İslam’a karşı Cehmiyye ve Kaderiyye’den daha şiddetli çelişen bir topluluk yoktur. Cehmiyye Allah Teâlâ ile çatışırlar, Kaderiyye ise Allah Azze ve Celle hakkında konuşurlar.”
Allah Subhanehu ve Teala Kitabı'nda ve Nebisi'nin (s.a.v.) sünnetinde kendisini nitelediği yüce ve mükemmel sıfatlar konu-sunda tektir. Yarattıklarından hiçbirini O'nun sıfatlarından biriyle nitelendirmeyiz ve isimlerinden biriyle isimlendirmeyiz. Allah Subhanehu ve Teala için hiçbir örnek vermeyiz ve yarattıkla rından birini ona benzetmeyiz. Rabbimizin isim ve sıfatlarından herhangi birini inkâr etmeyiz. Allah'ın kendi nefsini vasıflandırdığı ve yine Resulü'nün O'nu vasıflandırdığı sıfatlara, tahrif, ta'til, keyfiyetlendirme ve temsile kaçmadan, mecaz manasında değil, hakikat manasında iman ederiz. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurur: "Göklerde ve yerde bulunan en yüce sıfatlar O'nundur. O, mutlak güç ve Hikmet sahibidir. "1 Rabbimizin kendisini nitelendirdiği sıfatlardan hiçbirini inkâr etmeyiz. Kelimeleri, kullanıldığı anlam dışında kullanarak tahrifte bulunmayız. Bu konuda, Allah'ı tenzih etmek ve yüceltmek bahanesi ile bu sıfatlar hakkında yoruma ve şüpheye kaçmayız. Allah'a ve Resulü'ne (s.a.v.) teslim olmayan ve şüphelendiği konuyu kendisinden daha iyi bilen bir kimseye sormayan kişi, dini konusunda şüphelerden kurtulamaz. Kişinin sebatı ancak tam manası ile Allah ve Resulü'ne teslim olması ile mümkün olur. .. İman ederiz ki Allah Subhanehu ve Teala, Kitabı'nı apaçık bir Arapça ile indirmiştir. Dolayısıyla Allah'ın sıfatlarının manasını bilir ama keyfiyetini Allah'a havale ederiz. Bu meselede biz, "Ona iman ettik, hepsi Rabbimizin katındandır." deriz. Cehmiyye'nin ta'tilinden ve Müşebbihe'nin temsilinden Allah'a sığınırız. Allah'ın sıfatları konusunda ne Cehmiyye ne de Müşebbihe'yi takip ederiz. Bilakis, Rabbimizin bizden istediği gibi nefy ve isbat arasında orta bir yol tutar ve istikamet üzere oluruz. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurur: "O'nun
Reklam
Cehmiyye, "Sizi deneyeceğiz, ta ki gayret gösterenlerinizi ve sabredenlerinizi bilelim" (Muhammed 47/31) ayetindeki "bilelim" ifadesini Allah'ın bilgisinin sonradan olduğuna delil saymıştır.
Sayfa 28 - Dipnot
“Resûlüllah’ın ne kastettiğini, herhangi bir ifrat ve tefrite kaçmadan iyice anlamak gerekir. Resûlüllah’ın sözüne, kaldıramayacağı bir mâna yüklenmemelidir. Resûlüllah’ın rehberlik ve açıklama mahiyetinde kastettiği herhangi bir şeyi eksiltmemek gerekir. Bu gerçeğin ihmali ve bundan yüz çevrilmesi neticesinde ortaya çıkan doğrudan sapmaların hesabını ancak Allah bilir. Allah ve Resûlü’nden (sallallahu aleyhi ve sellem) gelen hadisleri yanlış anlama, İslâm’da ortaya çıkmış her bid’at ve sapıklığın aslıdır. Dahası, bu durum usûl ve fürûdaki bütün hataların da kaynağıdır. Özellikle buna bir de art niyet ilâve edildiğinde durum daha da kötüleşmektedir. Niyeti iyi olmasına rağmen kendisine tâbi olunan âlimde görülen bazı şeyleri yanlış anlama ile tâbi olandan kaynaklanan art niyet bir araya gelirse, o zaman dinin ve Müslümanların vay hâline! Artık yardım sadece Allah’tandır. Kaderiyye, Mürcie, Hariciler, Mu‘tezile, Cehmiyye, Râfizîler ve bid’at ehli diğer topluluklar, bu bid’atlerine ancak Allah ve Resûlü’nden gelen haberleri yanlış anlamaları sebebiyle düşmediler mi? Öyle ki birçok insanın elinde din, bu tür yanlış anlayışların bir gereği hâline geldi. Artık sahabe -Allah onlardan razı olsun- ve tâbiînin, Allah ve Resûlü’nden (sallallahu aleyhi ve sellem) aldığı anlayışa iltifat edilmedi ve terk edildi. Bu kimseler başlarını kaldırıp da bunlara bakmadılar.”
Sayfa 133·Kitabı okudu
Tevhid ehline HARİCİ denilmesi 2.
Çünkü onlar Tevhid ehlinin üstesinden ancak bu şekilde gelebiliyorlar. Çünkü onlar insanların Hâricilerden nefret ettiğini iyi biliyorlar. Bu yüzden onlar, tevhid ehlini bu şekilde tasnif ediyor, onu bu zalim bâtıl tâifeye nispet ediyorlar. Her yerde bunu ücret karşılığında haince yapıyorlar. Onlar bunu hainlik ve çirkefliklerinden yapıp, Müslümanları tasnif etmeleri ve itibarlarını zedelemelerinden dolayı ücret talep ediyorlar. Veyahut bid'atten, dalaletten ve sapmalarından kaynaklı olarak da ya-pıyorlar. Tıpkı Mürcie'nin Ehli Sünnet ve'l Cemaat'i Hâricî olarak niteliyor olması gibi. Onlar eğer tevhid ehlini tasnif edilmeksizin kalırlarsa, bid'atleri ve dalaletleri için tehlike teşkil edeceğini çok iyi biliyorlar. Nitekim onların hak ile mücadele edecek takatleri yoktur. Çünkü hak berraktır, bâtıl ise endişe ile doludur. Bu yüzden hakikate yalan ile cevap vermeye, nefisleri için ahlaksızlıkla ve düşmanlıkla galibiyet elde etmeye çalışırlar. Tıpkı şairin dediği gibi; Onların tartışmada bir delilleri yoktur, şaşırmış taklidimi yapayım? Delile sığınmaz da, sultana kaçar aziyetinden. Cehmiyye ve Mürcie gibi bazı taifeler münazaraya davet ediyorlar. Bu nasıl iş ki, muvahhid sizinle münazara etse hapse gidecek, siz saraya? Bu durumda münazara etmenin amaçı nedir? Münazara dediğin şey hakkın söylenebilmesi için emniyet ve güvenlik içerisinde olması gerekmektedir. Sonra ne üzerine münazara yapacak? Para üzerine mi? Yoksa bu imandır bu küfürdür konusu üzerine mi? Ki her kim bunu açıklamak istese zorluk ve meşakkatle karşılaşacaktır. Daha sonra münazara kendi canları için güvende hisseden iki adam arasında gerçekleşir. Diğer türlü muvahhid hapse, Mürcie saraya gidecek ve denilecek ki, onunla münazara ettin ettin yoksa mağlup sayılacaksın! İşte bu doğru değil. Bu
Sayfa 97 - Minber Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
Reklam
Reklam