onlar gibi değilsin sen başkasın bu senin gözlerin gibisi yoktur adamın rüyasına rüyasına sokulur aklının içinde siyah bir vapur kıvranır insaf nedir bilmez
otelin penceresinde duracaktın şehri karanlıkta görecektin karanlıkta yağmuru görecektin saçların ıslanacak ıslanacaktı kış geceleri gibi uzun uzun tek damla gözyaşı dökmeksizin maria dolores ağlayacaktı istanbul'u yağmur tutacaktı bütün bir gün iş arayacaktım sana bir türkü getirecektim kulaklarımız çınlayacaktı
emperyal oteli'nin resmini çektim akşam saçaklarından damlıyordu kapısında durmanı söylemiştim yüzün zambaklara benziyordu cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu
bak sözümü dinle çok fena ıslanmışsın
kirpiklerinde parlak su damlacıkları
yüzün bütün ıslak dudakların soğumuş
titremek geliyor içinden durmaksızın
yine silme bulut büyükdere açıkları
o şilep geçiyor yine siste boğulmuş
ortaköy'de görmüştük sahlep içerken
birbirimize sevdalı açıklamaksızın
biter mi hiç insanın kendine soracakları
hâlâ o kız mısın herkese meydan okumuş
afişlemeye giden kalkıp her sabah erken
fakültede tutuklanmış sınav çıkışı ansızın
22 Eylül 1947 günlü
Malûmpaşa gazetesinde şunları yazıyor:
"Bu memlekete Lozan'da tam istiklâl sağlayan, yabancı orduların ve yabancı sermaye köleliğinin Türkiye'den kovulma ilanını imzalayan İnönü'dür.
Bu memleket halkını ileri memleket seviyelerine ulaştırma-nın tek yolunu, halk tabakalarının ve köylünün irfanını yükselt-mede bulan ve ilköğretim seferberliğini açan İnönü'dür.
Irkçılık ve Turancılığın millet ve yurt için korkunç bir teh-like olduğunu en açık bir dille dünyaya ilan eden de İnönü'dür.
Irkçılar, İnönü'nün söylediği hakikatlarla, askeri mahkeme kararlarını mecmualarında alt alta basıp, hakikatları çürütmeye yeltenecek kadar ileri gidiyorlar.
Sen,
Bir orospu çocuğuymuşsun,
Belki hapishanede, Belki kaldırımda doğmuşsun,
Ananla beraber kucaklarda sabahlamışsın.
O bile bilmezmiş kimden olmuşsun. Lânetlenmiş, kovulmuşsun.
Vatan sevmeye değecek kadar güzeldir amma.
Yaşamak için fırsat vermemiş talihin sana...
Sen, şehir çocuğu,
Sen orospu çocuğu, hepiniz,
Toprağın nemli bekâretindesiniz.
Kitaplarda, türkülerdesiniz.
Hatıralarınız ıssız kasabalarda kaybolmuş,
Kiminizin kızı hizmetçi,
Kiminizin karısı metres tutulmuş,
Dünya nimetlerinden kırıntılar dişlerinizde..
"Sanki öyle bir şey olacak ki... Biz... Çılgın bir kalabalığın ortasında, elimizden bir şey gelmeden yapayalnız olacağız. Bu kalabalık bizim yaşamtımıza karışacak"