Bu noktada bir sorun çıkıyor: Korkulmaktan çok sevilmek mi iyidir, yoksa sevilmekten çok korkulmak mı? Benim yanıtım bunla rın ikisinin de gerekli olduğudur; ama ikisini bağdaştırmak güç gö züktüğüne göre, birinden biri olmayacaksa sevilmekten çok korkul mak bence çok daha güvenlidir. Çünkü insanlar hakkında genelde şu söylenebilir: Nankör, değişken, içten pazarlıklı, korkak ve çıkar cıdırlar; onlara iyilik ettiğin sürece hepsi seninledir; yukarıda da de diğim gibi, gerekmedikçe kanlarını, mallarını, canlarını ve çocukla rını sana sunarlar ama bir gerekmeye görsün hepsi senden yüz çevi rirler. Sadece onların sözüne dayanan prens, başka önlemler alma mışsa, ortada kalır ve yok olup gider; çünkü gönül yüceliği ile değil de para gücüyle edinilmiş dostluklar borç alınmıştır kazanılmış de ğil ve tam da gerektiği zaman kullanılamaz olurlar. Ve insanlar, kendini sevdirmek isteyenden çok korkutmak isteyeni kırmaktan çe kinirler; çünkü sevgi bağı şükranla örülmüştür yani insanların ko partmakta duraksamadıkları bir iplikle zira ki kişisel çıkarları söz konusu olduğunda insanlar hainleşirler; ama korku bağı insanları hiç terk etmeyen ceza yemek korkusuyla dokunmuştur.
Yani verici ol, cömert ol. Ahlakın bir diğer mühim unsuru cömertlik; verdiğin senin, aldığın değil; elini vermeye alıştır, bir gün can vereceksin; beden almakla doyar, ruh vermekle.
Ahlak her an huzurda, O'nunla iletişim hâlindeymiş gibi yaşamaktır. Bugünlerde bundan uzak olduğumuz; materyalist, maddeci bir tutum benimsediğimiz; her şeyi elimizle dokunup gözümüzle görebildiğimiz şeylere göre dizayn ettiğimiz ve görülmeyi, tanınmayı, bilinmeyi, insanlar tarafından müşahede edilmeyi çok önemsediğimiz için bu noktada epey kayba uğradık, örselendik. Yani yediğimiz yemeği bile resimlerle sağa sola servis etmek gibi; ibadetimizi selfielerle diğer insanlarla paylaşmak gibi; her hâlimizi birilerine göstermezsek geçerli olmayacakmış gibi bir yapay- lığı ve suniliği benimser hâle geldik. Bütün bunlar tasannu eseridir, gösteriştir... İşte bu bizi değersizleştiriyor, tenzil-i rütbeye mahkum ediyor, aşağı çekiyor.