“..• İçi özle dolu, sağlam bir tohum, kereminden, lûtfundan ötürü kara toprak ile dost olur. Onunla sohbet eder, konuşur, görüşür. O kırmızı veya sarı rengi, kokusu kalmayıncaya kadar kendini toprakta mahv eder. Böylece benliğini yok eder de, gerçek varlığını bulur. Tohum tohumluktan çıkıp toprak içinde yok olunca, gönlündeki darlık (kabz) hâli kalmaz. Kol kanat açar, ferahlığa (bast) ulaşır, ilerler. Böylece o tohum, aslı olan toprağa karşı, benlikten kurtulup, kendinden geçince, onun tohumluk sûreti gider, onda mânâ cilvesi başlar..”
Allah mâhlukatını yarattığında kendinden gizlemedi ama gerçek olan şu ki Allah, isim ve sıfatlarının bilinmesini istemesi sebebiyle bütün evreni yaratması ile bilinmesi daha çok oldu.
Dünya aslanı av ve rızık arar
Allah aslanı ise hürlük ve ölüm
Çünkü ölümde yüzlerce hayat görür
Varlığını pervane gibi yakıp yandırır
Allah'tan başka her şey fânîdir
Mademki onun zâtında fânî değilsin, varlık arama
Bizim hakîkatimizde fânî olana
«Her şey fânîdir» cezası yoktur
Çünkü o «lâ»dan geçmiş, «illâ»dadır
«İllâ»da olan kimse nasıl fânî olur?