Nagel, Katherine'in tüm bu anlattıklarıyla nereye varmaya çalıştığını anlamıyor gibiydi. "Ölüme mi hazırlıyor? Nasıl?"
Katherine, "Sanırım, bu sorunun ,cevabı sizi şaşırtacak," dedi. "Beni çok şaşırtmıştı. Ölüm farkındalığını ve beyni araştırırken, yoğun ölüm korkusunun tutarlı bir dizi davranışsal tepki ürettiğini öğrendim ama hepsi de bencilceydi."
"Pardon?"
Katherine, "Korku bizi bencilleştiriyor," dedi. "Ölümden ne kadar çok korkuyorsak kendimize, eşyalarımıza, güvenli alanlarımıza. . . bizim için tanıdık olan şeylere o kadar çok tutunuyoruz. Yoğun milliyetçilik, ırkçılık ve dini hoşgörüsüzlük sergiliyoruz. Otoriteyi reddediyoruz, toplumsal ahlaki değerleri umursamıyoruz, kendimiz için başkalarından çalıyoruz ve daha materyalist bir hale geliyoruz. Gezegenin kaybedilmiş bir dava olduğunu ve hepimizin zaten sonunun geldiğini düşünerek çevremize karşı sorumluluk duygumuzu kaybediyoruz."
Nagel, "Bu endişe verici," dedi. "Bunlar küresel huzursuzluğu, terörizmi, kültürel ayrışmayı ve savaşı besleyen davranışlar."
Evet bu memlekette kadınların eti de canı da sudan ucuz. Bu memlekette kadınlar, erkeklere kurban diye sunulmuş, hem zevklensinler hem de işlerini gördürsünler hem de öldürsünler diye...
“Niye onlar için içmiyoruz? Niye onlardan konuşmuyoruz? Onlar senin parçan. Farkında değil misin, onların anıları seni güzel bir adam haline getiriyor. Çektiğin acı seni büyütüyor. Bana gelince seni onlardan ayrı düşünmedim ki hiç. Düşünmek değil, hayal bile etmedim. Onlar zaten hep vardı. Şimdi de varlar. Onlar senin olduğu kadar benim de ölülerim artık. Anlamıyor musun Nevzat, seni ben onlarla birlikte sevdim.”