını da Mâşıta Hâtun’un yüzüne sürdüler. O hâlâ büyük bir aşk ve vecd içinde:
“–Allah birdir! Allah birdir! Mûsâ O’nun Resul’üdür!” diyordu.
Firavun ve avenesi, sinirlerinden küplere bindiler. Bu sefer onun üç aylık çocuğunu getirdiler. Annesine doğru uzattılar. Çocuk, süt emmek için annesinin göğsünü aramaya başladı. Hemen geri çektiler ve:
“–Eğer yine davandan vazgeçmezsen, bu çocuğu da fırına atacağız!” dediler.
Mâşıta Hâtun, bu acıya da sabrederek îmânından vazgeçmedi. Sonunda üç aylık yavrucuğunu da fırına attılar. Rivâyete göre çocuk ateşlerin arasında dile gelerek şöyle dedi:
“–Anneciğim, sakın îmânından vazgeçme; sabret! Cennet ile senin aranda bir adım mesâfe kaldığını görüyorum!..”
Bu sözü duyanların çoğu Hazret-i Mûsâ’ya îmân ettiler.
Nihâyet Mâşıta Hâtun şehîd edildi. O da cennette yavrularının yanına gitti.

İbn Abbas (r.a.) buyuruyori:
“Dünyada şu dört bebek konuşmuş: Yusuf’un şahidi, Cüreyc’in sahibi, Meryem oğlu İsa ve Firavun’un kızının berberi/tarakçısının oğlu.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/30-31)

Süneni İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, 10 Cilt, İbn-i MaceSüneni İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, 10 Cilt, İbn-i Mace
Zafer, bir alıntı ekledi.
10 May 00:22

Nakledildiğine göre bir gün Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (radıyallahu anhümâ), Peygamber Efendimiz’in mübarek dizlerine oturmuşlardı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şefkatle Hz. Hasan’ı (radıyallahu anh) ağzından, Hz. Hüseyin’i de (radıyallahu anh) boynundan öptü. Derhal Hz. Cebrâil üç elbise getirdi. Biri kara, biri sarı, biri de kızıldı. Sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz’e şöyle dedi: Hak Teâlâ sana selâm ediyor ve şöyle buyuruyor: Beni nasıl seversin ki karşımda çocuklarını öpersin, bu reva mıdır? Benim aşkım, benden başka hiçbir sevgiye tahammül etmez. Bu kara elbiseyi sen giy, zira yas elbisesidir. Sarı elbiseyi Hasan giysin, çünkü o zehir içecektir. Kızıl elbiseyi de Hüseyin giysin, o da şehid olup kızıl kana bulaşacaktır.

Envarül-Aşıkin, Ahmed Bican YazıcıoğluEnvarül-Aşıkin, Ahmed Bican Yazıcıoğlu
Zafer, bir alıntı ekledi.
10 May 00:13

Zehretü’r-Riyâz’da nakledildiğine göre Hz. Hasan (radıyallahu anh) doğunca, Hz. Cebrâil, Peygamber Efendimiz’e (sallallahu aleyhi vesellem) gelerek, “Ya Habiballah! Hak Teâlâ sana selâm ediyor ve şöyle buyuruyor: Hz. Harun’un Hz. Musa’ya yakınlığı ne ise Hz. Ali’nin sana yakınlığı da odur. Oğluna, Harun’un oğlunun adını ver. Onun adı ‘Teberrük’ idi. Bu isim İmrânîce (İbrânîce) ‘Hasan’ demektir” dedi. Bir yıl sonra Hz. Hüseyin (radıyallahu anh) doğdu. Hz. Cebrâil yine gelerek, “Bu çocuğun adı, Harun’un küçük oğlunun adı olsun. Onun adı ‘Tüberrük’ idi, yani ‘Hüseyin’ demektir” dedi.

Envarül-Aşıkin, Ahmed Bican YazıcıoğluEnvarül-Aşıkin, Ahmed Bican Yazıcıoğlu
Resul, bir alıntı ekledi.
09 May 01:25 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Resûlullah Efendimiz, Hira'ya devam ettiği sıralarda Hz. Hatice Validemiz de ona yiyecek taşırdı.

Bu sırada bir gün Cebrail (a.s.) gelerek, "Yâ Resûlallah!.. İşte, şu uzaktan sana doğru gelen, Hatice'dir. Yanında, içinde yemek bulunan bir kab var. Yanına geldiği zaman, ona Rabbinden ve benden selâm söyle! Cennet'te inciden yapılmış bir sarayın kendisine verileceğini müjdele ki, onun içinde ne gürültü patırtı vardır, ne de çalışmak çabalamak!.." (*) dedi.


(*), Müslim, Sahih, c. 4, s. 1887.

Peygamberimizin Hayatı, Salih Suruç (Sayfa 301 - Nesil Yayıncılık Matbaacılık. San ve Tic. AŞ.)Peygamberimizin Hayatı, Salih Suruç (Sayfa 301 - Nesil Yayıncılık Matbaacılık. San ve Tic. AŞ.)