Puan vermedi·472 syf.·
2026 67. kitabı
Kitapların savaşını anlatan şahane bir metin okudum. Tankların, silahların ve generallerin gölgesinde kalan başka bir cephe açtı önümde: kütüphanelerin, yayıncıların, sansür kurullarının ve okurların cephesi. Kitapların daima iyi şeylere hizmet ettiğine inanmayı seviyoruz, kabul edelim. Hatta “kitap okuyan insandan zarar gelmez” düşüncesine inanan çokça insan var. Oysa Pettegree bize bunun her zaman böyle olmadığını gösteriyor. Bir kitabın insanları özgürleştirebildiği kadar manipüle de edebileceğini, bir romanın teselli sunduğu kadar propaganda aracı hâline de gelebileceğini hatırlatıyor. Yazarın anlattıkları arasında beni en çok kütüphanelerle ilgili olanlar etkiledi. Çünkü kitap yakmanın ya da bir kütüphaneyi bombalamanın yalnızca fiziksel bir yıkım olmadığını çok net hissettiriyor. Bir şehrin hafızasının yok edilmesinden söz ediyoruz. Bir daha asla yerine konulamayacak el yazmaları, notlar, kişisel arşivler ve izler… Bu bölümleri okurken insan ister istemez “bir toplumu gerçekten yenmek istiyorsanız önce insanlarını mı yok edersiniz, yoksa hafızasını mı?” diye düşünüyor. Cephede kitap okuyan askerler, sansürlenen yazarlar, bombalardan kaçırılan koleksiyonlar, savaş sırasında görevleri dışında çizim yapan ya da yazı yazan insanlar… Bütün bunlar metni kuru bir araştırma olmaktan çıkarıp canlı bir anlatıya dönüştürüyor. Kitabı beş günde bitirdim. Başarılı ve zor bir metindi. Bombardıman altında bile kitap saklayan, kitap taşıyan, kitap basan ve kitap okuyan insanların hikâyesi, savaşın kendisi kadar etkileyiciydi, diyebilirim. Savaşları anlatırken kitapları, kitapları anlatırken de insanı unutmayan bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim.
1000Kitap
Kitaplar ve SavaşAndrew Pettegree · Yeditepe Yayınevi · 20253 okunma
Puan vermedi·415 syf.··
2026 68. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 13:12
"Yaşayanların dünyasında garip oluyorsun; o kadar ayrısın ki, ne lüzum var aramızda dolaşmana? Kendimizden çektiğimiz yetmiyor mu?" Huzur ilk defa Cumhuriyet gazetesinde, 22 Şubat-2 Haziran 1948 tarihleri arasında tefrika edilmiştir. Daha sonra 1949'da Remzi Kitabevi tarafından tekrar basılmıştır. Bu kitap, yazarın üzerinde en çok çalıştığı eserlerinden biri olmuş. Bazı karakterler sonradan eklenmiş, bazı sahneler çıkarılmış. Üzerinde en çok düşünüp yazdığı eserlerden biri olan bu roman dört kısımdan oluşuyor: İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz. Kitabın girişi, Mümtaz'ın İhsan'a doktor bulmak için dışarı çıkmasıyla başlıyor. Sonrasında ise yazarın diğer eserlerinden tanıdığımız karakterlere de rastlıyoruz. Behçet Bey ile Nurhayat Hanım, hem Mahur Beste hem de Sahnenin Dışındakiler ile bağlantı kuruyor. Eser, II. Dünya Savaşı'nın atmosferini de işliyor, en azından bunu güçlü bir şekilde hissettiriyor. Gelelim konusuna. Kısaca anlatmaya çalışacağım ama ne kadar kısaltabilirim bilemiyorum tabii. :) Konusu şöyle: II. Dünya Savaşı'nın başlamasına bir gün vardır. Mümtaz, dokuz gündür hasta olan amcasının oğlu İhsan'a hastabakıcı aramaktadır. Mümtaz'ın babası Rumlar tarafından öldürülünce annesiyle birlikte İstanbul'a gelir. Annesi de burada vefat edince, kendisinden 23 yaş büyük olan İhsan'ın yanına gönderilir. İhsan, yurt dışından yeni dönmüş ve Galatasaray Lisesi'nde tarih dersi vermektedir. Macide ve İlyas ile birlikte yaşayan Mümtaz, özellikle İlyas'ın etkisi altındadır. Olaylara bakışı, yorumlayışı ve görmüş geçirmiş hâli Mümtaz'ı derinden etkiler. Bu yüzden İhsan'ın hastalığı da onu bir o kadar üzer. İhsan'ın anlatıldığı ilk bölümde Mümtaz, ona doktor bulmak için evden çıkar. Bu bölüm hem İhsan'ın hastalığının verdiği üzüntüyle arşınladığı Beyazıt ve Eminönü
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,4bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·184 syf.··
2026 390. kitabı
Clarissa, Stefan Zweig’ın ölümünden sonra taslakları bir araya getirilerek yayımlanan, derin psikolojik tahlillerle ve hüzünle örülmüş sarsıcı bir uzun öyküsüdür. İlk Dünya Savaşı’nın eşiğindeki Avrupa atmosferinde geçen eser, bir Avusturyalı subayın kızı olan Clarissa’nın iç dünyasını ve trajik yaşam öyküsünü ele alır. Clarissa, hayatı boyunca katı kurallarla ve disiplinle büyütülmüş, kendi duygularını keşfetmeye yeni başlayan genç bir kadındır. Bir kongre için gittiği Fransa’da Leonard adında bir Fransız gence aşık olur ve hayatında ilk kez gerçek mutluluğu, özgürlüğü tadar. Ancak tam bu sırada patlak veren savaş, milliyetçilik rüzgarları ve düşmanlıklar bu iki aşığı ayırmakla kalmaz; insanlığın ve barışın üzerine de karanlık bir perde indirir. Üstelik Clarissa, savaşın karşı cephesindeki adamdan hamile kaldığını fark ettiğinde toplumsal baskı ve vicdani bir çıkmazla baş başa kalır. Zweig, her zamanki edebi dehasıyla bireyin trajedisini, savaşın anlamsızlığını ve milliyetçi histerinin insan ilişkilerini nasıl acımasızca paramparça ettiğini Clarissa’nın gözünden anlatır. Savaşın sadece cephede değil, masum insanların ruhlarında da nasıl derin yaralar açtığını gösteren, buruk ve etkileyici bir dönem anlatısıdır.
ClarissaStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201717bin okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2026 326. kitabı
Louisa May Alcott, Küçük Kadınlar (Little Women) adlı bu dünyaca ünlü klasik ve otobiyografik romanında, Amerikan İç Savaşı döneminde babaları cephede olan March ailesinin dört farklı karaktere sahip kız kardeşinin –Meg, Jo, Beth ve Amy– çocukluktan yetişkinliğe geçiş süreçlerini ve hayata tutunma mücadelelerini konu alır. Yazar; yoksulluk ve zorluklara rağmen birbirlerine ve ailelerine derin bir sevgiyle bağlı olan kızların aşklarını, hayallerini, kayıplarını ve dönemin toplumsal normları arasında kendi kimliklerini bulma çabalarını anlatırken; kadın bağımsızlığını, fedakarlığı, aile bağlarını ve büyümenin getirdiği sorumlulukları, sıcak, samimi, ders verici ve nesilleri aşan umut dolu bir dille işler.
Küçük KadınlarLouisa May Alcott · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202019,5bin okunma
Vatan Aşk'ı ile Gönül sevdasının hikayesi...
10/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 95. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 19:39
Vatan Yahut Silistre, Sevdiği adamın peşinden savaşa giden Zekiye ile vatanı için savaşan İslam Bey'in hikâyesi üzerinden vatan sevgisini ve kahramanlığı anlatan bir tiyatro eseridir... İslam Bey, vatanını korumak için Silistre cephesine savaşa gitmeye karar verir. Ona âşık olan Zekiye ise sevdiğinden ayrılmak istemez ve erkek kılığına girerek gizlice onun peşinden cepheye gider... Silistre Kalesi düşman kuvvetleri tarafından kuşatılır. Kale savunmasında bulunan askerler büyük bir cesaretle savaşırlar. İslam Bey de kahramanca mücadele eder. Zekiye'nin erkek kılığında cephede bulunduğu daha sonra anlaşılır... Savaş sırasında askerler vatan uğruna canlarını vermeye hazır olduklarını gösterirler. Sonunda savunma başarıya ulaşır ve düşman geri püskürtülür. İslam Bey'in kahramanlığı takdir edilir; Zekiye ile olan aşkı da mutlu bir şekilde sonuçlanır...
Alıntı
Vatan Yahut SilistreNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202427,6bin okunma
Puan vermedi·189 syf.··
2026 49. kitabı
İstihbarat hiç şüphesiz modern harp literatüründe önemli bir yer tutar. İkinci Dünya Savaşı ile had safhaya ulaşan istihbarat faaliyetleri Soğuk Savaş dönemi casusluk sisteminin temelini oluşturur. Bu açıdan hem soğuk savaşı hemde savaşın perde arkasını görmek için okuma yapılması gereken konulardandır. Çünkü savaşlar sadece cephede kazanılmaz, gayri nizami harp de önemlidir nitekim Doğu Cephesinde Sovyetler'e savaş kazandıran unsunlardan birisi de yeraltı organizasyonu idi. Genelkurmay'dan çıkan eserimiz askeri öğrenciler için yazılmış bir kitap olmakla beraber dili gayet akıcıydı. Her sayfada yeni bircok bilgi öğrendim.
İkinci Dünya Savaşında İstihbaratLütfi Sel · T.C. Genelkurmay Başkanlığı · 19853 okunma