Bence bu kitap birazcık abartılıyor spoiler adama sadece üzüldüm aslında ben ailesi ve o çilekeş anasına acıdım. Etrafındaki insanlar sürekli adamın arkasını toplamak zorunda kalmış. Kitabın iyi yanı adam aklını başına toplamış ve kumarda kaybettiği tarlalarından sonra daha düzgün bir hayat yaşamaya çalışmış. Çalışmış diyorum ama cefakar karısı olmasaydı o bile zor olurdu. Yine anası ve karısının arkasında "adam"olmuş birinin hikayesini okuyoruz.
Trabzonlu yazar Hasan İzzettin Dinamo’nun otobiyografik özellik taşıyan bu romanını az önce bitirdim. Uzun zamandır beni bu kadar etkileyen bir roman okumamıştım.
Kitapta Yemen Savaşı yıllarında cephede 7 yıl savaşmış Hasan İzzettin Dinamo’nun babası Temel Çavuş ve fedakar ana Şakire’nin ailesi üzerinden Kurtuluş Savaşı dönemindeki açlığa, sefalete en derinden şahit olmaktayız. Zaten kıt kanaat geçinen ve bir ekmeğe muhtaç yaşayan aile yokluk içinde çırpınırken seferberlik ilanı ile birlikte Temel Çavuş ve evin en büyük oğlu Ali de cepheye gönderilir.
Altı ufak evladı ile beraber cephenin gerisinde kalan Şakire açlığın o sert yüzüyle her geçen gün tekrar tekrar yüzleşmek zorundadır. Evde her günden ondan bir parça da olsa kuru ekmek bekleyen altı tane yavrusu vardır fakat ufak bir lokma yemek için gittiği her kapı yüzüne daha sert kapanmaktadır. Kitabın tamamı yazarın bizzat kendi yaşamından olaylar olup bu şekilde kaleme alındığından olsa gerek kitabı okuduğunuz esnada bu açlığı iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Cephenin gerisinde tek başına altı evladına hem analık, hem babalık yapıp her gün bir şekilde çocuklarını ölümden korumaya çalışan Şakire Milli mücadele döneminde ekmeğini taştan çıkaran yüce,cefakar, fedakar Türk kadınının en güzel örneklerinden birini simgelemektedir.
Milli mücadele dönemini anlatan çok eser vardır fakat açlığı böylesine sarsıcı bir biçimde aktaran, insana evindeki sıcak yemeğini yerken vicdan azabı çektiren, okuyucuyu kendi vicdanıyla böylesine baş başa bırakan böyle bir dönem kitabı daha önce okumamıştım. Bu topraklarda şu an rahatça yaşayan, evinde rahatça yemeğini yiyen tüm vatan evlatlarının bu kitabı mutlaka okuması gerektiği fikrindeyim.Mutlaka okuyalım ve okutturalım.

Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,205 okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir eşeğin ölümü üzerinden insanların ikiyüzlülüğü ve toplumsal çürümeyi anlatır . Öyküdeki eşek , toplumun cefakar kesimini ve dürüst insanları temsil eder .
Birazda ülke gündemiyle yorumlayalım
Aslında üzerine binlerce inceleme, akademik makale ve YouTube videosu çekilmiş bir eserden bahsederken "farklı ne diyebilirim?" diye düşünmek çok insani bir tereddüt. Ama bazen bir kitabı sadece okumak yetmez, onu bugün sokağa çıktığında gördüğün o amcanın öfkesinde, televizyondaki o "her şey çok yolunda" diyen sunucunun gülümsemesinde ya da marketteki etiketin her hafta değişmesinde hissetmen gerekir.Biraz da Yaşar Kemal ile karşılaştırdım ikiside usta eser sahipleri. İşte George Orwell’ın Hayvan Çiftliği, bizim için sadece bir İngiliz edebiyatı klasiği değil; adeta bu coğrafyanın "kullanım kılavuzu" gibi.
Hadi gel, bu distopik "server"ın derinliklerine inelim:
Bizim Çiftliğin "Admin" Kadrosu ve Karakter Haritası
Kitabı bir karakter rehberiyle açmak harika bir fikir çünkü aslında her biri sokakta karşılaştığımız birer tipoloji. Senin listenin üzerine biraz "güncel Türkiye" sosu ekleyerek gidelim:
Napoleon (Admin/Lider): Strateji uzmanı, "lore"u işine geldiği gibi değiştiren, her krizden güçlenerek çıkan o figür. Başta "eşitlik" dedi ama sonunda "bazıları daha eşittir" kuralını anayasaya ekledi. Türkiye perspektifinden bakınca; gücü merkezileştiren, yargıyı (köpekleri) elinde tutan ve her başarısızlığı bir "dış mihraka" bağlayan o sarsılmaz irade.
Squealer (Algı Operasyonu Birimi): Eğer bugün birileri "aslında o zam değil, güncelleme" diyorsa, Squealer’ın ruhu şad oluyordur. Verileri eğip büken, domuzların yediği elmaların "zihinsel performans" için gerekli olduğuna kitleleri ikna eden o yancı. A Haber’den tut da sosyal medyadaki "trol" ordularına kadar geniş bir yelpazeyi temsil ediyor.
Boxer (Cefakâr Halk): "Daha çok çalışacağım!" dedikçe sırtındaki yük artan, liyakat beklerken sadakatten başka sermayesi kalmayan
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,6bin okunma
Bir Ülkenin ve bir aşkın keşkesi...
Sema Soykan’ın o güçlü Cumhuriyet kadını ruhuyla kaleme aldığı "Keşke", sadece tozlu raflarda kalan bir aşk hikayesi değil; 1940’tan 1980’e uzanan, Türkiye’nin kalbinin attığı o çalkantılı yılların aynası.
Hikaye, genç bir doktor olan Sabia’nın hastanedeki 203 numaralı odanın gizemli kapısını aralamasıyla başlıyor. Bu oda, keşkelerin ve iyikilerin birbirine karıştığı, sırlarla dolu bir dünya. Hastanede yatan ama aslında hasta olmayan Nedret Hanım ve onun geçmişi, Sabia’yı kendi köklerine, hiç tanımadığı babasının izine ve yarım kalmış dev bir aşka götürüyor.
Kitabın sayfaları arasında ilerlerken kendinizi Köy Enstitüleri’nin o aydınlık sabahlarında buluyorsunuz. Hasan Âli Yücel’lerin, İsmail Hakkı Tonguç’ların emeğiyle yeşeren tarımdan sanata, edebiyattan üretime bir ülkeyi ilmek ilmek işleyen o eğitim meşalelerinin hikayesi bu. Fikret ve Sabia öğretmenin bu kutsal çatıda başlayan aşkı, maalesef darbelerin, muhtıraların ve siyasal kargaşaların gölgesinde kalıyor.
Yazar #SemaSoykan kalbi vatan sevgisiyle dolu bir neslin gençliğini, anaların evlat acısını ve bir ülkenin makus talihini anlatırken bu eseri çok özel birine kendi babasına ithaf ediyor. Babasına armağan ettiği bu satırlarda, hem kişisel bir vefayı hem de toplumsal bir hafızayı bizlere sunuyor.
Yanlış anlaşılmalar ve zorunlu fedakarlıklarla ayrılan yollar, yıllar sonra Fikret’in miras bıraktığı o anlamlı isimli dergide kesişiyor (Keşke).Yarı kurgu, çoğu gerçek olaylara dayanan bu romanı okurken, ülkemizin geçtiği karanlık yolları ve o cefakar öğretmenlerimizin emeğini gözyaşları içinde hissedeceksiniz.
Aslında buraya sayfalarca yazmak, bu kitabı size saatlerce canı gönülden anlatmak isterdim... Ama bazı duygular anlatılmaz, ancak hissedilir. O yüzden size tek bir
Yeşilçamda izlediğimiz; o ‘kötü insanlar ‘ , ırz düşmanları , ünlü olmak isteyen uçarı güzeller güzeli bir kız , cefakâr ve dul bir anne , fakirlik Orhan Kemal kitaplarından esinlenilmiş olmalı . Hiç uzatmadan , sıkmadan karakterleri ince ince işleyerek o kadar güzel anlatıyor ki Orhan Kemal ,kısa sürede su gibi akıp gidiyor her kitabı . Kitabın son sayfaları polisiye roman tadında kovalamaca ile gitti sonunda iyilerin kazanıp kötülerin cezalandırılması tam da istediğim gibiydi . Çünkü kitabın başından sonuna kadar Reşat karaktersizine sövdüm :)
Nazan’a ağladım , kızdım , annesine acıdım . Kadın olmanın hele bir de güzel ve fakir bir kadın olmanın toplumdaki zorluklarını toplumun bakış açısını , erkeklerin iğrençliğini çok güzel anlatmış yazar .
Okuyun .