Puan vermedi·559 syf.·
2020 648. kitabı
Sefiller ile Suç ve Ceza kitapları benim klasik ve kitap okuma alışkanlığı kazanmamda çok etkisi olmuş eselerdir. Belki ikisini de okuyalı 15 yıl olmuştur ve bana kitap okumayı sevdirdiklerinden benim için çok özel bir yere sahiptirler. Dolayısıyla Sefiller'in yazarı Victor Hugo'dan yine böylesine şahane bir eser okuduğum için çok mutluyum. Kitabın ilk 200 sayfası bir çok okura sıkıcı gelebilir. Yoğun Paris tasvirleri, Notre Dame Katedrali hakkındaki mimari bilgiler, kitabın başlangıç olarak çok fazla karakter içermesi okuru yoran etmenler gibi görünüyor. Fakat bu sıkıcı bölümlerde bile yazar benim çok fazla ilgimi çeken bir konuya değiniyor. Matbaanın icadıyla, bir çok kitabın basılacağından ve bu durumun mimariyi bitireceğinden söz ediyor. Gerçekten gününüzde eskisi kadar etkileyici, görkemli, mimari şaheser diyebileceğimiz eserlerin çok azaldığını görmek yazarı haklı duruma getiriyor. Sıkıcı diyebileceğim bu bölümleri geçtikten sonra akıcı, altyapısı hazırlanmış çok güzel bir hikayeyle karşılaşıyoruz. İnsanların göründüklerinden çok farklı olabilecekleri, toplum içerisindeki sınıf farklılıkları, fedakarlık, aşk ve saplantı gibi konular çok iyi işlenmiş. Ben çok severek okudum ve en kısa zamanda filmini de izleyeceğim. Kitap dolu günler dilerim.
İnceleme
Notre Dame'ın KamburuVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202242,2bin okunma
Puan vermedi·157 syf.·
2026 27. kitabı
Bir yazarın ilk eseri çoğu zaman ya çıraklığının itirafı ya da olacaklarının habercisidir. İnsancıklar her ikisidir. Dostoyevski bu romanı 1846'da, yirmi dört yaşında yazdı. Belinski onu "yeni bir Gogol" diye ilan etti, Petersburg salonları genç adamı omuzlarına aldı, sonra bir yıl içinde yere bıraktı. Yirmi yıl boyunca Dostoyevski o ilk anın gölgesinde yaşadı; Suç ve Ceza gelene kadar adı bu kitapla birlikte anıldı. Şimdi geriye dönüp baktığımızda, gençliğin coşkusu sönmüş, gerçek görünür: *İnsancıklar* iyi bir roman değildir; ama büyük bir romandır. İkisi aynı şey değildir. Hikâye basit: orta yaşlı, yoksul, alkol problemi olan bir devlet katibi Makar Devuşkin ile uzak akrabası olduğu öksüz genç kadın Varvara Dobroselova mektuplaşır. Aynı sokakta, karşı pencerelerden birbirlerini görebilecek mesafede yaşarlar. Makar maaşının önemli bir kısmını gizlice Varvara'ya gönderir; bunun karşılığında bir teşekkür, bir mendil, bir kitap, bir umut alır. Roman bu mektupların birikiminden ibarettir. Sonunda Bikov adlı zengin bir adam çıkagelir, Varvara'yı eski bir hesabı kapatmak için satın alır, taşradaki çiftliğine götürür. Makar yapayalnız kalır. Hikâye burada biter; ama hikâyenin yıkıcılığı tam burada başlar. Dostoyevski'nin bu kitapta yaptığı şey Rus edebiyatına bir arketip kazandırmaktı: "küçük adam." Devlet katibinin paltosunu Gogol önce kendisi giydirmişti, ama o paltonun içine bir ruh yerleştiren Dostoyevski oldu. Gogol'ün Akaki Akakiyeviç'i acınası bir karikatürdü; Dostoyevski'nin Makar'ı acınası bir insandır. Aradaki fark devasadır. Çünkü Makar yoksuldur, ama gururludur. Yoksulluğunun farkındadır, üstelik gizlemeye çalışacak kadar gururludur, daha da kötüsü, bu çabasının boşunalığını bildiği için iki kat acı çeker. Romandaki en derin satırlar bu utancın etrafında
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 200777bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·160 syf.··
2026 9. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 19:18
Suç ve Ceza dan sonra herhangi bir kitabı soluksuz okuyamam tabularımı epey uzun zaman da olsa sonunda bu kitapla birlikte yıkabildim.Girişte ilk sayfayla birlikte merak uyandırıp adeta okuyucuyu içine çekiyor.Yazarın Mardin yerlisi gibi yapılara,rivayetlere hâkim oluşu da Mardinli mi acaba diye sorgulatıyor.Yerlisi olmamasına rağmen bölgeyi bu kadar iyi tariflemesi kitap yazılırken üzerindeki emeği gözler önüne seriyor.Konusuna gelecek olursak yine aynı hayranlıkla okudum.Bir toplumun benimsediği inanç biçimini,bundan kaynaklı gördüğü zulmü bu toplumun bir bireyiymişçesine anlatmak ancak en ince ayrıntısına kadar yapılan bir araştırmayla mümkün olur.Her detaya gösterilen hassasiyet ve bilginin bu şekilde roman haline getirip bize sunduğu için Saygıdeğer yazarımıza teşekkür etmek bile az kalır.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,8bin okunma
Çarkların dişleri arasında bir yaşamla nasıl mücadele edilir?
7/10
·328 syf.·
2026 13. kitabı
Rachel Kushner, 1968 doğumlu Amerikalı bir yazar. California Üniversitesi’nde Siyasal İktisat okuduktan sonra Columbia Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık eğitimi almış. Genellikle siyasi gelişmeleri, toplumsal sorunları ve farklı alt kültürleri eserlerinde ele almayı tercih ediyor. İlk romanı "Küba’dan Teleks (2008)" ile dikkat çeken yazar, 70'lerin sanat ve siyaset dünyasını işlediği "Alev Püskürtenler (2013)" ve ABD hapishane sistemini anlattığı "Salon Mars (2018)" kitaplarıyla tanınıyor. Son olarak "Creation Lake (2024)" adlı romanı yayımlanan yazar, kariyeri boyunca Booker, Ulusal Kitap Ödülü, Fransa'nın saygın Prix Médicis gibi prestijli edebiyat ödüllerinde finale kalmış. Gerçekçi gözlemleri ve toplumsal konulara yaklaşımıyla günümüz edebiyatının dikkat çeken isimleri arasında yerini bulmuş. Ayrıca, Kushner’ın yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda çok güçlü bir deneme yazarı olduğunu da belirtmek isterim. Yazarın "The Hard Crowd: Essays 2000–2020 (2021)" adlı yirmi yıllık siyaset, sanat, müzik, adalet sistemi ve kişisel anılarını içeren ödüllü deneme derlemesi ve "The Strange Case of Rachel K (2015)" adında yayımlanmış bir kısa öykü derlemesi de bulunuyor. Kushner ile ilgili bir diğer önemli ve dikkatimi çeken detay ise kitap yazarken adeta bir gazeteci gibi derin araştırmalar yapması oldu. Çünkü "Salon Mars" romanını yazabilmek için yıllarca Kaliforniya'daki kadın hapishanelerini ziyaret etmiş, mahkumlarla ve gardiyanlarla görüşmeler yapmış. Yeni romanı "Creation Lake" için ise Fransa'nın kırsalındaki aktivist komünleri ve mağara tarihini yerinde incelemiş. Bu bakımdan araştırmacı yönünü takdir ettim. "Salon Mars", Amerika’daki kadın cezaevi sistemini, yoksulluğu ve hukuk sisteminin açıklarını birçok karakterin kesişen hayatları üzerinden anlatmaya çalışan bir
Edebiyat
Salon MarsRachel Kushner · Siren Yayınları · 2024194 okunma
Puan vermedi·440 syf.··
2026 17. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 00:11
Kitabımız merkezine Şehnaz ' ı alarak üç kuşak boyunca kadınların, aktarılan travmalarını ,aile sırlarını ve takıntılı bir aşkın anatomisini biz güzel okuyucularına sunar. Şehnaz yani anlatıcımız ekonomi profesörü bir kadındır ve unutma yetisini kaybetmiş, hafızasının derin dehlizlerinde kaybolmuş herşeyi hatırlayarak ödül mü ceza mı ikileminde yaşamaktadır.Annesi ve anneannesi ile kuşaktan kuşağa devredilemez bir kaderin ortasında birbirlerine ayna tutarlar. Şehnaz ayrıca yasak bir ilişkinin pençesindedir. Hocası olan ve evli de olan E.ile 30 yılı aşkın saplantılı bir ilişki yaşayan Şehnaz bu adamdan kopamaz da ,ama içinde olmaktan da memnun olmadığı ,onu tükettiğini bildiği bu ilişkiyi tutkuyla sürdürür,yıkıcı yanlarıyla mücadele eder. Tüm bunların yanında bir gece annesinin uykusunda yürümesi ve Şehnaz’ın o güne dek hiç bilmediği aile sırlarını ifşa etmesiyle beraber hikaye önce düğümleniyor, annenin uyurgezerliği sürdükçe de o düğüm yavaş yavaş çözümlenir.Unutamayan bir bellek ,hayata renk verdiğini düşündüğü ama hayatını maffeden bir aşk ve arka fonda Osmanlı 'dan Cumhuriyet 'e kadar yaşanmışlıkları ,siyasi diplomasisi ile bir Türkiye . Unutmak bir kaçış mıdır, yoksa hatırlamak zihne verilmiş en büyük ceza mı? Kitap boyunca hep bu soru kafamızı kurcalar. Aile ile sırları ,psikolojik tahliller ,derin yüzleşmelerle dolu güzel bir kitap bırakıyorum buraya .Herkese iyi okumalar.
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267,2bin okunma
7/10
·329 syf.··
2026 36. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 10:27
Ödüllü bir kitap olduğu için okumak istedim, ABD'de The Short Cut adıyla basılmış ama ne İngilizce ne de orijinali İtalyanca'dan Türkçe'ye çevirilmiş basım bulamadım. Ben de İtalyanca dilinde epub bulup Calibre uygulamasından Türkçe'ye çevirip okudum. Öldürme Zamanı adıyla filmi de yapılmış. İtalyan sömürgesinde subay olan karakterimiz, Etiyopyalı Mariam'la karşılaşır aralarında birşeyler yaşanır yanlışlıkla kadını silahla yaralar acı çekmesin diye öldürür ve kimseye söylemeden gömer. Cildindeki izlerden dolayı kadından dolayı cüzzama yakalandığını sanır. Sürekli yakalanma korkusuyla yaşar. Doktoru, binbaşıyı, kızın babasını ve hatta kardeşini öldürmeyi düşünür. Sonunda cüzzam olmadığı anlaşılır, kimse şikayet etmez, hukuki olarak ceza da almaz, İtalya'ya döner. Kitap güzel ama katilin cezalandırılmaması bakımından okuyucuyu rahatsız edebilir. Çünkü hissettiği tam olarak bir vicdan azabı değildir ahlaki bir pişmanlıktan çok bencil bir korkudur.
Tempo di uccidereEnnio Flaiano · Adelphi · 20211 okunma