kum ki:
ben bu dağı bilirim, bu deniz de beni
tanırım bu kaçıncı gül, bu hangi gemi
çok destan ufalandı bu koyda benim gibi
kimimiz kıyıda iğdelikti kimimiz liman eskisi
ben bu ikisini son gülden bilirim
her gece susan sırrını bir halkın işkencesi
güzelim mektuplardı yüzen şişedeki
ve sürülmüş son gül, dermek için dibini
sonra kurudu deniz, dağ ki bir lal taşı
yalnız ben kaldım o günden beri
bilirsiniz ağrımam, çoğalırım
üstüne basılan her masumun şiiri gibi
ben kum, bir gün soylu bir dağdan düştüm
son gülün denizinde onarmak için kendimi
Hz. Hüseyin Cennet ziyafethanesine gitmeye kararlı olduğunu göstererek:
"Dostlar dostların düğününe gittiğinde süslenmek gerekir." dedi.
Savaş süslerini tamamladı ve Ehli Beyt'e Allah'a ısmarladık dedikten sonra cenk alanına varınca can alıcı kargısını toprağa sapladı. Üstüne dayandı ve uzun bir şiir okudu:
Babam, Allah tarafından halk içinde seçilmiş ve arınmış.
Annem de öyle ve ben, o iki seçkinin oğluyum.
Bir gümüş ki, altından yaratılmış
Ben, iki altının oğlu olan gümüşüm.
Fatımatüz Zehra benim annem
Babam da Resullerin varisi, insin ve cinnin İmamı...
Halk içinde benim ceddim gibi kimin ciddi var?
İşte ben, şanı göklerde dalgalanan o iki kişinin oğluyum.
Altın içinde altın içinde altınım,
Gümüş içinde gümüş içinde gümüş...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ben Muhammed Muhyiddin Üftâde.Ömrüm bir mücadele ile geçti.Herkesin imtihanı başkaydı gerçi lakin ben mücadelemi hep nefsimle ettim.Bildim ki nefs dedikleri en büyük düşmandır.Seninle ama sana düşman.Onu yenmek için bir ömür verdim.O ne denli inat ettiyse ben o kadar sebat ettim.Yine de terk etmedi beni,yine de bırakıp gitmedi.Ömrümün son vakitlerinde dahi onunla cenk halindeyim ben.Ve biliyorum ki ben ölmeden o ölmeyecek.
Adalet herkese eşit davranmıyordu, davranmadığı için de başka bir şey devreye giriyordu. Adaletin gölgesi. Cenk bunun farkındaydı, Gölge adaletin ulaşamadığı yerlere sızardı. Kimsenin bakmak istemediği karanlıkta çalışırdı, sadece bazen düzeni ayakta tutan şey o olurdu, kimsenin görmediği eller ama her gölge sahibini de kirletirdi.