Kitabın ilk bölümlerini okurken ne okuduğumu sorgulayıp dehşete düştüm açıkcası.
Tüm kötülüklerin (gasp,tecavüz,hırsızlık,şiddet vb.) serbest olduğu bir distopya da geçen romanda ilk bölümlerde başrol Alex ve çetesinin + benzer başka çetelerin hiç pişman olmadan,zevk alarak yaptıkları tüm kötülükleri konu alıyor.
İkinci bölümde ise çetesinde ki kardeşlerine liderlik yapmak istediği için ve haksız yere liderliğinden,kardeşlerine uyguladığı şiddetler yüzünden kardeşlerinin planladığı ihanetin,intikamın üzerine hapse girmesi,sonrasında hapiste tekrar bir cinayet işlemesi üzerine hükümetin yeni tedavisi olan kötülülerin 15 gün içinde iyileştirilmesinin ve topluma kazandırılmasının ilk kobayı oluyor.Hükümet zorla,işkenceyle,kendi iradesi dışında iyi bir insan olarak Alexi topluma kazındırdığına inanıyor.Zaten kitabın tüm mesaj burada barınıyor.Bir insanın elinden tüm seçim şansını alsak ve bu sayede iyiliği seçmiş olsa gerçekten özünde iyi bir insan olmuş olur mu? Yoksa iyi bir insanı iyi yapan onun kötülüğü seçme imkanı varken elinin tersiyle itmesi mi? Başka bir seçenek yoksa yapılan iyilik zorunluluk olmaktan başka nedir ki? İnsanı insan yapan onun kendi iradesi ile seçim şansına sahip olmasıdır aslında, ya bu iradeyi de çekip alırsak?Kısacası Alex otomatikleştirilmiş bir portakal oluyor.
Üçüncü bölümde ise tedavi sonrası artık hiç kötülük yapamayan Alex dışarı çıkınca eskiden kötülük yaptığı insanlar ondan intikam alıyorlar,şiddet uygulayıp eziyet ediyorlar bunlardan kurtulup muhalefetin eline düşen Alex onların da ihanetimsi yöntemiyle eski haline geri dönüyor.(Kitapta iki yüzlü siyasete de değiniyor).Tekrardan çete kuruyor,kötülüklerine devam ediyor ta ki eski çetesinden kardeşinin birini evlenmiş mutlu olduğunu görene kadar.Sonra kendisi de evlenmek çocuk sahibi