sen o baygın sevgilerin adamı değilsin. sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin ki ölüm her yerde uyanıktır alestadır korkunun yardakçıları tez kızaran güllerden kendini sakın sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı- Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine bıraktın vazgeçilmez ırmakları gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları Mazot/İsmet Özel
Edebiyat
İsmet Özel Mazot Ağlamadan dillerim dolaşmadan yumruğum çözülmeden gecenin karşısında şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı üzerime yüreğimden başka muska takmadan konuşmak istiyorum. Şehre neden esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum niyedir sarmalasın vites dişlilerini defneler, nakışlar yok alnımda neden. Ağlamadan etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan o mavi korularda ve dibektaşlarında bırakıp sözlerimin kalıntılarını açıkça konuşmak istiyorum. Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini göğsünün kafesinde yalnızca pasak biliyorsun korkutulmuş bir kızın yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret hergün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti bunları bütün bunları biliyorsun dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🧲Biz Dâvûd’a tarafımızdan büyük bir lutufta bulunduk: “Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin. Ey kuşlar, siz de!” buyurduk. Demiri onun için yumuşattık. 10 Ona şöyle emrettik: “Vücudun gerekli yerlerini örtüp koruyacak büyüklükte zırhlar yap ve onların yeterli ölçü ve sağlamlıkta olmasına dikkat et!” Siz de ey mü’minler, sâlih ameller işlemeye bakın; çünkü ben bütün yaptıklarınızı görüyorum. 11 #Tefsir: 📖 📖 Cenâb-ı Hakk’ın Dâvûd (a.s.)’a verdiği müstesnâ lutuflar çoktur. Bazıları şöyledir: Onu peygamber yapması, Zebur’u vermesi (bk. İsrâ 17/55), Ona ve oğlu Süleyman’a hususi bir ilim vermesi (bk. Neml 27/15), Onu kuvvet ve kudret sahibi kılması (Sad 38/17), Adâletle hükmetmek üzere yeryüzünde halife kılınması (Sad 37/56), Hem yüzünün hem de sesinin güzel olması. Hatta sesin güzelliğini anlatmak üzere “Davûdî ses” ifadesini kullanmak meşhur olmuştur. Bunlara ilâveten burada Hz. Dâvûd’a verilen iki müstesnâ lutuftan bahsedilir: Birincisi; dağların ve kuşların onunla beraber Allah’ı tesbih etmesi. Hz. Dâvûd’un öyle güzel ve tesirli sesi vardı ki, Allah’ı zikir ve tesbihe başladığı zaman dağlar da onun zikrine katılır, kuşlar da gruplar halinde onunla birlikte tesbih ederlerdi. Nitekim bu hususu açıklayan diğer âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur: “Biz, dağları onun emrine verdik de, akşam sabah onunla birlikte Allah’ın sınırsız kudret ve yüceliğini tesbih ederlerdi. Etrafında toplanan kuşları da. Hepsi birden tesbih, dua ve yakarışlarla Allah’a yönelir, O’nun iradesine boyun eğerlerdi.” (Sād 38/18-19) “…Dağları ve kuşları Dâvud’un emrine râm ettik; onunla beraber Allah’ı tesbih ediyorlardı. Gerçekten biz, dilediğimiz her şeyi yapma kudretine sahibiz.” (Enbiyâ’ 21/79)
MANŞET: PERMAFROST ONU 2,500 YIL TUTTU. SONRA ARKEOLOGLAR ONU BULDU - Kürklere sarılmış, HALA KARANLIKTA PARLAYAN altınlarla. Güney Sibirya'nın Altay Dağları uç noktalar ülkesidir - alevli yazlar, acımasız kışlar ve ölüleri bin yıldır buzlu bir kucaklaşmada hapsediyor. 2024 yılında, uzak bir vadide çalışan bir arkeolog ekibi donmuş toprakta bir depresyon fark etti, antik bir mezar höyükünün işaretidir. Dikkatli kazmaya başladılar, soğuk havada nefesleri görünür, eldivenleri buzla kaplı, ortaya çıkan ise daha önce görmedikleri donmuş bir mezar oldu. Çukurun içinde, kürkler ve derilerle sarılı olarak, yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış ve ölmüş göçebe bir süvarinin cesedi yatıyordu. Permafrost onu neredeyse mükemmel bir şekilde korumuştu - derisi, saçları, dövmeleri, hatta midenindekiler bile hala sağlamdı. Ekip, vücudunun yanında altın süsler buldu: çekiç altından yapılmış sarılmış geyik, sıçrayan hayvan şeklindeki karmaşık plaketler ve dokunulduğunda hala zayıf bir ses çıkaran küçük çanlar. İskitler, "hayvan stili" sanatlarıyla ünlü usta kuyumculardı - savaşta kilitli yaratıklar, yırtıcı hayvanlar ve av iç içe geçmiş, bozkırın vahşi ruhu değerli metallerle kaplı. Bu savaşçı en iyi varlıklarıyla gömülmüştü: silahları, atı (donmuş kalıntıları çukurun köşesinde yatan) ve altınları, hepsi öbür dünyada ona eşlik edecekti. Araştırmacılar donuk gri ışıkta diz çöktü, farları çukurun karanlığını keserek vücudu ve hazinelerini fırça ve küçük aletlerle ortaya çıkardılar. Birisi yukarıdan telefon fotoğrafı çekmiş: Roma İmparatorluğu doğmadan önce ölen, Pers krallarının çağından beri yüzü güneş görmemiş bir adamın etrafında parka kaplı figürlerden oluşan bir daire. Yakın planda, kamera altın geyiği yakalıyor - boynuzları geriye doğru süpürülmüş, bacakları altından katlanmış, vücudu
Kitap ölmeyecek
Kitap tıpkı kaşık, çekiç tekerlek veya makas gibidir. Bir kere icat ettikten sonra daha iyisini yapamazsın. (s. 16) #y:3769
Edebiyat
Vaktin sarrafı olmaya bak...
Zamanın ruhunu, fıtratın ritmini anlatan bir ölçü, mevzunun mukaddimesi olsun: Demiri tavında dövmek gerek, tohumu vaktinde ekmek gerek...hasadı da sabırla beklemek gerek... Her şeyin bir "an"ı, her emeğin vuku bulacağı bir "vade"si vardır. Ne demiri soğutmaya gelir, ne tohumu kışın ayazında toprağa vermeye... Geciken müdahale de, aceleye getirilmiş eylem de bereketi kaçırır. Bilgelik, o doğru zamanı sezebilmekte ve o an geldiğinde tereddüt etmeden, kararlılıkla dövebilmekte ya da ekebilmektedir. Zamanın ve mekânın dar kalıpları arasında sıkışıp kalan insanoğlu için en büyük yanılgı, her şeye muktedir olduğunu sanmasıdır. Oysa kâinat, kendi ritmi ve nizamı üzere akar. Bu nizamı fark edenler huzura erer, ona karşı direnenler ise beyhude bir yorgunlukla kendini tüketir. Ey insan; eğer hayat yolunda adımların bereketli, kelâmın kalıcı, amelin hayırlı olsun istersen, şu nasihatleri zihninin ve kalbinin bir köşesine nakşet: Vaktin kıymetini bil, demiri tavında döv... Fırsat dediğin, rüzgâr gibi esip geçen bir esintidir; tutamazsın, ama o estiği an yelkenini açmayı bilmelisiniz. Geciktirme, demir soğuduktan sonra vurulan her çekiç darbesi, örse de çekice de zulümdür. Zamanı geçmiş bir söz, vadesi dolmuş bir hamle, sahibine yalnızca ağırlık yapar. Acele etme, henüz kor haline gelmemiş, ateşin terbiyesinden geçmemiş demire şekil vermeye çalışmak da hamlıktır. Unutma ki, ham demir kırılır, tavındaki demir bükülür. Fıtrata ve sebebe tevessül et de, tohumu vaktinde ek... Her niyet bir tohum, her zemin bir topraktır. Tohumun kalitesi kadar, toprağın kıvamı ve mevsimin selameti de mühimdir. Zemini tanı, çorak toprağa tohum saçmak, emeği ziyan etmektir. Sözünü, halden anlayana söyle; fikrini, yeşereceği zihinlere emanet et. Liyakat ve ehliyet olmayan yerde ne tohum başak