Tasavvuf ehli temizliği dört makamda görür: Dışın temizliği (organlar), nefsin temizliği (kötü ahlak), aklın temizliği (vesvese ve şüphe) ve nihayet sırrın temizliği. Sır, derunda olan, sadece Hâlık ile kul arasındaki o mahrem tecelli mahallidir. Sırrın kirli olması, oraya Hakk'tan başkasının sevgisinin, korkusunun veya beklentisinin sızmasıdır. Sırrını masivadan temizleyen arif, kesret aleminden sıyrılıp vahdet deryasına gömülmüş demektir.
Allah, melekleri ve adaleti yerine getiren İLİM sahipleri Allah'tan başka ilâh olmadığına tanıklık etti. O aziz ve hakîmdir." Âl-i İmrân Suresi, 19. Ayet
Şehadet, müşahededen doğar; yani görmediğin hakikatin şahidi olamazsın. Kulaktan duyma bir iman, sadece bir haberdir; oysa ilim, perdenin kalkıp Hakk'ın birliğini seyretmektir. Hâlık, kendi Bir'liğine melekleri ve ilim sahiplerini şahit tutarken, onları sıradan bir inanmanın ötesine, mutlak bir idrak makamına yükseltmiştir. Arif olan anlar.
Rasyonalizmi sadece dilsel bir analize ve tartışmaya indirgeyen zihniyet, bilginin dikey boyutunu reddettiği için alaycılığa sürüklenir. Oysa gerçek akılcılar için bilgi, zihinsel parazitler sustuğunda bilincin derinliklerinde zuhur eden mutlak bir aydınlanmadır.
Akıl, gözdür; gözün görebilmesi için ışığa ihtiyaç vardır. Nübüvvet ve indirilen kitaplar, o gözün karanlıkta kalmaması için halk edilen ışıklardır. İnsan aklı, kendi cevheriyle Hâlık'ın varlığını sezebilir; fakat O'nun muradını, sıfatlarının derununu ve zatına giden yolu tek başına tayin edemez. Peygamberler, aklın acziyetini bildirmek ve ona kendi sınırının ötesindeki ummanı tarif etmek için gönderilmişlerdir.
Sahih bir hadiste Hz. Peygamber’in Bilal’e şöyle söylediği rivayet edilir: ‘Bilal! Beni cennette hangi amelinle geçtin? Cennetten nereye gitsem, hışırtını önümde duydum.’ Bilal de şöyle demiş: ‘Ey Allah’ın peygamberi! Abdestsiz kesinlikle bir şey söylemem. Abdest aldığımda ise mutlaka iki rekat namaz kılarım.’ Bunun üzerine Hz. Peygamber: ‘İşte bu ikisiyle!’ demiş. Böylece sözü edilen cennetin bu amele özgü cennetler olduğunu anladık.
Bu rivayette Hz. Peygamber âdeta Bilal’e şöyle der: ‘Beni perdeleyecek şekilde, hangi ibadetinle önümde bulunabildin? Bu mertebeye nasıl ulaşabildin?’ Bilal ise yaptıklarını söyleyince, Hz. Peygamber ‘işte o iki ibadetle geçmişsin’ demiştir. Öyleyse, farz veya nafile bir ibadeti ya da bir iyiliği yapmanın ya da mekruh ve haram bir şeyi terk etmenin mutlaka özel bir cenneti olduğu gibi o cennete girecek insanın elde edeceği bir nimeti de vardır.