"aramızda, birbirimizi yeniden gördüğümüzde gözlerimizi kaçırmamıza neden olacak mahremiyette bir şey yaşanmamış olmasına icerleyeceğim tutmuştu. Birbirimize bakacak yüzümüz olduğuna sevineceğime, bu tavırdaki medeniyeti takdir edeceğime, içerliyordum. Demek yollarımız kesiştiğinde birbirimizde pek yüzeysel çizikler bırakmıştık; birbirimizi kanaması kolaylıkla kesilecek, izi kalmayacak, acısı unutulacak şekilde zararsızca yaralamıştık. Dilim varmıyordu ama, belki birbirimizden yara bile almamıştık. "
Şişkin ego, çok tehlikeli bir hastalıktır. Kalıtsal olabileceği gibi, zayıf bir bünyeye okuldan, iş ve arkadaş çevresinden ya da ebeveyn düşkünlüğü yoluyla bulaşabilir. Kuluçka dönemi çok uzundur ve bir kez ortaya çıktı mı, ne yazık ki tedavi edilemez. Ancak hastadan uzak durmak yoluyla hastanın çevreye vereceği zarar engellenebilir; hastanın kendisine vereceği zarar karşısında, tıp çaresizdir.
Sokretes hakkında;
..." Konuşmalarında asıl güttüğü amaç, herkesi bildiği inandığı şeyden şüphe ettirmekmiş. En çok söylediği iki sözden biri 'Benim tek bildiğim, bir şey bilmediğimi bilmektir' öteki de 'kendini tanı' sözüymüş. "
İnsanlığa ve geleceğe dair umudunu yitiren Zweig, 1942 yılında eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda uyku ilacı alarak Brezilya'daki evinde intihar eder. Brezilya'nın Petropolis kenti yakınlarında bulunan ve Zweig'ın ünlü öyküsü Satranç'ı kaleme aldığı bu ev, günümüzde "Casa Stefan Zweig" ismi ile bir müzeye çevrilmiştir.