10/10
·172 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2026 14:32
Rahmetli Prof. Dr. Beynun Akyavaş (1932-2025, Fransız Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı öğretim üyeliği yapmış kıymetli bir şahsiyet, bir eski devir hanımefendisi. Beynun Akyavaş ile alakalı başka bir bilgiye maalesef ulaşamadım. Kitaplarının giriş bölümünde de kendisiyle alakalı herhangi bir bilgi verilmemiş. Bu hususta yayınevini tenkit ediyorum,en azından mini bir biyografisi ilave edilebilirdi. Beynun Akyavaş'ın, okumuş olduğum Seni Seven Neylesün dışında Sultanıyegah İstanbul isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Ayrıca Edmondo de Amicis'in bir seyahatname türü olan İstanbul isimli eserini de tercüme etmiştir. Seni Seven Neylesün, kendisinin 1970'li senelerde Tercüman gazetesinde yayımlanan makalelerinden ve muhtelif dergilerde yayımlanan yazılarından oluşuyor. Kitabın türü için Deneme / Düşünce diyebiliriz. Kitap 5 ana başlık altında toplanmış: Karanfil Oylum Oylum Bu başlık altında yer alan yazıların (21 adet) içeriği ağırlıklı olarak dilimiz ve Türkçemiz olup, dilimize, güya öz hâle getireceğiz diye, sokulan uydurma kelimeler ile alakalı çok güzel tespitler ve tenkitler yer alıyor. Bu yazıları okuduktan sonra, farkında olmadan kullandığımız ve dilimize yerleşen bir çok uydurma kelimeyi öğrenmiş oluyoruz. Bu uydurma kelimelerden bazıları: Yaşam, anlam, önem, sorun, konu, yapıt, ulus, ulusal, öykü, koşul, sözcük, olanak, izlemek, örneğin, ve sel-sal ilaveli bütün kelimeler. Ve bir de aslında uydurma olmamasına rağmen yanlış mânada kullandığımız kelimeler var. Meselâ onlardan birisi benimde bugüne kadar yanlış kullandığım "cefakâr" kelimesi. Nasıl ki "sanatkâr" sanat icra eden demek ise veya "vefakâr" vefa gösteren ise, "cefâkar" da esasında cefa eden yani eziyet veren mânasına geliyormuş. "Ey cefakâr Türk anası" denmez, ey cefakeş Türk anası
Seni Seven NeylesünBeynun Akyavaş · Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları · 201215 okunma
Şiilik ve İzleri
10/10
·482 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Şiilik tarih boyunca sadece ama sadece ehli sünnet vel cemaate kinli ve gaddar olan Müslüman bir topluluk !Tarihleri bile düşmanlık üzerine inşa edilmiş(İlk halifelerimiz olan hulefai raşidine sövmeyi bıraksalar mezhepleri çöküyor) .Cihat eylemekten bile uzak bir kavim .(İranın İsrail’e sözümona danışıklı dövüş şeklindeki füze saldırısı ve binlerce Instagram Story saldırısı )Ehli sünnete saldırı onlara ihanet ve cefa çektirmek dersen hemen oradalar.(Örnek Irak işgali ve Suriye iç savaşı) Kitabı okurken her seferinde aklıma gelen şey bu insanlar nasıl bir hayal gücü ile bu kadar ayrışmış . Bir Mit Kurgulamak
Tarih
Bir Mit KurgulamakAbdulkadir Şen · Tin Yayınları · 20259 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi
ACISIZ TOPLUM Byung Chul Han'ın yazmış olduğu Palyatif toplumu okumuş bulunuyorum. Kitap spesifik bir konu olan acıya ilişkin küçük bir manifesto olma özelliği taşımaktadır. Kişinin acısını ve acıyla ilişkisini, bu ilişkinin iktidarla bağını kurmaktadır. Byung Chul Han'ın eşsiz eseri, üzerinde kritik yapılmaya değerdir. Bu konuya ilişkin değerlendirmelerim özet niteliğinde olup, kitabın okunmasına engel teşkil etmez. Hatta bizzat kitabın okunmasına yardımcı olacaktır, kitaba dair yazdığım yazı. Öyleyse bu girişten sonra konuya geçebilirim. Palyatif latince kökenli olup, tıpta kullanılan bir terimdir. Hastalığın temellerinin ortadan kaldırılamadığı, hastalığın sadece acısının pansuman edilerek, semptomlarının ortadan kaldırıldığı durumu anlatmak için kullanılır. Bu manada palyatif toplum acının hafifletildiği toplumdur. Temeldeki sorunların çözümüne girişilmeksizin, yani ne bir reform ne bir devrime ihtiyaç duyulmaksızın toplumdaki acının pansuman edilerek, toplumsal sorunların olduğu şekilde korunduğu toplum modelidir. İkitarların acıyla ilişkisi o iktidarın neliğine ilişkin bir soruyu barındırır. Teknoloji öncesi çağlar bir nevi cefa toplumudur. Cefa toplumunda acı insanların bedenlerine nakşetilir. İşkence seanslarının topluma bir eğlencelik seyir olarak izletildiği ve gücün kendini başkasının acısı üzerine kurduğu bir iktidar biçimidir bu. Acı çığılıklara ve bedene nüfuz etmiştir. İktidar gücü beden üzerinde yaptığı işkencelerle ve eziyet seanlarıyla sürdürür. Güçün çıplak şiddet üzerine inşaa edildiği arkaik toplumlar için geçerli bir etkinliktir. Foucault'un bahsettiği şiddet toplumu yerine disiplin toplumuna bırakmıştır. Disiplin toplumu acıyla olan ilişkisini koparmamış, onu, bedenin disipline edilmesi çabasına indirgemiştir. Bedenler acı pahasına
1000Kitap
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,367 okunma
Yüknek'in Alimi
Puan vermedi·108 syf.··
2025 106. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2025 13:13
Bugün sizlerle Türkistan'ın Yüknek bölgesinde yaşayan Edip Ahmed'in Atebetü'l-Hakayık eserini paylaşacağım. Türk edebiyatının günümüze dek Türkçe olarak ulaşmış ender eserlerinden birisi. İsminin Arapça olması ise müslümanlığı tercih eden Karahanlılar zamanında kullanılmasından kaynaklanıyor. Gerçeklerin Eşiği diye adlandırılan kitap özünde bu ruhu taşımakta. Öyle ki 11. yüzyılın sonlarında doğan şairimizin peygamberimizin tavsiyeleri üzerine kaleme aldığı öğütler gerçekleri yüzümüze adeta bir tokat gibi vuruyor. Bir insana mürüvvet yani esenlik ve mutluluk yolunun nasıl kapandığı şu veciz dizelerle hatırlatıyor. "İki şey birleşirse bir insanda eğer o insana mürüvvet yolunu kapanır. Biri gereksiz yere konuşmak diğeri ise yalan söylemektir." Ah günümüz insanı öyle bir keşmekeşin içindeki yukarıda alıntıladığım iki uyarıyı da yapar hale geldik maalesef. Okumak yerine aralıksız konuşmayı yeğliyoruz. Her okuduğum satırda durup düşündükçe hüzünlendim açıkçası. Kısacık bir kitap, hatta içindeki bütün öğütleri bir deftere yazıp cebinizde taşıyabilirsiniz bile. Bende bir çoğunu not ettiğim ama en çok etkilendiğimi paylaşmadan edemeyeceğim. Çünkü biz okuyup düzgün bir hayat yaşamaya çalışanlar için gerçeğin soğuk yüzü vardı satırlarda. "Dünya hünerli insana vefasızdır. Hünersize burada cefa daha azdır. Hünerle talihin bir araya gelmesi, Az bulunan şeylerden daha azdır. Ne yaptı dünyaya bu hüner sahibi Neden onu durmadan kınar bu. Hasisleri yüceltip, değerli insanları yere çalan, Bu kutsuz dünya yoksa yaşlanıp bunadı mı?" Edip Ahmed'in zamanından bu yana nice yıllar geçti. Kendisi dünyanın yaşlanıp bunadığını düşünürken biz teknoloji çağının insanı için dünya çoktan bunayıp ölmüş ve içinde yaşamaya çalışıyoruz. Onun kitabı yazmak için onlarca sebebi vardı ama güzeli dua
1000Kitap
Atebetü’l-HakayıkEdip Ahmet Yükneki · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,706 okunma
♡ Y A Ğ M U R ♡
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2025 18. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2025 23:18
••• ••• O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım .. [Yağmur] .. Yağmur şiir kitabı, Nurullah Genç 'in Fahri Kâinat Efendimiz Hz Muhammed sav için yazmış olduğu naat ile başlıyor. Kitabın ismi de bu harikulade naatın başlığının adını almış. Yağmur ismi çok anlamlı değil mi? Nedir yağmur? Tüm canlıların yaşam kaynağıdır. Rabb'imin Hayy ismi tecelli eder orada, 'Hayat veren' .. Ayrıca yağmur temizliktir. Suya hareketlilik kazandırandır. Berekettir . İşte o dev kabiliyet,naatı yazarken Efendimiz'i yağmura benzeterek,O'nun (sav) kalplere yağdığını ,kalbte cansuyu ve bereket vesilesi olduğunu anlatmıştır. Yağmur herşeyin üzerine yağıyor ama yağmurdan herkes faydalanamıyor. Yağmur bir kayaya yağdığında akıp giderken, toprağa yağdığında orada canlılığa vesile oluyor. Kalp taşlaşmamışsa,kalbe yağmur gibi düşen Efendimiz'in sevgisi de,ruh dünyamızda nice güzel canlanmalara vesile oluyor. Hatta şiirde,"yağarsın taşlar bile yemyeşil filizlenir" diyerek, insanlık adına umudun baki olduğuna da vurgu yapmayı ihmal etmiyor. Yağmur naatı, Efendimiz'in hayatını ve bizim için önemini anlatmakla kalmaz. Bu naat aynı zamanda; Fahri Kainat Efendimiz'e olan,hasret,özlem,aşk,saygı gibi duygularla beraber insanlığa dair sızıyı da ifade eder... Gönülle birlikte her okunan mısra, Efendimiz'e olan duygularımızın ve dertleşmelerimizin kelimelerle cisimleşmesidir . İmam Rabbani'nin (ra) dediği gibi, cümleler efendimizle güzelleşiyor fakat, Nurullah Genç 'in bu yoldaki gayretini ve aşkını görmemek mümkün değil. 29 harfi mükemmel kombinleyerek,gönüle ruha hitap eden böyle bir naat yazması güzel bir sevda,samimi bir ruhaniyete sahip olduğunu gösteriyor. Yağmur dışındaki şiirlere baktığımızda,ruh dünyamızda,duygularımızın anlaşıldığı,dertleşiyor hissettiğimiz,
Şiir
YağmurNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20193,511 okunma
Puan vermedi·95 syf.··
2025 10. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2025 01:05
Kaç kere ölür bir insan? Memleketini terk etmek zorunda kalınca mesela ölür mü ruh? Sevdiklerinden ayrılınca? Kaç kere kırılır bir ömür? Umutları, hayalleri, yaşam sevinci kalmayınca ölmeli mi insan? Ölümü tanımlamak için illa ölmek mi gereklidir? Ölüm herkesin penceresinde başka bir manzaraya açılıyorsa eğer, tek bir ölümün varlığından bahsedebilir miyiz? Her şeyi anlamlandırabilir de insan ‘ölüm’e gelince ahraz olur, lal kalır. Dürüst, dost canlısı, insan ve hayvan sevgisi ile dolu, güzelliğe hayran, zeki ve nükteci bir ruh için yaşanılabilir bir dünyada mı yaşıyoruz? Sadık Hidayet zihnimde bu soruları canlandırıyor. Sadece tek bir kitabından değil elbette ama hayat hikayesi de bu sorulara cevap olmak yerine iyice derinleştiriyor. Dünya hassas kalpliler için bir cehennem gerçeği çevresinde hayatı cehennem olan bir insanın ömrü. Bu cehennemi yaşatan, kaleminden kağıda akıtan, günün sonunda tam da anlattığı şekilde, hayata anlam bulamayıp hayatı da terk eden bir ruh. ‘’Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.’’ Sadece bu cümleyi kurmak için bile ne kadar yara alması gereklidir bir insanın? Muhtemelen bu yaraları hala kanıyordur. Sadık Hidayet, 1903 yılında Tahran’da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve eğitimini yurtdışında tamamlamış bir yazar. İran’da kitaplarının satışı hala yasak olmasına rağmen Modern İran edebiyatının en önemli ismi olarak kabul ediliyor. Yazılarında Doğu’nun etkileri görülmekle birlikte Batı edebiyatına daha yakın olduğu rahatlıkla söylenebilir. Hatta eserlerinde Kafka karamsarlığını görmek mümkündür ancak bana göre Sadık Hidayet Kafka’dan çok daha umutsuz bir karamsardır. Kafka’nın umutsuzluğu daha çok düşüncede birleşirken bence Hidayet’in karamsarlığı tam da Orta Doğuvari
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma