8/10
·183 syf.·
2026 34. kitabı
Zülfü Livaneli ‘den Son Ada Son Ada, okuyunca yabancılık çekmeyeceksiniz! Roman, her şeyden uzak, sakinlerinin kendi koydukları yazısız kurallarla, doğayla tam bir uyum içinde yaşadığı cennet gibi bir adada başlıyor. Benim için bu ada, sadece coğrafi bir mekan değil; insanın hırslarından arındığında ulaşabileceği o saf, barışçıl yaşamın bir sembolüydü. Ancak adaya "Başkan" olarak anılan eski bir diktatörün taşınmasıyla işler değişiyor. Livaneli’nin buradaki gözlem yeteneğine hayran kalmamak elde değil. Yazar, gücü elinden alınmış ama zihniyeti hala aynı kalan bir liderin, en huzurlu topluluğu bile adım adım nasıl manipüle edebileceğini o kadar gerçekçi işliyor ki, okurken içimdeki o huzur hissinin yerini yavaş yavaş bir tedirginliğe bıraktığını hissettim. Kitapta beni en çok sarsan şey, kötülüğün adaya bir anda ve silahlarla gelmemesi oldu. Her şey "düzen getirmek", "Daha modern, daha güvenli kılmak" gibi son derece masum ve rasyonel görünen kararlarla başlıyor. Başkan’ın adadaki martılarla başlattığı o anlamsız savaş, aslında doğaya ve dolayısıyla insanın kendi özüne açtığı bir savaştı. Livaneli bize şunu çok net gösteriyor: Doğanın dengesine müdahale ettiğiniz an, zincirleme bir felaketi de kendi ellerinizle başlatmış olursunuz. Hikayeyi isimsiz bir ada sakininin ağzından dinlemek, olayların içine çekilmemi daha da kolaylaştırdı. Kendimi sık sık adalıların yerine koyarken buldum. Bir topluluğun, sırf huzuru bozulmasın diye küçük tavizler vererek nasıl adım adım özgürlüğünden vazgeçtiğini izlemek hem hüzünlü hem de ürkütücü bir deneyimdi. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığının, günün sonunda o yılanın herkesi sokmasıyla bittiğini bir kez daha acı bir şekilde gördüm. Son Ada, sadece bir adanın yok oluş hikayesi değil; demokrasinin, özgürlüğün ve çevre
Son AdaZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202462,2bin okunma
6/10
·392 syf.··
2026 43. kitabı
Kitabın konusu, karşı konulamaz bir çekiciliğe sahip. Zaten severim böyle ada, deniz, kar, fırtınalı kurguları. Her şey, bir reality şov için beş çiftin ıssız bir adaya gelmeleriyle başlıyor. Tüm masrafları karşılanan cennet gibi bir koy. Deniz, kum ve güneşin cazibesine kapılan bu çiftler, yaklaşan fırtınadan habersiz güne mutlu bir şekilde başlıyor ancak bu büyüleyici başlangıç kısa sürede yerini kâbusa bırakır. Bir gece gelen yıkıcı bir fırtına yüzünden, kendilerini buraya getiren mürettebatla iletişim kuramayan bu grup, hayatta kalabilmek için birbirine tutunmak zorunda. En temel ihtiyaç olan suyun giderek azalması ve çiftler arasındaki gerilimin tırmanmasıyla birlikte, bu şov hayatta kalma savaşına dönüşür. Kitap, Survivor hissi verirken, aynı zamanda “Sineklerin Tanrısı”nın ilkel güç dengeleriyle harmanlanmış. Fırtınanın uğultusu, adanın tekinsiz atmosferi ve karakterlerin giderek artan çaresizliği okura başarılı bir şekilde yansıtılmış. Ancak okur, yüksek tempolu bir gizem ya da sürprizlerle dolu bir gerilim beklememeli. Kitap daha çok, güçlü olanın ayakta kaldığı; pasif olanların ise kaçınılmaz bir şekilde elendiği sert bir düzeni gözler önüne sermiş. Finalinde de bir sürpriz ya da sarsıcı bir son beklemeyin çünkü yazar baştan bazı kartlarını açtığından katil kim sorusu sordurmuyor. Daha çok kim hayatta kalacak sorularıyla ilerliyor kitap. Ha okunmalı mı? Bence okunur ancak fazla beklentiye girmeden alın elinize derim.
Mükemmel ÇiftRuth Ware · The Kitap · 202666 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·150 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
Bazı kitaplar okunur, bazılarıysa okurken sizi okur. Aldous Huxley'in Algı Kapıları ve Cennet ile Cehennem'i benim için ikinci gruptaydı. Sayfalar arasında ilerlerken sık sık başımı kaldırıp etrafıma baktım; sanki biri uzun zamandır kapalı tuttuğum algı kapılarını yavaşça aralıyordu. Kitap iki kısa metinden oluşuyor. İlkinde yazar, kendi meskalin deneyimini anlatıyor. Bunu yaparken hem laboratuvar titizliğini hem de şair duyarlılığını koruyor. Sıradan bir çiçeğin, bir kumaşın dokusunun ya da gündelik bir nesnenin nasıl birdenbire olağanüstü bir şeye dönüşebildiğini aktarıyor. En çok etkilendiğim yer de burası oldu. Beynimizin sürekli "işe yarıyor mu, tanıdık mı?" diye süzerek algıladığı dünyayı bir anlığına olduğu gibi, daha canlı görebilme ihtimali... Yazar bunu bir kaçış olarak değil, dünyaya dönüş olarak yorumluyor. Sıradan bir çiçek mucizevi hale geliyor ama aslında daha az değil, daha çok çiçek oluyor. Daha gerçek, daha yoğun, daha dikkat çekici. Kitabın merkezindeki bu "filtre" fikri, Bergson'un düşüncelerinden besleniyor. Buna göre beyin, bizi hayatta tutabilmek için gerçekliği sürekli sadeleştiriyor; gerekli olmayan ayrıntıları ayıklıyor. Yazar ise bu süzgecin bir anlığına kalktığı deneyimleri hem bir bilim insanının merakıyla hem de bir sanatçının duyarlılığıyla kayda geçiriyor. İkinci bölümde işler biraz daha karmaşıklaşıyor. Sadece güzel görüntülerden ve aydınlatıcı deneyimlerden söz etmiyor; karanlık, sıkışmış ve ürkütücü halleri de aynı açıklıkla anlatıyor. Bu yüzden kitap bana dürüst geldi. Ne deneyimleri romantize ediyor ne de her şeyi büyüleyici göstermeye çalışıyor. Okura yalnızca cennetin anahtarını uzatmıyor, cehennemin kapısının da aynı koridorda olduğunu hatırlatıyor. En hoşuma giden yönlerinden biri de sanatı, dini ve mistik deneyimleri aynı
Algı KapılarıAldous Huxley · İmge Kitabevi Yayınları · 20181,438 okunma
Temizlik
9/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 12:53
Yazarın diğer romanlarına göre oldukça akıcı, anlaşılır ve oldukça eğlenceli bir roman. Okumaya başlamadan önce "Okurum ama sıkılır mıyım acaba? " diye dertlenirken okudukça elimden bırakamadığım bir kitap oldu Cennet'teki Âdem. ... Günümüzde ülkemizde yaşananlar düşünüldüğünde kitabın sonundaki "temizlik" bizde de olsa mı acaba dedirtmedi değil?
Cennet'teki ÂdemCarlos Fuentes · Everest Yayınları · 202663 okunma
Hasan İbni Sabbah
Puan vermedi·608 syf.··
2026 14. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 20:50
Eserde bildiğiniz ya da tahmin ettiğiniz üzere tarihte “haşhaşiler” olarak yer alan Hasan Sabbahın örgütünü ele alıyor. Biliyorsunuz ki Hasan Sabah Büyük Selçuklu zamanında yaşamış ve islam ülkelerindeki fitne merkezi İran’da yaşamıştır. Eserde bu oluşumu nasıl planladığımı, amacını açık ve sade bir şekilde açıklamaktadır. Normal tarih kitapları sıkıcı gelir okurlara ama bu kitap tarihten ziyade edebi bir eser olarak kaleme alınmış bir romandır desek yanlış olmaz. Eserde bir kere bizim tarihimize dayanan kalıplar ve kalıntılar var. Selçuklu döneminden bahsediyor en önemlisi bu.Selçuklu döneminin gizemli bir yapısı var, araştırması en zor tarihlerden biridir. Bu kitap araştırmayı teşvik eden kitaplardan. Bu kitapta en önemli şeylerden biri algı yönetimi ve manipülasyonumun önüne geçiyor. Şimdi öyle bir eser ki diyorsunuz ki bazı şifreler var ve ben bunu çözmeliyim, buradaki o şifreleri sağlayan kişi Hasan Sabbahtır. Eserde göreceksiniz Hasan‘ın vaadi insanları cennete koymak. Kalenin yakınlarında sahte cennet bahçesi yapmış, köle pazarlarından en güzel kızları toplamış, onları lüks içinde yaşayacakları bir cennete yerleştirmiştir. Kendisini İsmail’i lideri peygamber olarak millete tanıtmış ve başarılı da olmuştur. İnsanlara cennetin anahtarının kendisinde olduğunu, ölmeden önce onları cennete koyabileceğini söylemiştir. İslamda cennetin ancak ölümden sonra gidilecek bir yer olarak gidilebilecek bir yer olduğunu herkes bilir. Kendisi bu tezini ispat etmek için sahte cennetine bir kaç delikanlıyı gönderir. Ancak onlara, kendisine bağlı kılan zihinlerini bulandıran içinde haşhaş( kenevir) olan hapları içirmiştir.Bu hapları yuttukları zaman kendilerinden geçerler, halüsinasyonlar görmeye başlarlar. Zamanla uykuyu dalan gençler kayıklarla kızların yanına götürülür ve
Fedailerin Kalesi: AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 202150bin okunma
Puan vermedi
Lyla, hayatının karmaşasında akademik kariyerinde sorunlar, sözleşmesinin yenilenip yenilenmeyeceğinin belirsizliği ve erkek arkadaşı Nico ile ilişkisindeki çatlaklar yeni bir başlangıç ararken, karşısına Mükemmel Çift adlı bir reality şov fırsatı çıkar. Beş çift, büyük bir ödül için egzotik ve ıssız bir adaya götürülür. Ancak cennet gibi başlayan bu tatil, kısa sürede bir kâbusa dönüşür. Şiddetli bir fırtınanın kopması ve adada beklenmedik bir şekilde bir cesedin bulunmasıyla işler değişir. Modern dünyadan, teknolojiden ve ekipten tamamen kopan yarışmacılar, hayatta kalmak için birbirlerine güvenmek zorundadır; ancak kimin rol yaptığı ve kimin sakladığı gerçekler olduğu büyük bir muammadır. Gerilim romanı okumayı seviyorsanız, bu kitap gerçekten elinizden bırakamayacağınız türden! Ruth Ware, kapalı ortam gerilim konusundaki ustalığını burada da konuşturmuş. En sevdiğim yanı, karakterlerin hiçbirine tam anlamıyla güvenemiyor olmanız. Yazar, okuyucuyu sürekli şüphede bırakıyor ve her bölümde acaba suçlu o mu diye fikrinizi değiştirmenize neden oluyor. Reality şov atmosferi, hikayeye günümüz dünyasının o yapaylığını ve psikolojik baskısını çok iyi yedirmiş. Eğer bir sayfa daha çevireyim, sonunu göreyim dedirten, temposu hiç düşmeyen, ters köşe yapmayı seven bir kitap arıyorsanız listenize mutlaka ekleyin derim. Özellikle polisiye ve psikolojik gerilim türü tam size göreyse, bu sürükleyici deneyimi kaçırmayın!Şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Mükemmel ÇiftRuth Ware · The Kitap · 202666 okunma