2010 yılının Mayıs ayında Meksika Körfezi'nin ta derinliklerindeki bir kuyuda oluşan patlama sonucu, hiçbir doktorun durduramadığı kanama misali okyanusa aylarca sızan petrolü hafızamdan silemiyorum. Artık kimsenin hatırlamadığı bu haber ötekiler gibi arşive kaldırılmış olabilir ama zehirlenmiş bir okyanus ötekiler gibi bir haber sayılamaz. Değişen bizim hayatlarımızdır, zehirlenmiş binlerce cansız hayvan bedeni İzlanda yanardağının külleri gibi günlerimizin hızlı koşuşturmasına yayılmıştır. Petrolden oluşmuş devasa mürekkepbalığı, mürekkebiyle turistik cennetlerin billur sularını karartır, ölümcül dokunaçlarıyla yunusları, kaplumbağaları, balinaları, balıkları, kabukluları, yosunları, deniz kuşlarını boğarken, biz teknolojinin ne kadar güçsüz olduğunun kanıtına bakakaldık. Olmaması gereken bir şey oldu ve biz buna bir çare bulmaktan âciziz. Benzeri bir durumu anımsamak için Çernobil'e uzanmak gerekiyor: Orada da olmaması gereken bir şey olmuştu ve orada da yıllarca etkisi süren uzun hastalık, yıkım ve ölüm gölgesini gözlemekten başka bir şey yapamamıştık. Ne var ki o patlama uğursuz atom bombası yüzünden ortak duyguları daha ciddi biçimde etkilemişti ve zehir havaya yayıldığından kimsenin kendini muaf tutmaya hakkı olmamıştı. Atlas Okyanusu'nun kara suları biz Avrupalılar için uzak görünebilir, kirlenen hava değil su olabilir, ama temelde ne değişir ki? Olsa olsa daha az suşi yemek zorunda kalabiliriz! Aslında bu felaketin bize anımsattığı, insanın teknik ve biliminin Kadiri Mutlak olmadığıdır; ileri ve şahane umutlar şimdilik belirsizliğin egemen olduğu bir geleceğin pusları arasındadır.
Tuhaflık ve ironi, Søren Kierkegaard'ın etkileyici bir fikrini uyarlarsak, "Hipernesnenin içindeyken her zaman kabahatliyizdir," gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Hiçbir şey yapmamak açıkçası hiçbir şey değiştirmeyecektir. Bir Prius mu kullanıyorsunuz? Neden olmasın (ben kullanırım)? Fakat bu uzun vadede sorunu çözmeyecek. Oturmuş Prius sürücülerini mi eleştiriyorsunuz? Bunun hiç de yardımı dokunmayacak. Ya bir halk ordusu kurarak devlet kontrolünü ele geçirmek? Yeni toplumun küresel ısınmanın üstesinden gelmek için yeterli zamanı ve kaynağı olacak mı? Güneş panelleri mi? Enerji üretmek için çok fazla enerji harcıyorlar. Nükleer enerji mi? Fukushima ve Çernobil yetmez mi? Fosil yakıtlarının tümünün kullanımından vazgeçmek? Böyle devasa bir geçişe hazır mıyız? Her pozisyon "yanlıştır": Her pozisyon, özellikle de her şeyden daha iyi bildiğini düşünen çokbilmiş kinizm dahil olmak üzere.
"Her şey, Yaratıcı'nın elinden çıktığında iyidir; insanoğlunun elinde bozulur. İnsanoğlu bir toprağı başka bir toprağın ürünlerini beslemeye, bir ağacı başka bir ağacın meyvelerini taşımaya zorlar; iklimleri, elementleri, mevsimleri birbirine karıştırır, karmakarışık yapar; köpeğini, atını, tutsağını sakatlar; her şeyi altüst eder, her şeyin biçimini değiştirir biçimsizliği, aykırı yaratıkları sever; hiçbir şeyi, hatta insanı bile, doğanın yaptığı şekliyle istemez."
Jean-Jacques Rousseau, Emile
Kilo alımına neden olan aşırı kalori günümüzde en çok bir laboratuvar deneyi sonucu keşfedilmiş olan nişasta bazlı şekerden gelir. Bu nişasta bazı şekerin kaynağı mısırdır. Yani doğal şeker olan şeker pancarı ya da şeker kamışı değildir. Endüstri, nişasta bazlı şekeri vücudumuza tatlandırılmış adı altında sınıflanan gazlı ve gazsız içecekler, meyve suları, market raflarındaki paketli gıdaların %90'ından fazlasında, hatta soslar, ekmek, meyveli yoğurt vb pek çok şekilde aldırır.
Birileri Çernobil'den, bizi çayda radyasyon olmadıgına inandırmak için kameraların karşısında gösterişle çay içen bakandan bahsediyordu. (Eski hikayeydi, aylardır çiğnene çiğnene çürümüş sakız. Ama unutamayacağız
ki. Gelecekte her birimiz takır takır kanser olduğumuzda, karşımızda çay höpürdeten o bakanı hatırlayacağız. (Ölümsüzlük bu olsa gerek.)