Benzer enerji benzer enerjiyi çeker.
düşünceler ve duygular bir tür enerji yayar. Eğer bolluk, başarı, sevgi gibi şeylere odaklanırsan, evren de sana bunlara uygun deneyimler getirir. Evrene enerji gönderdiğini, Evrenin de sana benzer enerjileri geri getirdiğini savunur. Buna bazen “çekim yasası” (Law of Attraction) denir. Bir hedefi sürekli düşünmek ve gözünde canlandırmak motivasyonu artırabilir. Fırsatları daha fazla fark etmeye başlayabilirsin. Davranışların hedefinle daha uyumlu hale gelebilir. Bu nedenle bazı hedeflere ulaşma ihtimalin artabilir. İstediğin bir sonuca zihinsel olarak yoğunlaşmak ve onu gerçekleşmiş gibi hayal etmektir. dışarıdan bakınca 'çekmişsin' gibi görünebilir; ama açıklama kişinin düşünce ve davranışlarının değişmesi olabilir. Evren bana gönderdi” kısmı bir inanç meselesidir. Bir şeye odaklanınca ona yönelik hareket etmeye başlıyorumkısmı ise psikolojide daha iyi açıklanabilen bir süreçtir.
İnsanlar akıllıca cevaplardan ziyade gerçek dikkati özlerler; susturulmuş bir ego en güçlü çekim alanını yaratır.
Felsefe
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bozdoğan su kemeri. (Valens kemeri) İstanbul büyük şehir belediye binası başlangıç (1953) açılış (1960) fotoğraf'ın arkasında görülen yapı bitmemiş. Çekim'yılı mühtemelen (1957) olabilir. / Haşim iş can geçiti, Atatürk bulvarı caadesi, Fatih İlçesi, Tahih'i yarım ada İstanbul.
Entropi, temel olarak bir sistemdeki düzensizliğin, karmaşanın ve rastgeleliğin ölçüsüdür. Termodinamiğin İkinci Yasası’na göre, izole edilmiş bir sistemde entropi (düzensizlik) her zaman artma eğilimindedir. Matematiksel olarak, bir sistemin durumu S ile ifade edilirse, bu süreç şu basit eşitsizlikle özetlenir: Δ S ≥ 0 Yani, dışarıdan aktif bir enerji (zihin, emek, odaklanma) girişi olmadığı sürece, herhangi bir sistem kendiliğinden daha düzenli bir hale gelmez; tam tersine, parçalanır, dağılır ve nihayetinde "en olası" (yani en düzensiz) duruma evrilir. Bu kavramı sosyal medyadaki duruma ve kültürel analize uyarladığımızda, neden derinlikli yazıların "yüksek enerjili" (düşük entropili) bir düzen, "günaydın" postunun ise "düşük enerjili" (yüksek entropili) bir kaos olduğunu daha net görebiliriz. Entropi, bir mesajdaki "belirsizlik" veya "rastgelelik" ile ilgilidir. Derinlikli bir entelektüel analiz yazısı, düşük entropilidir; yani çok fazla düzen, yapı ve anlam içerir. Okuyucunun zihninde bir "işleme" (enerji harcama) süreci gerektirir. Öte yandan, sosyal medyadaki "günaydın" paylaşımları yüksek entropilidir. Bu paylaşımlar aslında "gürültüdür" (noise). Anlamı yoktur, yapısı yoktur, işlenmesi gerekmez. İnsan zihni, en az enerji harcayacağı yolu tercih ettiği için, entropik olan (düzensiz/kolay) akışa doğal bir çekim duyar. Sosyal medya platformlarının algoritmaları, entropinin yasalarına uygun olarak çalışır. Algoritma, insanların en az direnç gösterdiği yolu (en yüksek etkileşimli, en az bilişsel çaba gerektiren içerik) ödüllendirir. Bu da sistemin toplam entropisini artırır. Bu süreci durdurmak veya tersine çevirmek için "Negentropi" (Negatif Entropi) üretmemiz gerekir: Negentropi nedir? Sisteme dışarıdan "düzen" ve "enerji" enjekte etme sürecidir. Yani bir
Felsefe
İrfan mektebi ve tefekkür...
Tefekkür, irfan mektebinde ömür boyu sürdürülmesi gereken bir süreçtir... İrfan mektebi, hocalık ünvanlarıyla ya da akademik diplomalarla nihayete eren bir okul değildir; aksine ömür boyu süren, her anı ayrı bir idrak ve uyanıklık gerektiren bir gönül ve zihin yolculuğudur. Bu mektebin en mühim, en zahmetli ve en kurucu dersi ise şüphesiz ki "tefekkürdür". Tefekkür; sıradan, pasif bir düşünme eyleminin çok ötesinde, varlığın özüne bakma, kâinâttaki o muazzam nizamın her bir zerresinde bilincin izini sürme gayretidir. Bu yönüyle tefekkür, teoride bırakılacak bir kavram değil; hayatın tam merkezinde, pratik ederek yaşanması gereken bir "staj" disiplinidir. Bu stajın ne bir mesaisi ne de emekliliği vardır; o, her nefeste kalbi ve zihni uyanık tutma mücadelesidir. Enfüs ve âfak dengesi tefekkür stajının en büyük imtihanıdır, terazinin iki amansız kefesi olan "enfüs (iç dünya)" ile "âfak (dış dünya)" arasındaki mizanı kurabilmekte saklıdır. İnsan fıtratı, bu iki alemden birine fazla daldığında diğerinin dengesini bozmaya meyillidir: Âfakta ileri gidip enfüsü ihmal etmek... Dış dünyayı, maddeyi, somut gerçekliği ya da kariyeri ne kadar imar edersek edelim; içeride derin bir anlam boşluğu, kuraklık ve bilinç kaybı doğurur. Dışarısı ne kadar ihtişamlı olursa olsun, içerisi viraneye döner. Enfüste ileri gidip âfakı ihmal etmek... Kendi iç dünyamıza, soyut tefekkürümüze ya da maneviyatımıza öylece gömülmek; dış dünyadaki sorumluluklarımızı, hayatın pratik gerçeklerini ve toplumsal ödevlerimizi ıskalamamıza yol açar. Bu da insanı hayattan kopuk, eylemsiz bir sığlığa iter. Hakiki denge, enfüsteki o derin manayı alıp âfakta bir amele, bir esere, bir faydaya dönüştürebilmektedir. Biri kök ise, diğeri daldır; biri olmadan diğeri mutlaka kurur. İfrat ve tefrite karşı dengenin
Özünden, kendinden kaçarak mutluluğu arıyorsun. Fakat bu yol seni iyileştirmek yerine daha da yıpratıyor; kendine yabancılaştırıyor. Bir uydunun kendi yörüngesinden kaçmaya çalışması gibi, çekim yönünün tersine anlamsız bir irade gösteriyorsun. Yoruluyorsun, savruluyorsun, kendini kaybediyorsun. Ama o iradeyi sürdüremediğin anda, yine kendini merkeze çekilirken buluyorsun.
Duygu ve Düşünce