Arkadaşlar ;
yorumlarım paylaşımı yapan kişilere değil,
alıntılara, incelemelere ,şiirledir yani ''edebiyata''
lütfen kimse üstüne alınmasın
zaman zaman kendime bile tahammül edemiyorum ben.
Cemil Emin ErdoğanHayıra Evet
haberlere bakıyorum. sadece bakıyorum. cehenneme bakıyorum yaşları on sekiz ile bin arasında binlerce insan. iş bulacağı söylenen bir binanın önünde. mahşer. birbirlerine çok az bakıyorlar. hepside eksiklik kendilerindeymiş gibi sessiz. hepside ötekinin evinin içini görüyor. yüzleri odalardan yapılmış, yüzleri çocuklarının seslerinden titrek. merdivenler öyle uzak öyle yüksek ki..
çaresizlik ne kadar büyükse o kadar inanmak ister insan dünyaya. tutunmakla bırakmak arsında boğulmuş bir yüz. tuhaf bir gülümseme ile toparlandı. acıyı büyütmekten başka bir işe yaramasa da , saçlarını düzeltti. yaşı ellilerde . gazeteci soruyor. soruyu bin yıldır biliyor. yanıtı da. göz bebekleri görünmez bir tanrıya bakıyor. elleri evimizin içinde. gülümsemesi merhametin ve adaletin bütün değerlerini yıkıyor.
dilini dilekten çekmiş.öğrendi.
iş yok sayıların çöplüğe dönmüş bir ülkede sadece çalışmak istiyor. sesi iliklerimizde. özür diler gibi bir ses.
çocuklar büyükler gibi konuşur sefaletten mi? diyordu şair.
kadın içini çekti. evini incitmemek için çırpınıyordu.. dünya dilsiz ağızsız bir uğultuydu.
yalnızı işte
bir umut diyoruz
yaşıyoruz, ne yapalım.
sana giden tüm yollarda,
çiçekler karşılıyor beni,
mevsim bahar oluyor,
ayaklarımın altında eziliyor
acı sonbahar,
sulara bırakıyor hüzünler kendilerini,
sana giden tüm yollarda,
gökyüzü daha mavi,
huzura ayak basar gibi,
diğer adın sevdamı sahi?
bir biri üstüne kötü şiirler ki kötülükleri zamanlarına ayak uyduramayacak kadar ağır, geri zayıf ve çok boş söz yüzünden.
vakit yok, herkes bilir duruma geldi bilmek, yaşam ve yaratmalarında uygulamak işlerine gelmiyor.
başka türlü yapamadıkları için
aralar kısaldı hızlar çoğaldı.
sanatta kötü eser artık cezasını kendi çekmiyor.
bir çevreye çektiriyor.
dili biri önden çekiyor biri arkadan çekiyor.
her iki yönde de dil çekiliyor.
problem haklı ile haksızı ayırmaktan çıktı.
iki haksızdan daha az haksız olanını seçmeye kaldı.
az yaratan çok bağırıyor, çok yazan çoklukla uzunu birbirine katıyor, tekrarlara yöneliyor.
ama benim vaktim yok söylüyorum duymuyor.
benim vaktim yok anlayormusun kısa diyorum. sinemaya gideceğim, maça gideceğim bir yere gideceğim diyorum.
bu kadar kitap çıkarma param yetmiyor diyorum. kısa kes diyorum.
eskiden bir tren bir vapur kaçırınca bir saat. bir gün kaçırırdın trene binince de kaçırırdın ya.
şimdi iskelenin önünden kapısına gelinceye kadar , senin kaçırdığın vapura değil yeni yanaşana yetişiyorsun. aklın kaçırdığın vapurda.
gece kadıköyden pendiğe gezmeye taksi ile 50 liraya gidiyorsun. kastamonuya 15 liraya otobüs kalkıyor.
kırdan geliyorsun. bir iki aile birlik olmuş kır yemekleri yiyorlar.
burada kalsa ya hayır ille yakınlarından geçecek ne yediklerine bakacak, yavaşlayacak konuştuklarını duyacak.
sayıklama bunalım eserlerini de bunlar okuyor.
yazıp yazıp kendilerini de seni de bitmişlikte bırakıyorlar.
karşısında mini eteklisi oturuyor, gözü maksilide.
aptallık etme. benim yüzünden parise gitme sansını yitirmeni istemiyorum. YAŞAMIN SANA VERDİĞİ HER ŞEYİ AL, HER NE OLURSA OLSUN, EĞER İLGİNÇSE VE SANA ZEVK VEREBİLECEKSE AL. insan yaşlanınca , verilen şeyleri alacak kadar bilgisinin olmadığı dönemde kendisine sunulmuş şeyleri kaybetmenin ne demek olduğunu anlıyor. eğer gerçekten beni mutlu etmek istiyorsan, hiç bir şeyin beni , sana sunulan bu şe aldığını bilmekten daha çok sevinderemeyeceğini bil . ve sen benim chiuqutam her şeyi hak ediyorsun . .. onları fridayı sevdikleri için suçlamıyorum. çünkü onu bende çok seviyorum hemde herşeyde çok. tu principal sopa-rana ( bir numaralı kara kurbağan) diego
frida günlüğüne diegonun mektuba cevap olarak yazdıklarının bir müsveddesi olabilecek bir sayfa eklemiştir. bu diegonun doğum günü olan 8 aralık 1938 de yazılmıştır. frida ona "nino mio dela - gran ocultadaro " diye hitap etmiştir. ( muhteşem büyücünün benim olan çocuğu, yani kendisi)
saat sabahın altısı
ve hindiler söylüyor şarkı
inan şefkatinin sıcaklığına
eşlik ediyordu yalnızlık
hayatımda hiç bir zaman
unutamayacağım varlığını
harap olmuştum beni kaldırdın
ve bir bütün yaptın yeniden
bu küçücük dünyada
bakışımı ne yöne çevirebileceğim ben?
öylesine engin öylesine büyük ki.
artık hiç vakit yok, artık hiç bir şey yok.
uzaklık, yalnızca gerçeklik
olan, ebediyen vardı.
var olan köklerdir
şeffaf görünen
değişime uğramış.
sonsuz meyve ağacında
senin meyvelerin aramolarını veriyor.
çiçeklerde renklerini
büyüyerek verdiği neşenin
rüzgarlar ve açan baharların.
susuzluk vermekten vazgeçme
güneşi olduğun , ağaca o ağaçki
senin tohumu el üstünde tutar.
diegodur aşkın adı.