Cengiz Emik

Cengiz Emik

, bir kitap okudu
Puan vermedi·140 syf.·
7 günde okudu
·
2021 26. kitabı
Lev Tolstoy
7.7/10 · 13,6bin okunma
Cengiz Emik
Rus ve dünya edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan Tolstoy’un eserleri çok farklı dillere çevrilmiş ve basılmıştır. Kadın ve erkek ilişkilerinde kişinin kendine saygısı ve erdemine inanan Tolstoy, Beethoven’in keman ve piyano için yazdığı Kreutzer Sonat müziği ekseninde yazdığı bu eserde, erdemsizliğin insanı ne gibi çıkmazlara sürüklediğine işaret eder. Bu eserde mutsuz bir çiftin hayatını yok eden yıkıcı bir aşk, yakıcı bir öfke ve öldürücü bir kıskançlığı konu alır. Tolstoy’un bu eseri Rus edebiyatında on dokuzuncu yüzyıl ayrıcalıklı sınıfların kültüründe kadının rolünü, aile düzenini sorgulayan, aşk, evlilik ve kadın cinselliği ile ilgili farklı düşünceleri ifade eden ve zamanında uygunsuz olarak algılanan roman Rusya ve birçok ülkede yasaklanmıştır. Tolstoy’un altmış bir yaşındayken bunalımlı bir döneminde kaleme aldığı romanda, kıskanç bir kocanın kendisine, ailesine yaşattığı olumsuzlukların yanında, kadın ve erkeği birbirine bağlayan o duygusal ve cinsel bağın Tanrıdan ne kadar uzak ve acı verici olduğunu bütün öfkesi ve açık sözlülüğüyle dile getirir. Bir adamın, içinde büyüttüğü kıskançlık duygusuyla nasıl karısını öldürecek hale geldiğini anlatırken, hem kendi kendisi, hem insan doğası, hem de Hıristiyanlığın özü hakkında konuşur. Kreutzer Sonat eserine gelen yoğun eleştiriler üzerine Tolstoy savunma niteliğinde sonsöz yazmıştır. Tolstoy bu eserde insan ruhunun derinliklerinde uyuyan şiddet ve zavallılığa yaptığı vurgularla düşünmemizi sağlar. Cengiz Emik
Reklam

Cengiz Emik

, bir kitap okudu
Puan vermedi·419 syf.·
2020 120. kitabı
Baruch Spinoza
9/10 · 2.181 okunma
Cengiz Emik
Einstein’ın ABD üniversitelerinde konferans verdiğinde öğrencilerin ona sık sık sordukları soru: -Tanrı’ya inanmıyor musun? Einstein hep şu cevabı verirdi: “Spinoza’nın tanrısına inanıyorum”. Spinoza’yı okumayan kişi aynı yerde kalır… Şöyle özetleyebiliriz: *Baruch de Spinoza*, 17. yüzyıl felsefesinin üç büyük „Rasyonalist “inden biri olarak kabul edilir, Fransız *Descartes* ile birlikte. *Spinoza’nın tanrısı ya da doğasına göre Tanrı şöyle derdi: Dua etmeyi ve boşuna göğsüne yumruk atmayı bırak! Yapmanı istediğim tek şey, dünyaya çıkıp hayatının tadını çıkarmandır. Eğlenmeni, şarkı söylemeni ve senin için yaptığım her şeyin tadını çıkarmanı istiyorum.. Kendi inşa ettiğin tapınaklara gitmeyi de bırak. Oraların benim evim olduğunu söylüyorsun! Benim evim dağlarda, ormanlarda, nehirlerde, göllerde, plajlarda ve senin kalbindedir.. Sefil hayatın için beni suçlamayı bırak; Çünkü ben sana hiçbir zaman yanlış bir şey olduğunu ya da günahkâr olduğunu ya da cinselliğinin kötü bir şey olduğunu söylemedim! O yüzden seni inandırdıkları her şey için beni suçlama. Benimle hiçbir ilgisi olmayan ve anlamadığın halde sözde kutsal yazıları okumayı da bırak; Gün doğumunda, bir manzarada, arkadaşlarının dostluğunda, küçük bir çocuğun gözlerinde beni okuyamıyorsan, henüz yazının bilinmediği devirlerde benim adıma yazıldığı iddia edilen hiçbir kitapta beni bulamazsın! Bana güven, ama önce kendine güven ve her şeyi benden istemeyi bırak; Bana işimi nasıl yapacağımı sen mi söyleyeceksin? Benden korkmayı da bırak; Çünkü ben öcü değilim ve seni yargılamıyorum, seni eleştirmiyorum, sana sinirlenmiyor, seni rahatsız etmiyorum, asla seni cezalandırmıyorum. Beni sadece sevmen yeterlidir. Benden özür dilemeyi de bırak; Çünkü affedilecek bir şey yok. Eğer seni ben yarattıysam… Seni özgür iradenle donattım. Sana verdiğim akıl ve iradeni kullanarak yaşıyorsan seni nasıl suçlayabilirim? Seni sen olduğun için nasıl cezalandırabilirim? Bir yaratıcı bunu nasıl yapabilir? Her türlü emirleri unut, her türlü yasayı unut; bunlar seni manipüle etmek için, seni kontrol etmek için, senin suçluluk hissetmeni isteyenlerin kurgusudur. Bunlara inanma, sadece kendi aklını kullan.. Kendine saygı göster ve kendin için istemediğin şeyi başkalarına da yapma. Senden tek istediğim hayatına dikkat etmen. Çünkü bu hayat ne bir test, ne bir basamak, ne bir adım, ne bir prova ne de cennete giden bir yoldur. Ben seni tamamen özgür kıldım; Ödül yok, ceza yok, günahlar yok, erdem yok, kimse skor taşımıyor, kimse kayıt tutmuyor. SADECE SEVGİ VAR. Ancak hayatında bir cennet veya cehennem yaratmak için kesinlikle özgürsün. Bu hayattan sonra bir ne olup olmadığını söyleyemem, ama sana bir tavsiye verebilirim; Bu hayattan sonra bir şey yokmuş gibi yaşa. Düşün ki bu hayat senin zevk alman, sevmen ve var olman için vardır, yani hiçbir şey yoksa sana verdiğim bu yaşama fırsatından zevk almış olacaksın. Ama eğer bir şey varsa, orada da sana iyi mi kötü mü diye sormayacağım. Sana soracağım tek şey, beğendin mi? Eğlendin mi? En çok neyi beğendin? Yaşamında ne öğrendin ve hangi güzel işleri yaptın olacaktır. Bana inanmayı bırak; inanmak tahmin etmek, hayal etmektir. Bana inanmanı istemiyorum, beni kendinde hissetmeni istiyorum. Beni sevmen yeterli, övülmekten sıkıldım, teşekkür edilmekten bıktım. Minnettarlık hissediyor musun? Bunu kendine, sağlığına, ilişkilerine ve dünyaya göz kulak olarak ifade et. İzlendiğini mi hissediyorsun? Neşeni ifade et! Beni övmenin doğru yolları bunlardır. İşleri zorlaştırmayı bırak ve benim hakkımda birilerinin öğrettiklerini papağan gibi tekrarlamaktan vazgeç. Emin olabileceğin tek şey burada olduğun ve yaşadığındır. Nitekim bu dünya harikalarla doludur. Etrafına baktığında beni görecek ve hissedeceksin. Neden daha fazla mucizeye ihtiyacın var ki? Beni dışarıda ararsan bulamazsın. Beni sadece kendi içinde bulursun.   Spinoza

Cengiz Emik

, bir kitap okudu
Puan vermedi·208 syf.·
2020 119. kitabı
Cemil Kılıç
8.1/10 · 93 okunma
Cengiz Emik
Tüm ideoloji ve dinlerin temelinde sömürü vardır. Bir grup bunları kullanarak milyonların emeğini, umutlarını, özgürlüklerini sömürür. Kur’an’ın ilk emri “İkra’ bismi rabbikellezi hâlak.” Yani, “Yaratan rabbinin adıyla oku.” (Alak, 96/1). Tabii ki bu okuma ve okuduğunu anlama olmalıdır. Anlamadan okumanın zaten bir anlamı olmayacaktır. İslam itaat dini değil haksızlığa isyan dinidir. Hazreti Hüseyin, Yezid halife ilan edildiğinde; “Ümmete Yezid gibi biri halife oluyor ve ümmet de buna razı oluyorsa o halde İslam’la vedalaşılmış demektir”. Adalet, emanete sahip çıkma, ehliyet, maslahat ve meşrevet olmadan İslam olur mu? Doğayı, yaşamı ve toplumu tüm gerçekliğiyle tanıyan, öğrenen ve anlayan gençlik yetiştirmeliyiz. Kant’ın dediği gibi “Böcek olmayı kabul edenler, ayaklar altında kalıp ezilmekten yakınmamalıdır”. Oysaki şu anda itaat eden, her söyleneni doğru olarak gören ve sorgulamayan gençlik yetiştiriyoruz. Eğitimde bilimselliğin temel şartı laikliktir. Laik olmayan bir eğitimin bilimselliğinden bahsedilemez. İlerleme ve gelişme ancak ilim ve fenle olur. Atatürk’ün dediği gibi “Dünyada her şey için; uygarlık için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında rehber aramak dikkatsizliktir, bilgisizliktir, yanlışlıktır. Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki devrelerinin olgunlaşmasını kavramak ve yükselişini zamanla izlemek şarttır. Okuyan, anlayan ve sorgulayan nice nesiller yetiştirmek umuduyla.

Cengiz Emik

, bir kitap okudu
Puan vermedi·48 syf.·
2020 86. kitabı
Emile Zola
8.3/10 · 5,9bin okunma
Cengiz Emik
Geçen yüzyılın siyasi, hukuki, askeri, edebi ve entelektüel sonuçları olan önemli vakalarından biri de Dreyfus Davası’dır. 1894–1906 yılları arasında sadece Fransa’da değil, tüm dünyada tartışma yaratmıştır. Yüzbaşı Dreyfus’un haksız yere ömür boyu sürgüne gönderilmesi üzerine; Zola “Bu sorun çoktandır beynimi, yüreğimi kurcalayıp duruyordu. Uyuyamıyordum. Bana ne deyip susmayı alçaklık buluyordum. Bundan böyle başıma gelebilecek şeyler hiç umurumda değil. Yeterince güçlüyüm ve bu haksızlığa meydan okuyorum.” Onlar göze aldıklarına göre bende göze alacağım der. 13 Ocak 1898’de dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Felix Faure’ye Suçluyorum adlı açık bir mektup gönderir. Fransa Cumhurbaşkanına bu adaletsizliğin giderilmesi çağrısında bulunur. “Bunda ısrar ediyorsam, ileride gerçek cinayetin, Fransa’yı hasta eden tüyler ürpertici adaletsizliğin çıkacağı yumurta burada olduğu içindir. Sırtını ahlaksız basına dayamak, Paris’in tüm ipsizlerince savunulmaya boyun eğmek de bir suç; işte ipsizler takımı, hukukun ve yalın gerçeğin bozgunu içinde, hayasızca utkuya ulaşıyor.” Zola, yapıtlarında hep çağının ve içinde bulunduğu toplumun büyük sorunlarını, büyük olgularını, büyük söylemlerini ele almıştır. Toplumu altüst eden bir olaya, böylesine çarpıcı bir biçimde katılmakla yalnızca büyük bir romancı değil, aynı zamanda gerçek bir aydın olduğunu gösterir. Zola bu dava nedeniyle bir yıl hapis ve para cezasına çarptırılır. Kimliği belirsiz kişilerce evinin bacası tıkatılır. Karbon monoksit zehirlenmesi sonucunda kendisi ölür, eşi kurtulur. Dreyfus hakkında Fransa ordusunun açıklaması onun affedilmesi ile ilgilidir. Yani ordu Dreyfus’u suçsuz değil, affedilmiş bir asker olarak görmektedir. Ordunun Dreyfus’u suçsuz ilan etmesi 1995 yılında, özür dilemesi ise 1997 yılında gerçekleşir. Aydın, yaşadığı dönemde olaylara şahit olup haklıdan, mazlumdan, yana olan; haksızlık karşısında, zulüm karşısında korkup susmayan ve gerektiğinde bedel ödeyebilendir. Aydın sıfatı bir kez kazanıldı mı sürekli kullanılacak bir sıfat değildir. Aydın olarak bilinen kişi susuyorsa, korkuyorsa, bedel ödeyemiyorsa, aydın sıfatını yitirir. Yoksa dünyanın en kolay işidir hükmedenden, güçlüden yana tavır koymak. Daha aydınlık yarınlara…